Gönderen Konu: Bogazlar Tuzugu ve Montro  (Okunma sayısı 333 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 767
  • 52
  • DefenceTurk.com
Bogazlar Tuzugu ve Montro
« : 19 Ağustos 2019, 09:35:59 »
Sanirim Bogazlar Tuzugu degisikligi ile ilgili haber arkadaslarin gozunden kacti. Ben yine de ilgili degisiklik ilerde olasi ne tur sorunlar yaratabilecegine dair makaleyi ilgilenen arkadaslar icin paylasiyorum.

https://www.denizhaber.net/yazi/eyvah-ulusal-menfaatlerimize-gecmis-olsun-561.htm

Ayrica MONTRÖ anlasmasini kimler ve ne amacla degisimini istemekteler ile ilgili Sn Cem Gurdeniz anlatimini iceren videoyu izlemelerini oneririm.

https://www.youtube.com/watch?v=mT7XVU_21Yc

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 767
  • 52
  • DefenceTurk.com
Ynt: Bogazlar Tuzugu ve Montro
« Yanıtla #1 : 21 Ağustos 2019, 11:04:52 »
Boğazlarımız ‘ücretsiz açık otoparka’ dönüştürüldü!

Peki nedir bu 48 saat muafiyeti?

Montrö gereği gemiler her iki boğazı da bekleme yapmadan geçmek zorundadır. O şekilde geçerlerse sadece sağlık kontrolüne tabi olurlar. Dünyanın her limanında yapılmakta olan gümrük kontrolü, polis kontrolü, Liman Devleti kontrolü gibi kontrollerden ise muaf olurlar. Bunlarla ilgili hiçbir vergi ya da harç ödemeden geçebilirler. Özetle hiçbir yerde durmaksızın geçen gemilere Türkiye egemenlik haklarının tamamını uygulamaz. 48 saat imtiyazı, Boğazlar civarında bekleme yapmak isteyen gemilere, Montrö’nün sağladığı bu hakkı 48 saat boyunca sürdürme imkanı sağlar. Fakat beklerken 48 saati bir dakika dahi geçirirlerse artık Montrö muafiyetinden çıkar ve tamamen ulusal mevzuatımız kapsamına girerler. O tür gemiye yukarıda sıraladığım tüm kontrolleri de yaparız bu işlemlerden doğan tüm vergi ve harçları da tahsil ederiz. Hatta o tür bir gemi İstanbul ya da Çanakkale Boğazından geçerken kılavuz kaptan da almak zorundadır.

BU TALEP ALEYHİMİZE

Geldik 2000’li yılların başlarına.

“48 saat bekleme süresi bize yetmiyor bu süre 72 saat olsun” talepleri başladı. Çok etkin bir lobi faaliyeti yürütüldü ve bu talep 2016 yılına kadar defalarca tekrarlandı. Bu talebin kabul edilmesi demek Montrö’nün egemenlik haklarımızla ilgili kısıtlayıcı uygulamasını Türkiye’nin aleyhine olacak şekilde değiştirmek anlamına gelir. Bu sebeple bu talep her defasında şiddetle reddedildi.

12 Nisan 2016

Dönemin UDH Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Deniz Ticaret Odası toplantısında bir açıklama yaptı. 48 saat uygulamasını değiştireceğiz dedi. İnanılır gibi değildi. Yıllardır 72 saate bile hayır diyen istikrarlı devlet politikası bir anda 48 saat muafiyetini 240 saate çıkartacağını söyledi.

1936 yılında Montrö’de yedi düvele karşı verdiğimiz mücadele şimdi ülkeyi yönetenlerle ulusal menfaatlerimizi korumaya çalışanlar arasında verilmeye başlamıştı. Dönemin Kıyı Emniyeti Genel Müdürü doğacak teknik sorunları anlatarak değişikliğe olumsuz görüş verdi.

Fakat ne fayda...

