Uzaylılar Aramızda mı?

Başlatan SKYWOLF, 05 Ekim 2014, 01:24:43

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Uzayda, Dünya dışında yaşam olduğuna inanıyor musunuz?

Uzayda hayat yok!
4 (13.3%)
Var ama bizim kadar zeki olduklarını sanmıyorum
3 (10%)
Kutsal kitaplarda belirtilen varlıklar dışında yoktur
5 (16.7%)
Filmlerdeki gibi dünya dışı zeki yaşam formları olduğuna inanıyorum
14 (46.7%)
Uzaylılar aslında gelecekten gelen insanlar
3 (10%)
Uzaylı dediğiniz şey aslında cinler vb varlıklardan başka bir şey değil!
1 (3.3%)

Toplam Oy Verenler: 30

İskender Türe'nin yazdığı Ötüken Yayınlarından çıkan Zülkarneyn isimli bir kitap var. Kur'n-ı Kerim'de kıyamete yakın ortaya çıkarak insanlara saldıracak olan Ye'cüc ve Me'cüc isimli yaratıklardan bahsediyor. Bugüne kadar bu yaratıklardan hep dünyada ortaya çıkacak belli bir kavim olarak bahsedilmiştir. Bu kitap ise başka bir olasılıktan bahsediyor. Yazar kitabının giriş bölümünde takıldığı bir noktada son dönem önemli din bilginlerinden Hayrettin Karaman'a da atıf yapıyor. Aşağıya kitabın kısa tanıtım açıklamasını bırakıyorum:

Bugüne kadar doğuya, batıya ve kuzeye seferler düzenlemiş ve yeryüzünün büyük bir bölümünü ele geçirmiş cihangir bir kral olarak düşünülen Zülkarneyn, uzaya seyahat etmiş olabilir mi? Zülkarneyn'in birinci seyahatini yaptığı "Solar Apeks"te bir karadelik olma ihtimalinden söz edilebilir mi? Zülkarneyn âyetleri ışığında kıyametimizin nasıl kopacağını anlıyoruz. Zülkarneyn'in ikinci seyahatini yaptığı "Solar Antapeks" yönünde akıllı canlıların yaşadığı sistem, Alfa Centauri olabilir mi? Kur'an, kıyamete yakın dünyaya saldırarak bütün insanları yok etmeye çalışacak Ye'cüc-Me'cüc isimli yaratıkların uzaydaki yerini tarif mi ediyor? Zülkarneyn'in Ye'cüc-Me'cüc isimli yaratıkların önüne çektiği set nasıl bir settir? Yeryüzünde böyle bir set var mıdır?
Linkback: Ynt: Uzaylılar Aramızda mı?

#711
Vardir/yoktur taraf olacak kadar veri yok benim icin ama bu konuda kafama en çok yatan yaklasimlar aşağıdakiler:

1. Fermi celiskisi : matematiksel olarak evrende büyük mesafeleri kendileri ya da teknolojileri aracılığıyla katetme becerisine sahip çok sayıda uygarlik olma ihtimali yüksek iken niye ortalik bu kadar sessiz?

2. Bu celiskiye cevaben de "Karanlik Orman Hipotezi" : Kafasi çalışan uygarlıkların kasıtlı olarak temastan kaçındığı ve kendilerini daha üstün uygarliklar karisinda yok olmaktan korumak amacıyla sessiz kalıp gizledikleri..

Beyaz adam karşısında kizilderili durumuna düşmemek yani...

Insanoglu da akıllı ise bu yola basvurur...
What is steel compared to the hand that wields it?

Bu tip olaylara klasik Newton fiziği bakış açısıyla bakamazsınız. Uygun bir ara detaylı yazarım.

 Şu koskoca evrende yalnız olma ihtimali, tersi ihtimale göre daha ürkütücü geliyor bana.

İspatlama Mecburiyeti Safsatası:

Bir şeyin yanlışlığının ispatlanamamış olması nedeniyle doğru olduğunu ya da doğruluğunun ispatlanamamış olması nedeniyle yanlış olduğunu ileri sürme.

