Gönderen Konu: Akdeniz'de Enerji Krizi  (Okunma sayısı 74216 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SKYWOLF

  • SKYWOLF
  • Genel Yetkili
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 40484
  • 377
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #660 : 06 Aralık 2019, 08:57:06 »
İşte dünyanın konuştuğu harita

Sevil ERKUŞ
Sevil ERKUŞ
sevil.erkus@hurriyet.com.tr



Türkiye’nin Libya ile imzaladığı Doğu Akdeniz’de iki ülke arasındaki deniz sınırlarını belirleyen ve özellikle komşu ülkeleri panikleten haritanın detayları hükümetin anlaşmayı TBMM’ye taşımasıyla ortaya çıktı. Yunanistan’ın Libya’ya nota verdiği, AB’nin ‘Açıklayın’ dediği anlaşma, Yunanistan’ın Girit Adası’nın güneydoğusunda Türkiye ile Libya arasında 18.6 millik bir deniz sınırı öngörüyor.
LİBYA ile imzaladığı “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile Doğu Akdeniz’deki hukuki ve siyasi argümanlarına önemli bir destek sağlayan Ankara, dün anlaşmayı Meclis’in onayına sundu. Böylece başta komşular ve AB’nin “Metni açıklayın” dediği anlaşmanın ayrıntıları gün yüzüne çıktı. Türkiye’de alınan onayın ardından Ankara, anlaşmayla ilgili Birleşmiş Milletler’e bildirimde bulunacak. Öte yandan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) de anlaşmayı onayladı.

18.6 MİLLİK SINIR

Anlaşma metnine göre, Libya ile Türkiye arasında 18.6 millik (29.9 km) bir sınır çizgisiyle kıta sahanlığı (KS) ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırları belirlendi. Libya mutabakatı, Türkiye’nin KKTC ile 2011’de yaptığı Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması’ndan sonra bölgede yaptığı ikinci deniz yetki sınırlandırma anlaşması. Ancak Türkiye, Akdeniz’de henüz MEB ilan etmedi. MEB sınırları balıkçılık sektörünü içerdiği için ilgili kurumlar arasında çalışmaların devam ettiği belirtiliyor.



ANKARA DİYALOĞA AÇIK

Mutabakatın içeriği ve hedefleri hakkında Hürriyet’e bilgi veren Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Libya Anlaşması’nın ardından Ankara’nın Doğu Akdeniz’de tansiyonu yükseltme amacını taşımadığını, Türkiye’nin bölgedeki diğer ülkelerle de deniz yetki alanları sınırlandırılması anlaşmalarını yapmaya açık olduğunu vurguluyor. Ancak Ankara, resmen tanımadığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) olası diyalog sürecinin dışında tutuyor.

KADDAFİ’DEN BERİ

2009 yılından bu yana, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi döneminden beri, Libya ile söz konusu mutabakatın yapılması için görüşmelerin devam ettiği belirtiliyor. Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 27 Kasım’da İstanbul’da iki ülkenin dışişleri bakanları tarafından imzalanan mutabakat öncesinde Türkiye kritik bir adım attı. 13 Kasım’da BM Genel Sekreteri’ne hitaben gönderilen mektup ile Türkiye, Doğu Akdeniz’deki sınırlarına ilişkin bildirimde bulundu. Libya anlaşması da bu sınırlar üzerine yapıldı.



ERDOĞAN'DAN ATİNA'YA ‘TANSİYONU DÜŞÜRELİM’

YUNAN Savunma Bakanı Nikos Panayiotopulos, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Yunan Başbakanı Kiriakos Miçotakis arasında çarşamba günü Londra’da gerçekleşen görüşmenin içeriğine ilişkin açıklama yaptı. Görüşmede hazır bulunan Panayiotopulos ‘Ant1’ televizyonuna “Erdoğan’ın son sözü, ‘Tansiyonun düşmesi iyi olur’ cümlesi idi” dedi. Panayiotopulos, Erdoğan’ı ‘Ciddi beyanlarda bulunan, karşısındakini gereken dikkati vererek dinleyen bir başkan’ olarak niteledi. Panayiotopulos, Başbakan Miçotakis’in görüşmede, Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin mutabakat muhtırasının içeriği hakkında bilgi istediğini, ancak bunun mümkün olamadığını söyledi. Panayiotopulos’a göre Erdoğan, Yunan tarafına şaka yollu “Anlaşmayı Atina’daki Libya Büyükelçisi’nden dinleyebilirdiniz ama adamı kovuyorsunuz” dedi. Yunan Savunma Bakanı “Bu muhtıra öyle feci bir şey değil. Görüşmeden edindiğim izlenim, iyi niyet varsa Türkiye ile uzlaşabiliriz” şeklinde konuştu.