Sonrasında zorlanarak görüşü olumluya çevrildi. Bu süreç tamamlandıktan sonra da görevinden alındı. 23 Ocak 2017 tarihinde toplanan Denizcilik Koordinasyon Kurulu toplantısında ise Genel Kurmay Başkanlığı değişikliğe “Olumsuz” görüş verdi. Bu manevra da değişiklik yapılmasını ancak bir süreliğine öteleyebildi ve maalesef Temmuz 2017’de değişiklik yürürlüğe girdi. Fakat hemen üzülmeyin. Lütfedilmiş ve 240 saat 168 saate düşürülmüştü!

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yapılan bu büyük hatanın Cumhurbaşkanlığı tarafından düzeltileceğini ümit ediyorduk lakin geçen hafta çıkan yönetmeliğin 11inci maddesiyle Cumhurbaşkanı da egemenlik haklarımızı kısıtlayan bu maddeyi onaylamış oldu.

Bakınız, 48 saati aşan gemi Montrö kapsamından çıkar. Tamamen ulusal mevzuatımız kapsamına girer. Eğer ki Türk Bayraklı gemi sahipleri “48 saat bize yetmiyor, ödediğimiz vergiler, harçlar da çok yüksek. Ticari rekabet gücümüzü arttırmak için bu süreyi bizim için arttırın” diyorsa bu sorun çok rahatlıkla ilgili diğer mevzuatta yapılacak düzenlemelerle çözülebilirdi. Türk Bayraklı gemilere bu tür bir teşvik rahatlıkla verilebilirdi. Hatta bu durum Türk Bayrağına geçişi de arttırırdı. Buna da kimse itiraz edemezdi. Çünkü 48 saat bekleme süresini dolduran geminin artık Montrö muafiyetiyle ve Montrö hükümleriyle ilgisi yoktur. Yani bu durumu ulusal menfaatlerimizi arttırmak yönünde kullanabilirdik. Fakat öyle yapmadık ve hiçbir karşılık almadan; egemenlik haklarımızı daha da kısıtladık ve bütün dünyaya ticari imtiyaz sağladık.

Sonuçta bu uygulama ile:

1- Montrö’de bir takım kazanımlar elde edebilmek amacıyla taviz vermek zorunda kalmış ve egemenlik haklarımızı 48 saat askıya alabiliriz demiştik. Şu anda ise hiçbir karşılık almadan egemenlik haklarımızı 168 saat (7 gün) askıya almış olduk.

2- 48 saatini dolduran gemi Boğazlardan geçerken kılavuz kaptan almak zorundaydı. Yeni uygulamayla kimse 168 saatin dolmasını beklemeyeceği için kılavuz alma zorunluluğunu da resmen kaldırmış olduk. Kendi elimizle Boğazlarda emniyet zafiyeti oluşturduk.

3- Bekleme yapan gemi sayıları arttığından demir yerlerinde ve Marmara Denizi içinde gemi yoğunluğu da arttı. Bu gemiler denetlenemiyor. Bu gemiler çöplerini, kirli sularını, zehirli gazlarını bizim sularımıza mı atıyor bizim havamıza mı salıyor belli değil. Onlar rahatlıyor biz zehirleniyoruz.

4- Bekleyen gemi yoğunluğundan kaza riskleri de arttı. Can, mal ve çevre emniyetimiz tehlikeye düştü.

5- Gemi yoğunluğu fazla olan bir bölgeye yapılacak her hangi bir terör saldırısının yıkımları da çok büyük olacaktır. Hele ki o bölgede milyonlarca ton kimyasal yük, yanıcı patlayıcı yük taşımakta olan gemiler de varsa.

Yani giden sadece egemenlik haklarımız değil. Can ve mal güvenliğimiz de tehlikede.