Örnek: Uzaylıların olmadığı kanıtlanamadığına göre uzaylılar vardır.

İşin kötüsü ben de uzaylılara inanıyorum... :D  :D  :D

Bunların hepsi olasılık tabiki ama kuvvetli olasılıklar bence mevcut.

Önemli bir kısmı alamodaki testlerde yerimizi zaten tespit etmiştir. Bu tarz anormal radyasyon çıkışlarını bence rahatça tespit ediyorlardır.

Bunların dışında yaydığımız radyo dalgalarını tespit etme bence daha zor bir olasılık. Daha fiziki kurallara tabi oldukları için nereye kadar gidecekte gücünü koruyacakta tespit edilecek çok zor bir ihtimal.

Ama uzayda yaşam zannettiğimiz kadar çok olmayadabilir. Bu bizim dünyamız içinde geçerli. 400 milyon yıllık biyosfer uygunluğundan bahsediyoruz. Kıtalar yeryüzleri 1 milyon yılda bir tanınmaz hale geliyor. Bu süre içinde nice medeniyetler gelişip yok olmuş olabilir.

Dünya yaşanabilir olduğu kadar stratejik düzeyde bakıldığında bir o kadarda onlarca farklı şekilde biyolojik çeşitliliğin yok olduğu bir ortam. Bazıları ani bazıları zamana yayılır biçimde.

Belli bir eşiğe ulaşana kadar bence medeniyetlerin çoğu varlığını sürdüremiyordur. Çok azı o eşiğe ulaşabiliyor olabilir.

#716
Öncelikle uzayda canlı arayışını, basit canlılar mı, zeki canlılar mı, medeniyet kurabilen canlılar mı şeklinde detaylandırmak lazım.

Olasılık hesaplamalarına göre uzayda bizden başka hayat var mı sorusunun cevabı %90'ın üzerinde bir olasılıkla var şeklinde, ancak uzayda insan medeniyeti veya daha üst bir medeniyet kurabilecek canlı hayatı var mı sorusunun cevabı %10'un altına düşüyor.

Uzayda 13-14 miyar ışıkyılı mesafelerden bahsediyoruz ve %10 insan ve üzeri medeniyetin bize ulaşma imkanı bu kadar büyük bir alanda normal fizik yasaları ile çok düşük.

Bu kadar büyük bir alanda bir başka medeniyetin bize ulaşabilmesi için en azından WARB motoru teknolojisine sahip olması lazım. WARB motoru uzay gemisini değil, de, uzay gemisinin önündeki uzayı bükerek geminin ışık hızı üzerinde hızlara çıkmasını sağlıyor ve teorik olarak yapılması mümkün bir motor olarak tanımlanıyor. WARB motoru yapılabilse bile 13 milyar ışıkyılı mesafe halen çok büyük dahası, uzay gemisi ışık hızını geçtiği için hareket noktasına ve ulaştığı hedef noktasına göre bir zaman yolcusu. Yani zaman olarak yolcular kendi medeniyetlerinden ve sosyal çevrelerinden bile yalıtılma durumu ile karşı karşıya kalacaklardır.

Bu bakımdan İnterstaller Filmine dikkat çekersek, filimde, Mat Damon, yaşanabilir bir gezegen ararken, karadelik etkisi ile zaman yolculuğu yapar ve zaman içinde kaybolmuşken, kızı ile kütüphanesinden düşürebildiği bir kitap aracılığı ile bağlantı kurar ve bu bağlantı sonucu yaşamın sona ermesi tehlikesi ile karşı karşıya kalan dünya medeniyette eşik atlar. Bu sahne aslında çok ilginçtir. Filmin bilim danışmanı Kip Thorne ile Stephan Hawking arasında porno dergisi kazanma iddiasına da konu olan bilginin karadelilkte kaybolup kaybolmadığı tartışmasına dayanır. Stephan Hawking karadeliklerden bilgi dahil hiçbirşeyin kurtulamayacağını savunurken, Kip Thorne ise bilginin korunumu kanunun karadelikler için de geçerli olduğunu iddia etmektedir. İddiayı en sonunda Kip Thorne kazanır, zira bilgi karadeliklerde kaybolmamakta, cisimler karadeliğe düşmeden önce olay ufkunda, 2 boyutlu örneklerini verip, cisimlerin bu 2 boyutlu hali (bilgisi), olay ufkundan uzayın uç sınırlarına doğru yansımaktadır. İşte filmin kahramanının 2 boyutta sıkışmış hali ile kızı Murphy'ye ulaşma çabası da bu durumu simgelemektedir.