‘ATEŞ AÇACAĞIZ’

Öte yandan, aşırı milliyetçi Dimokratia gazetesine göre, Yunan Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Nikos Tsunis, geçtiğimiz günlerde Yunan gazetecilerin “Bir Türk araştırma gemisi, Yunan kıta sahanlığını ihlal ederse ne olur” sorusuna “Ateş açacağız. Sonra ne olacaksa olsun” dediğini yazdı. (Yorgo KIRBAKİ/ATİNA)

RUMLAR LAHEY’E ŞİKÂYET ETTİ

DOĞU Akdeniz’i tek yanlı parselleyerek Türkiye ve KKTC’yi yok sayan ve uluslararası ihalelere çıkan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Türkiye’nin 4 yıl önce BM’ye bildirdiği ve geçtiğimiz günlerde Libya ile imzaladığı deniz anlaşmasıyla bir kez daha teyit ettiği kıta sahanlığı ile Fatih sondaj gemisini KKTC açıklarına göndermesini, ‘Egemenliğimizi ihlal ediyor’ iddiasıyla Lahey Adalet Divanı’na şikâyet etti. Rum lider Nikos Anastasiadis, “Lahey Adalet Divanı’na tek yanlı başvuru yapılabiliyor mu?” sorusuna, “Atina’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne ihbar mektubu gönderdik, kapı açılmadı, ardından bildirimimizi Türkiye’nin aldığını ispat edecek başka yöntemlerle ilettik” cevabını verdi.

Hürriyet’in elde ettiği bilgilere göre, Rum Dışişleri memuru geçen hafta Atina’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne ihbar mektubu vermeye çalıştı, içeri girmesine izin verilmeyince Rum dışişleri, elçiliğe faks gönderdi. Türk diplomatik kaynakları, “Gerilla yöntemleriyle uluslararası ilişkiler yürümez. Türkiye, Kıbrıs Rum yönetimini bir devlet olarak tanımıyor” dedi. (Ömer BİLGE/LEFKOŞA - Yorgo KİRBAKİ/ATİNA)

AB BELGEYİ İSTEDİ

AVRUPA Birliği, Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanı sınırlandırma mutabakatına ilişkin bilgilerin ve metnin iletilmesi talebinde bulundu. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ofisinden yapılan açıklamada, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki faaliyetleri bağlamında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile tam dayanışma içinde olunduğu vurgulanarak, “Metnin gecikmeden AB’ye iletilmesini bekliyoruz” denildi. Açıklamada, Türkiye’nin AB üyesi ülkelerin egemenliğine ve egemenlik haklarına saygı duyması gereğinin altı çizildi. m (Güven ÖZALP / BRÜKSEL)

JET HIZIYLA GEÇTİ

TÜRKİYE’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarıyla ilgili pozisyonunu güçlendiren Libya anlaşması dün Meclis’te 13’e karşı 293 oyla kabul edildi.

27 Kasım’da Türk ve Libya Dışişleri Bakanları Mevlüt Çavuşoğlu ve Mohammed Taher Sıyala tarafından İstanbul’da imzalanan “Türkiye ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” önceki gün Cumhurbaşkanı Vekili olarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın imzasıyla Meclis’e gönderildi.



‘EN GÜZEL MESAJ’

Meclis’te jet hızıyla işleme alınan anlaşma, dün önce Dışişleri Komisyonu’nda görüşüldü. Komisyondan HDP dışındaki partilerin mutabakatıyla geçen anlaşma öğleden sonra da Meclis Genel Kurulu’nun gündemine alındı ve oylanarak kabul edildi.

Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır, “Tüm parti gruplarına ve komisyonumuzun değerli üyelerine ülkemizin çıkarları için bu çok önemli konuda gösterdikleri birlik için komisyonumuz adına teşekkürlerimi sunuyorum” açıklamasını yaptı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran da anlaşmayı sahiplenme iradesine müteşekkir olduklarını belirterek, “Bu sahiplenme esasen bu anlaşmayı yanlış yönlü yorumlamaya tevessül eden birtakım ülkelere de en güzel mesaj” dedi. Kıran, anlaşmaya ilişkin de şunları söyledi: “Doğu Akdeniz’de tek taraflı oldubittilere hiçbir zaman müsaade etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz... Bu anlamda kayda geçirdiğimiz mutabakat ile uluslararası topluma önemli bir mesaj vermiş olduk.” Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdür Vekili Çağatay Erciyes de “Hukuki tezlerimize destek veriyor” dediği anlaşmayla Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığının batı sınırlarının netleştirildiğini söyledi.