En basit ifadeyle Boğazlarımız “ücretsiz açık otoparka” dönüştürüldü. Hiç vakit kaybedilmeden bu hatadan dönülmelidir.



https://www.denizhaber.net/yazi/bogazlarimiz-ucretsiz-acik-otoparka-donusturuldu-562.htm

Çevrimdışı SKYWOLF

  • SKYWOLF
  • Genel Yetkili
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 38967
  • 328
Ynt: Bogazlar Tuzugu ve Montro
« Yanıtla #2 : 21 Ağustos 2019, 11:10:48 »
Peki bizimkiler neden böyle bir şeye izin vermiş olabilir?
ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 767
  • 52
  • DefenceTurk.com
Ynt: Bogazlar Tuzugu ve Montro
« Yanıtla #3 : 21 Ağustos 2019, 23:11:33 »
Peki bizimkiler neden böyle bir şeye izin vermiş olabilir?

"Ozet olarak Kostercilerimizin 48 saatlik beklemeyi yeterli gormediklerinden dolayi . Ancak bu aralik yapilan cogu  iste oldugu gibi ilgili kurumlarin gorusu yok sayilip ilerisi icin bizlere sorun olabilecek genel bir degisiklik yapildi.Halbuki sadece Turk armatorlerin maduriyetini gidermek amaci ile Bogazlar genel Tuzugune degisiklik yapilmadan daha degisik yontemler gelistirilebilirdi"

Uğraksız geçişte ek süre müjdesi, "Dunya gazetesi"
48 saatlik süre armatörlere çoğunlukla yetersiz geliyordu. 48 saati aşan gemilerin yeniden liman evrakı alarak ek ücret ödemesi gerekiyordu. Bu da binlerce dolarlık ek masraf anlamına geliyordu. Bu nedenle sektör temsilcileri uzun zamandır sürenin uzatılması için yoğun çaba sarf ediyordu.

Bu konuda en fazla sıkıntı yaşayan kesimlerden biri de kuşkusuz Karadeniz ve Akdeniz havzasında çalışan kostercilerdi. Çünkü boğazları büyük armatörlere göre çok daha fazla kullanıyorlar. Dolayısıyla ilk konuştuğum isim de geçtiğimiz haftalarda görevi eski Başkan Salih Zeki Çakır’dan devralan yeni KOSDER Başkanı Hüseyin Kocabaş oldu. Kocabaş, “Eski Başkan Salih Zeki Çakır’ın bu konunun çözümü noktasında çok büyük emeği var. KOSDER’in transit bekleme süresiyle ilgili girişimleri nihayet sonuç verdi. Derneğimizin talebini yerinde bulan ve bu değişikliğin gerçekleşmesinde katkısı olan başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanımıza ve Bakanlar Kurulumuza, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşarımıza, Müsteşar Yardımcımıza ve Genel Müdürlerimize, emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunarız” dedi. Denizcilik sektörünün duayenlerinden TOBB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Halim Mete de yeni süreden duyduğu memnuniyeti şu sözlerle ifade etti: “Uğraksız bekleme süresinin 148 saate çıkması için büyük emekler sarfettiğine yakınen şahit olduğum UDHB Müsteşarı Sayın Suat Hayri Aka’ya ve yine emeği geçen tüm kurum, kuruluşların temsilcilerine, tüm denizci dostlarımıza da ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum. Artık kendi limanlarımızda, yani evimizin önünde makul bir süre, para ödemeden kalabileceğiz.”
Ülke ekonomisine önemli katkı

Bu zaman uzatımı ile sağlanan maliyet avantajı işin sadece bir tarafı. Bir de gemi ikmalcilerine, dolayısıyla ülke ekonomisine sağlayacağı fayda kısmı var. Eski KOSDER Başkan Salih Zeki Çakır hayırlı olsun mesajında, armatörlere önemli operasyonel kolaylıklar sağlayan bu değişikliğin aynı zamanda gemilere mal ve hizmet tedariki gerçekleştiren Türk firmalarımıza da çok ciddi ekonomik kazanç sağlayacağına dikkat çekti.