Şimdi cisimlerin bu 2 boyutlu bilgi halinden simulasyon teorisine bir atlama yaparsak. Simulasyon teorisine göre, kesikli, minik parçalardan oluşan evrenin tıpkı bir pixellerle yansıtılan projeksiyon gibi sanal bir alem olma ihtimali bulunmaktadır. Yine beynimizde gerçekleştirdiğimiz algı da olana dair değil, oluşmuş olana dairdir.

Simulasyon teorisinin temeli ise kesikli, minik parçalar olmakla, buradan da quantum alemine bir geçiş yapmak gerekmektedir. Zira quantum, bu kesikli, minik parçalardan oluşum anlamına gelmektedir. Ancak yaşadığımız dünyanın fiziksel Newton Yasaları, bu kesikli minik parçaların dünyasında geçerli değildir. Kuantum alemde bir parçacık aynı anda birden çok yerde olabilir, quantum dolanıklık zamandan ve mekandan bağımsız meydana gelebilir. Yani evrenimizin kuralları ile evrenimizi oluşturan temel parçacıkların tabi olduğu kurallar birbirinden apayrıdır.

Medeniyetimiz yavaş yavaş quantum teknolojisine giriş yapıyor. Quantum bilgisayarlar anlık da olsa, quantum parçacıklar bozunana kadar, mevcut bilgisayarların trilyonlarca kat hızlı işlem yapabiliyor. Veya quantum dolanıklığı kullanan radarlar, staelth hedefleri (şimdilik 15-20 km de olsa) yakalayabiliyor. Burada ana mesele quantum parçacıkların, ses, ısı, kirlilik vs şartlarında hızla bozunması. Bu sebeple yalıtılmış şartlar dışında quantum işlemciler çalıştıramıyoruz. Ancak bu noktada Google ve diğer şirketlerin oda koşullarında çalışan işlemci geliştirme çabaları devam ediyor. Diğer taraftan bitkilerin fotosenmtez yaparken, göçmen kuşların yön bulurken quantum işlemler gerçekleştirdikleri bilimsel olarak kabul ediliyor. Bunun dışında yapılan en son bilimsel araştırmalarda beyinde, bilincin nöronlar arasında işlemlerde değil, mikrotübüllerde oluştuğu anlaşılıyor. Zira bilindiği üzere, anestejik maddeler genel anestezide bilinci kapatmaktadır. Şimdiye kadar bilincin beyinde nörunlar arasında iletişim sırasında çıktığı düşünülmekte iken, yapılan son deneyler, bilincin mikrotübüllerde oluştuğunu ortaya koydu. Zira anestezikler nöronları değil, mikrotübulleri bloke ediyordu. Mikrotübüllerde ise işlemlerin quantum esasına göre yapıldığı, bu surette farklı zamanda ulaşan uyarıcıların beyinde eş zamanlı algılama haline getirildiği savunulmakta. Ancak bu son iddia bilimsel olarak tam ispatlanmış değil. Bu bizi hangi noktaya götürüyor. Eğer bilinç alanında mikrotübüller quantum esasına göre çalışmakta ise, quantum dolanıklığı esasına göre, insan bilincinin bir başka yerde ikinizinin oluşturulması teorik olarak mümkündür. Bunun felsefik, din ve dünya/evren algısı bakımından önemi çok ayrı ve detaylı bir anlamı vardır. Bu belirtiklerimin bir diğer temel önemi ise eğer quantum çalışma esasları bitkilerde, kuşlarda veya beyinde meydana getirilebiliyorsa, quantum işlemcilerin de ısı, ses ve kirlilikten yalıtılmaksızın oda şartlarında çalıştırılması da mümkün olabilecektir.