HDP’DEN MUHALEFET ŞERHİ

HDP ise anlaşmaya, “Deniz yetki alanlarını belirleyen anlaşmayı yaparken Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile herhangi bir diyaloğa girilmemesi önümüzdeki dönemlerde Ege krizi ile birlikte Akdeniz yetki sınırlarını merkeze alan yeni bir krizi ortaya çıkaracaktır” gerekçesiyle şerh koydu. (Turan YILMAZ/ANKARA)



TÜRKİYE’DEN KARARLI TAVIR

Türkiye, Kıbrıs Rum yönetiminin İsrail ve Mısır’la işbirliği yaparak bölgeyi tek yanlı parsellemesini kabul etmiyor. Yavuz gemisi, Antalya açıklarında Türkiye’nin ilan ettiği kıta sahanlığı içinde kalan, Rumların tek yanlı parsellediği bölgeyi de içine alan noktada sondaj çalışmalarını sürdürüyor. Fatih gemisi ise KKTC’nin Gazimağusa kenti açıklarında çalışmalarına devam ediyor. Türkiye’nin Libya ile yapmış olduğu anlaşma komşu ülkelerin hesaplarını alt üst etti.

MUTABAKAT NİYE TEPKİ ÇEKİYOR

Trablus yönetimi ile anlaşma, Türkiye’ye Libya’yla kıta sahanlığını belirlemenin yanı sıra bölgedeki doğal kaynaklar için arama ve sondaj faaliyetlerinin yolunu da açıyor. Önümüzdeki dönemde bu faaliyetler için adım atılmasına siyasi irade karar verecek.

Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynaklarının 2000’li yılların başında keşfinden sonra bölgedeki ülkeler bu konuda adım atmaya başladı. Ancak ülkelerin bu konuda farklı yaklaşımları var.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/iste-dunyanin-konustugu-harita-41390803
ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1119
  • 77
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #661 : 07 Aralık 2019, 12:49:11 »
“Lahey’e atıf daha çok bir siyasi taktik hareket"
Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı Nikos Anastasiadis’in, Kıbrıs’ın güneyinin tek yanlı ilan ettiği “MEB’deki egemenlik haklarını savunmak”icin Lahey Adalet Divanı’na gideceğini açıklamasının yankıları rum basınına yansıdı.

Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı Nikos Anastasiadis’in, Kıbrıs’ın güneyinin tek yanlı ilan ettiği “MEB’deki egemenlik haklarını savunmak” için Lahey Adalet Divanı’na gideceğini açıklamasının “bu  niyetinin, hukuki karşılık hareketinden çok, Kıbrıs Rum liderliğinin argümanlarını güçlendirmesine yardımcı olacak bir siyasi taktik hareket olarak algılanabileceği” basına yansıdı.
Politis haberi “Lahey Atfı Taktik Uğruna… Hükümette, Bir Başvurunun Zorlukları Biliniyor… Hükümet Başvuru Meselesini Düşük Tutmak İstiyor… Partiler Derhal Sert Önlemler ve Yunanistan’la MEB Sınırlandırması İstiyor” başlık ve spotlarıyla manşete çekti.

Gazete, Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanlık Sarayı ve Dışişleri Bakanlığı’nın, tek yanlı  başvurular rafta kalacağından, prosedürün özlü inceleme prosedürüne ilerlemesinin zor olduğunu bilmesine karşın uluslararası topluma, Türkiye ile arasındaki meselelerin çözümünde uluslararası hukuka güvendiğini göstermek istediğini yazdı. “Bir taktik hareket ile Türkiye’nin, Lahey Adalet Divanı’nı tanımıyor diye ifşa edilmeye çalışılacağını” ekledi.

Haberi iç sayfasında detaylandıran gazete Rum yönetiminin Lahey’e gitme niyetine dair bildirimi Türkiye Cumhuriyeti’nin Atina büyükelçiliğine faks yoluyla gönderdiğini  hatırlattı.
Kıbrıs Rum liderliğinin bu hareketiyle “Türkiye ile anlaşmazlıklarının çözümünde uluslararası hukuka güvendiğini, uluslararası hukuktan söz etmekle birlikte uluslararası hukuku savunan bir organın yetkisini kabul etmeyenin Türkiye olduğunu” göstermek amacı taşıdığını ancak  bu aşamada Türkiye ile MEB ihtilafının çözümüne zemin sağlamadığını yazdı.
Kıbrıs Rum liderliğinin Mauritius’un İngiltere ile Chagos adası meselesi örneği üzerinden,  yani BM Güvenlik Konseyi’nden, oyçokluğu ile bir görüş çıkartılmasını isteyebileceğini, hem bu görüşün Ankara açısından bağlayıcılığı olmayacağını hem de  BM içerisindeki dengelerden ve Türkiye’nin sahip olduğu nüfuzdan dolayı böyle bir hareketin başarısının kesin olmayacağını yazdı.