Başkan Kocabaş’ın dikkat çektiği bir başka boyut daha var. O da bizdeki kısa bekleme süreleri nedeniyle Yunanistan ve Malta’ya kaptırılan yabancı armatörlerin çekilmesi için doğan fırsat! Kocabaş, şöyle dedi:

“Bu gelişme ülkemize büyük katma değer sağlayabilir. Kendi tonajımızdan ziyade bir katma değer yaratması için buranın yabancı armatörlerin ikmal noktası olmasını sağlamamız lazım. Bunu kruvaziyerlere, gemi acentelerine, büyük gemi armatörlerine çok iyi duyurmamız lazım. 148 saate kadar kalabileceklerini bilmelerini sağlayıp, İstanbul Limanı’na kaydırmamız gerekiyor. Bu güzel gelişme sonucu artan taleple demirleme alanlarında yer sorunu çıkabilir. Kumkapı’da gemilerin demirlemesi için ayrılan yer yetmeyebilir. Ama burada esas olan gemilerin sadece ikmal süresi boyunca durması. Keyfi beklemelerin olmaması için bakanlığın bir denetim mekanizmasını hayata geçireceğini düşünüyoruz. Ayrıca bu yeni değişiklikle birlikte KOSDER olarak gemilerin bekleme yapacakları yeni bir yerin yapılması için çalışmaları da başlatmak istiyorum.”

Bu konuda büyük emeği olan isimlerden biri de aynı zamanda DTO Yönetim Kurulu Üyesi olan Düzgit Group sahibi Recep Düzgit. Sürenin uzatılmasının sektör açısından önemli ve sevindirici bir gelişme olduğunu söyleyen Düzgit, “Gemilere acentelik hizmeti sunan ve ikmal işinde olan bir firma da olmama rağmen gemilerin 48 saatten fazla kalmasını istemem aslında. Çünkü iş yapmaları için seferde olmaları gerekir. Ancak maalesef 2008 krizinden bu yana gemilerimiz eskisi kadar kolay yük bulamıyor” dedi.

https://www.dunya.com/kose-yazisi/ugraksiz-geciste-ek-sure-mujdesi/375872

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 767
  • 52
  • DefenceTurk.com
Ynt: Bogazlar Tuzugu ve Montro
« Yanıtla #4 : 26 Ağustos 2019, 10:20:26 »
** Yola yola bitiremedik . Elimizden hic biri kurtulamadi . Soz gelimi ozellestirdik , Ormanlar,Daglar, Limanlar,Akersular,Barajlar,Fabrikalar  say say bitmez mumkun olsa tenefus etmekte oldugumuz havayi ozellestirip bizlere M3 bazinda pazarlayacaklar.

Türk Boğazları'nın özelleştirilmesinin yolu açıldı!

Bakınız bu sorunun çözümü çok basittir. Çözmek için yeni bir şey yapmaya da gerek yoktur. Ulaştırma Bakanlığı tüm bu değişikliklere başlamadan önce ulusal mevzuatımızda şu madde vardı...

Türk halkının can, mal emniyetini ve ulusal güvenliğini ilgilendiren bir meslek kolunda çeyrek asırdır sürmekte olan rant savaşları iyice kızıştı. Vaktiyle sadece limanlarımızı ve körfezlerimizi sarmış olan bu savaşa devlet eliyle Türk Boğazları da dahil edildi.

***

Bir geminin karasularımızda veya Boğazlarımızda kaza yapması durumunda oluşacak olan can ve mal kayıplarının, çevre felaketlerinin boyutlarını yıllar içinde yaşadığımız çok acı tecrübelerle öğrendik. Peter Zoranic, Independenta, Nasia kazaları Türk halkının unutamayacağı deniz felaketlerinden sadece bir kaçıdır. Özellikle Boğazlara yakın şehirlerde yaşayan halkımız bunun acı sonuçlarını defalarca yaşamıştır. Bundan sonra da bu tehlikeler ve tehditlerle yaşamımızı devam ettirmek zorundayız.