Öte taraftan yine yapılan son çalışmalarda, quantum bilgisayarların işlem yaparken başka evrenlerle, hatta gelecek zamanla iletişim kurarak işlem yaptığı başka türlü bu hıza ulaşamayacağı savunulmaktadır. Bu teknoloji firmalarının reklam kokan spekülasyonları mıdır, yoksa gerçek midir bilemiyoruz. Ancak quantum bir bilgisayarın şifre çözerken, klasik bilgisayarlar gibi, şifrelerin doğruluğunu denemediği, yani olasılıkları test etmediği, yanlış cevapları yok sayarak doğrudan doğruyu bulduğu belirtiliyor. Bu halde iddia edildiği gibi quantum bilgisayar gelecekle bağlantı kuruyorsa, bu hiç tartışılmayan bir hususu akla getiriliyor. Quantum Bilgisayar doğrudan yanlış şıkları eleyip doğruyu tespit ediyorsa, doğru bir olasılık olmaktan çıkıyor. Peki quantum bilgisayarlar gelecekten haber alabiliyorsa, o zaman geleceği hacklemek mümkün değil midir ? Gelecekteki bir bilgi kullanılıp, bugün değiştirildiğinde, bu noktada gelecek paradoksu çıkmayacak mıdır? Acaba böyle bir durumda, özellikle gelecek yazılmış bir sabit ise, hacklediğimiz anda, bir farklı paralel evren mi ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda simulasyon teorisine geri dönelim.  Simulasyon teorisinde ihtimaller yoksa, bizim içinde olduğumuz, aslında kurallarını kendimizin koyduğumuz, seçimlerini kendimiz yaptığımız bir oyun değil. İstemsiz, kurallarına uyduğumuz, en iyi ihtimalle kendi istemlerimiz, yeteneklerimiz sandığımız, bazen çok saçma, bu nasıl olabilir,  böyle bir şey olamaz, olmaamalıydı, yada şansa bak, veya şansımı seveyim, bala bak tepkilerini haklı kılacak bir dünya olma ihtimali yüksek. Yani simulasyon teorisi varsa, bu bir simultane istemli oyun değil de, senaryosu, başı sonu, hatta her detayı belli bir simulasyon. Tıpkı bir film senaryosunun 3 boyutlu canlandırması. Özgür iradeyi yerlebir eden bir durum.

Buradan gelelim tekrar bilince, bu durumda bilincin yeri nedir, sadece simulasyonu deneyimleme mi?

Tekrar konu başlığına geri dönüş yaparsak, uzaylılar ile bu konuların ilgisi nedir. Dediğimiz gibi, bilinen evrenin fiziksel kuralları ile biz insanlı uçuşta henüz ancak aya ulaşmış haldeyiz.  Güneş yelkenlisi geliştirebilirsek veya füzyon motorlu gemilerle bu menzili ancak yakın yıldız sistemlerine uzatabiliriz, o da belki. Ancak yukarıda belirtiğimiz üzere, eğer quantum teknolojisi gelecekte umulan seviyelere ulaşılırsa, yaşam, evren, uzay, uzaylı, herşeyin algısı değişecek zaten.


Uzaylıları neden hep insandan daha zeki , yüksek teknoloji üreten varlıklar olarak düşünüyoruz ki...

Belki sadece uzayın farklı koşullarında yaşayabilen dünyadaki bir yılandan çok da farklı olmayan basit organizmalardır.