Bu tür faciaların oluşmasını engelleyebilmenin en etkin yöntemlerinden biri gemilerin Boğazlardan geçiş yaparken kılavuz kaptan ve römorkör almalarıdır. Yani kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti kamu emniyeti ve güvenliğini arttırmaya yönelik verilmekte olan kamusal bir hizmettir. Devletin vatandaşının canını, malını koruyup kollamaya yönelik vermek zorunda olduğu kamu hizmetidir. Devlet otoritesinin gücünü gösterir ve devletin onurudur.

Türk Boğazlarında bu hizmetler sadece can, mal ve çevre emniyeti değil aynı zamanda ulusal güvenliğin de sağlanmasında çok önemli rol oynar. Çünkü bu hizmetlerle ilgili hükümler Montrö Sözleşmesinde de yer almaktadır. Montrö gereği bu hizmetler her ne kadar barış zamanında isteğe bağlı olsalar da savaş tehdidi ve savaş zamanlarında mecburi hizmetler olacaktır. Yani örneklendirmek gerekirse Türk Boğazlarında bu meslek kolunun ordumuzdan, polis teşkilatımızdan farkı yoktur. Dolayısıyla bu hizmetler verilirken asla ticari menfaat düşünülemez. Bu iş kolu asla rant kapısı haline dönüştürülemez. Türk halkının can, mal ve çevre emniyeti ile ulusal güvenliğinin garantisi olan bu hizmetler devlet otoritesinin gücüne sahip kamu kuruluşları tarafından verilmelidir. Zaten bugüne kadar uygulama bu şekilde olmuştur.

Peki ne değişti?

1990’lardan sonra sayıları artan liman bölgelerinde bu hizmeti verecek kamu kuruluşlarının bulunmayışı veya bu kurumların hizmetleri vermekte yetersiz kalmaları gibi gerekçeler öne atılarak bu hizmetler yavaş yavaş özel sektöre devredilmeye başlandı. İşte o andan itibaren ana amacı emniyeti arttırmak olan kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri, ticari menfaat konusu haline gelerek rant kapısına dönüştü. Rant savaşları başladı. Limanlarımız, körfezlerimiz bu savaşın verildiği alanlardı ama savaş henüz Türk Boğazlarına sıçramamıştı.

Süreçte neler oldu bir bakalım!

1998 yılına kadar bu hizmetleri düzenleyen bir mevzuat yoktu. İlk olarak 1998’de “Kılavuzluk ve Römorkaj Hizmetleri Teşkilatları Hakkında Yönetmelik” çıktı. Çıktı çıkmasına da rant savaşları öylesine şiddetliydi ki tam anlamıyla uygulanması bir türlü mümkün olmadı.

1998, “Bu yönetmelik ticari menfaatlerimize aykırı” dendi ve iptal davası açıldı.

2002, yönetmelik değiştirildi. Değiştirildi fakat aynı gerekçelerle yeniden iptal davası açıldı.

2004, yönetmelik iptal edildi.

2006, yeni yönetmelik taslağı yayınlandı. Ama bir türlü yürürlüğe giremedi.

2007, dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım “Kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri rant kapısı olmaktan çıkacak, hizmet kapısına dönüşecek” dedi. Fakat sonuç çıkmadı, rant savaşları devam etti.

2011, yeni yönetmelik taslağı yayınlandı. Ama bir türlü yürürlüğe giremedi.

2015, Ekim ayı sonunda yeni yönetmelik yayınlanacak haberleri çıktı. Ama yayınlanamadı.

2016 Ekim, yeni yönetmelik bir ay içinde yayınlanacak dendi. Ama yayınlanamadı.

23 Ocak 2017, yeni yönetmelik Şubat 2017’de yayınlanacak dendi ama yine yayınlanamadı.

31 Aralık 2018. Tam 14 yıl sonra, kapalı kapılar ardında hazırlanan yönetmelik“bir gece ansızın” yayınlanı verdi. Hazırlanması 14 koca yıl süren bu yönetmeliğin kusursuz olması beklenir değil mi?

Lakin öyle olmadı. Diğer sorunları çözmesi bir yana dursun bu defa yukarıda sıraladığım çeyrek asırlık ticari menfaat kavgasına, rant savaşına Türk Boğazları da dahil edildi. İnanılır gibi değildi. Montrö’ye konu olmuş, Türk halkının ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren bu hizmetler özelleştirilmek isteniyordu.

Türk halkı tepki gösterdi. Konuyla ilgili haberler yapıldı. Siyasi partiler Meclis soru önergeleri verdi. Yönetmeliğin iptali davaları açıldı. Rekabet Kuruluna şikayet edildi.

Başınızı döndürecek ama buradan sonrasına biraz daha dikkat lütfen!

31.10.2012tarihli Limanlar Yönetmeliğinde Ulaştırma Bakanlığıder ki: “İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı adına Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından verilir.” Bu hüküm halen yürürlüktedir.

31.12.2018 tarihinde çıkan farklı bir yönetmelikte ise aynı bakanlık “Boğazlarda bu hizmetler özelleşebilir” dedi.

Fakat gelen tepkiler üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı geri adım atar gibi yaptı.

Rant savaşlarının aktörleri bakanlığı öylesine etki altına almışlardı ki bakanlığın Boğazları özelleştirme kararından vazgeçmemesi için her yolu denemeye başladılar.

24 Ocak 2019,Bakanlık bir Genelge yayınladı ve Boğazların özelleştirilmesiyle ilgili sorunu çözmüş gibi yaptı. Şaka gibiydi. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mevzuatı sadece bir Genelgeyle düzeltilmeye çalışıldı. Yani ulusal mevzuat adeta oyuncağa döndü.

14 Mart 2019. Genelge manevrası tutmayınca Yönetmelikte değişikliğe gittiler. Fakat değiştirdikleri madde bırakın sorunu çözmeyi tam tersine daha da karmaşık hale getirdi.

15 Ağustos 2019.  O manevra da tutmayınca farklı bir yönetmelikle sorunu çözeceğiz dediler. O yönetmeliğin 28’inci maddesine aynen şu ifadeleri koydular: “Türk Boğazlarında kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri, Bakanlık adına Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından verilir. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KEGM) bu yetkisini devredemez.”

Artık buna “şaka gibi” bile diyemiyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mevzuatını hazırlayanlar ya “çok cahil ve bilgisiz” ya da Türk halkının aklıyla dalga geçiyorlar.

Bakınız yukarıda belirttim. 31.10.2012 tarihli yönetmelikte Ulaştırma Bakanlığı zaten bu hükmü aynen yazmış ve o hüküm halen yürürlüktedir. Buna rağmen 31.12.2018’de bakanlık kendi yazdığı hükme uymayarak bu hizmetleri özelleştirmeye kalktı. Şimdi ise aynı hükmü farklı bir yönetmelikte yazarak sorunu çözdüklerini söylüyorlar.

Bu konu tamamen teknik fakat kafaları karıştırmadan bu maddenin yarın hemen nasıl delinebileceğini anlatayım size. Yeni çıkarttıkları 28’inci madde ne diyor “KEGM bu yetkisini devredemez.” Peki soruyorum size Bakanlık devredebilir mi? Elbette “EVET”. 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi bu yetkiyi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına vermiş durumdadır. Peki, buraya kadar anlattığım değişikliklerin tamamını kim yapmıştı? 31 Aralık 2018’de çıkarttığı yönetmelikle Boğazlardaki hizmetlerin özelleştirilmesinin önünü kim açmıştı? Cevap veriyorum, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı. Yani özelleştirmenin önünü kestikleri, bu soruna nokta koydukları falan yok. Sadece şu andaki baskıyı dindirmek ve ilk fırsatta da bu özelleştirmeyi hayata geçirmek amacıyla suni ve mükerrer manevralar yapılarak virgül konmuş durumdadır.