Hayatın içinde kimi zaman ihtimal dışı hatta mucizevi gibi görünen düzenlerin ve güzelliklerin ortaya çıkması olasılık hesaplarıyla açıklanamayabilir. Çünkü atom altı kuantum düzeyde gerçeklik, bildiğimiz anlamda zamana bağlı olmayan çoklu olasılıkların aynı anda var olabildiği bir yapı sergiler buda ihtimal kavramını anlamsızlaştırıyor. Kuantum seviyesinde zar atarsan hep 6 5 4 3 2 1 gelirler ve bunlar aynı anda gelirler. Bu zamansız makroskopik dünyada normalde erişilemez kabul edilen yolların fiilen mümkün hale gelmesine zemin hazırlıyor olabilir. Böyle bir çerçevede olağanüstü olarak algıladığımız mantis karidesi gibi sonuçlar kuantum seviyede var olan geniş olasılık uzayının bilinen yaşamın koşulları tarafından filtrelenerek seçilmesinin bir sonucu olabilir. Atomlar yani rasgele DNA yı ortaya çıkartmıyor bu seçilim ihtimalin sossuzluğunun bir normal olduğu makroskobik atom altı düzenden besleniyor olabilir. Biz bilinen fizikte çalışıp her şeyi anlarız ama kuantum seviyesinde olup biteni anlamaya sınırlarımız yetmez.  Aslında yaratılış bu seviye değil o seviye belki biz bu varoluşun çer çöp kısmıyız. Belki bunlar şeytanın vesveseleridir.
Rusya Ukrayna savaşının çözümü bağımsız Kırım devletidir.

Uzaylı yaşamı derken genel beklenti eş düzeyimizdeki veya daha üst gelişmişlik seviyesine sahip bir medeniyet olduğu için gözardı ediyorum. Yoksa tabiki mikro ve makro seviyede zeka seviyesi daha sınırlı yaşamlar çok daha geniştir. Birde bize uygun koşullarda öngörüyoruz hep ama belki karbon temelli olmayanlarda vardır.

İnsanlıkdaki genel beklenti aslında uzayda yaşamdan ziyade uzayda zeki yaşam. Gerçi zekada göreceli bir kavram şimdi. Bu işe karşı taraftan bakarsak mesela 10.000 yıl önce dünyamızı bulmuş olsalar mı onlar için ilgi çekici olurdu şu an mı? Veya 300.000 yıl öncede vardık sonuçta.

Belki istediğimiz anlamda bir yaşam, zeka düzeyi bundan 100.000 yıl önce vardı ama o veya bu şekilde yok oldular. Biz olaya biraz mekansal bakıyoruz ama zamansal boyutu bence olayı daha fazla karmaşıklaştırıyor. Sırf zamanlamayla alakalı zaten zannettiğimiz kadar yaygın bir medeniyet geliştirme düzeyinde yaşamdan söz edemeyebiliriz.

Beni dışarıda hayat aramaktan ziyade bu konu daha çok çekiyor mesela. Eğer bugün medeniyetimiz yok olsaydı bizi gelecekte bu biyosferin yaratacağı yeni canlılar bizi farkedebilirmiydi? Farkedilir diyenlerin tek dayanağı mikroplastik gibi atıklar. Bence buradan hiç bir şeyi farkedemezler. 1 milyon yılda üzerine bastığımız kayalar bile magmada dönüp durmuş olacak. Ancak bu kayaçlara ulaşıp numuneler almış olmak gerekiyor. Ancak bu kadar nüfusumuza göre ve medeniyet inşamıza göre dünyanın %1'inden az yer kaplıyoruz. Yani çok zor bilemiyorum.



Paylaş whatsappPaylaş facebookPaylaş linkedinPaylaş twitterPaylaş myspacePaylaş redditPaylaş diggPaylaş stumblePaylaş technoratiPaylaş delicious
İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren defenceturk.com sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.Knın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur.Replikacep.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim sayfamızdan bize bildirdikten en geç 3 (üç) iş günü içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.
Footer menü
Hakkımızda
Bize Ulaşın
Biz Kimiz
Hizmetlerimiz
mekan bizim almanya chat sohbet cinsel chat sohbet mobil sohbet dini chat