Kafaları karışanlar için süreci çok sade biçimde bir kez daha sıralamaya çalışayım:

“Adı sürekli değişen” Ulaştırma Bakanlığı’nın politikaları da adı gibi sürekli değişiyor;

2002’de A Yönetmeliğiyle“Boğazlar özelleştirilemez.”dediler.

2012’de B Yönetmeliğiyle“Bu yetkiyi KEGM’ye verdim.”dediler.

2018’de C Yönetmeliğiyle “Vazgeçtim Boğazlar özelleşebilir.”dediler.

2019’da D Yönetmeliğiyle “Yine vazgeçtim. B Yönetmeliğinde KEGM’ye yetki vermiştim ama yetmedi aynı yetkiyi bir kez daha KEGM’ye veriyorum.” dediler.

2020’de çıkacak E Yönetmeliğinde ise ne diyeceklerini Allah bilir!

Durum işte bu kadar vahimdir. Ticari menfaatlerini arttırma amacındaki ticari kesim bir şekilde ilgili bürokratları ikna ediyor, onlar da Ulaştırma Bakanını ikna ediyor, sonrasında da Cumhurbaşkanı ikna ediliyor. Bu döngüde ticari menfaatlerini ulusal menfaatlerimizin önünde tutan çevreler kazanıyor Türk halkı ise kaybediyor.

Bakınız bu sorunun çözümü çok basittir. Çözmek için yeni bir şey yapmaya da gerek yoktur. Ulaştırma Bakanlığı tüm bu değişikliklere başlamadan önce ulusal mevzuatımızda şu madde vardı.“Türk Boğazlarındaki kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri kamu eliyle yürütülür. Bu yetki özel kuruluşlara devredilemez” Şu anda yapılması gereken de bu maddeyi uygulamaya aynen devam etmek ve “D Yönetmeliğinin 28’inci maddesini” bu şekilde düzenlemektir.

Sayın Cumhurbaşkanım, amaçları sadece ticari fayda sağlamak olan çevreler tarafından Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız da siz de eksik bilgilendiriliyorsunuz. 15 Ağustos 2019 tarihinde onayladığınız yönetmeliğin 11’inci ve 28’incimaddeleri egemenlik haklarımızı, ulusal menfaatlerimizi ve kamu güvenliğimizi zayıflatır. Bu maddeler acilen gözden geçirilmelidir. Uzun yıllardır birileri Boğazlardaki ulusal kazanımlarımızı kendi ticari menfaatleri haline dönüştürmeye çalışıyor. Montrö ile elde ettiğimiz kazanımlar teker teker elimizden gidiyor. Bunun yanında yapılan “mevzuat oyunları” sebebiyle Türk halkının devletimize olan güveni ve inancı zayıflıyor. Lütfen buna artık bir dur deyin.

NOT: Bu yazıda bahsettiğim rant savaşlarıyla ilgili daha detaylı bilgi almak isteyenler aşağıdaki köşe yazılarına bakabilirler.

Sabah Gazetesi'nden Mahmut Övür’ün 25.06.2006 / 09.07.2006 / 05.08.2006 / 19.01.2007 tarihli yazıları.

Denizhaber Ajansı'ndan Recep Canpolat’ın 14.02.2019 / 10.03.2019 / 16.03.2019 / 25.06.2019 tarihli

https://www.denizhaber.net/yazi/turk-bogazlarinin-ozellestirilmesinin-yolu-acildi-563.htm