“Amaç MEB sınırlandırması için Türkiye’ye baskı yapmak”

Fileleftheros “Hedef Sınırlandırma… Kıbrıs’ın Lahey’e Başvurusu Türkiye’ye Baskı Maksadını Taşıyor” başlıklı haberinde, Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı Nikos Anastasiadis’in Lahey’e başvurmadaki başlıca hedefin Kıbrıs’ın güneyi ile Türkiye arasında MEB sınırlandırması için Ankara’ya baskı yapılması olduğunu açıkladı.
Habere göre güneyde başlayan 7’nci Enerji Forumu’ndaki konuşmasında, “egemenlik haklarını savunmak için” Lahey’e gitmek niyetinde olduklarını da söyleyen Anastasiadis “zorluklar çıkması ihtimali de var” ifadesini de kullandı.
Anastasiadis “egemenlik haklarını korumak için her meşru veya hukuki yolu, her uluslararası mercii, her uluslararası örgütü kullanacaklarını söylediklerini, Lahey Adalet Divanı’na başvurunun hedefinin de bu olduğunu” öne sürdü.

Alithia manşet haberini “Kıbrıs’ın Kıbrıs MEB’indeki Kanunsuzlukları Konusunda Türkiye’ye Karşı Hareketi… Lahey’de Konuşacağız… Anastasiadis: Lahey
Adalet Divanı’na Başvuru Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Egemenlik Haklarının Korunmasını Hedefliyor… Partilerden Olumlu Tepkiler” başlık ve spotlarıyla aktardı.
Habere göre Anastasiadis Lahey’e başvurma niyetinin Türkiye’ye bildirilmesine dair prosedürü işlettiklerini, ilgili bildirimi Atina’daki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne verdiklerini, kabul edilmeyince de faks yoluyla gönderdiklerini anlattı. Ellerinde, faks iletisinin alındığına dair işaret bulunduğunu söyleyen Anastasiadis, bunun da kendilerine Lahey’e başvuru hakkı verdiğini savundu.

Siyasi partilerin ilk tepkileri…
Politis, Anastasiadis tarafından açıklanan Lahey Adalet Divanı’na başvuru niyetinin bazı siyasi partiler tarafından kutlanırken bazılarının kaygı belirttiğini, bazılarının da Türkiye’nin ifşa edilmesi için daha çok önlem alınması talebinde bulunduğunu yazdı.

Haberde, DİSİ’nin Kıbrıs Rum liderliğinin Lahey Adalet Divanı’nı kullanmaya çalıştığından, başvuruyu tamamlamasının şart olmadığından  söz ederek “farkında olmadan meseleyi doğru boyuta oturttuğuna” işaret edildi.
Habere göre en sert tepki, güneydeki yönetimin Lahey’e tek yanlı başvuru yapamayacağına vurgu yapan AKEL’den geldi. AKEL “egemenlik haklarının Türkiye’ye karşı savunulması için her yasal silahın kıymetli ve yararlı olduğu” görüşünü ortaya koyarak şunlara dikkat çekti:
“Herkes açıkça bilmelidir ki Türkiye’nin Lahey Adalet Divanı’na başvurmayı kabul etmesi için şu iki yol vardır: Ya  genel zorunlu yargı yetkisini kabul ettiğini beyan edecek, ya da  Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte, Divan’a havale edilecek  anlaşmazlık konusunu belirleyecek bir tahkime imza atacak- ki bu Türkiye’nin kabul etmesini umamayacağımız bir şeydir. Kesin olan tek şey, tek yanlı başvuru yapılamayacağıdır. Diğer seçenek Lahey’den görüş istememizdir, bunun için de  BM Güvenlik Konseyi’ne böyle bir talep sunmamız ve onay almamız şarttır. Çıkacak görüş Türkiye açısından hukuken bağlayıcı olmayacak.”

Açıklamada,  Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı’ndan, konulan hedef ve başvurunun konusu hakkında tam ve detaylı bilgi istendi ve uygun ön hazırlık yapılmazsa bu tür hareketlerin tehlike barındırdığı uyarısında da bulunuldu.
DİKO, güneydeki yönetimin Türkiye’yi bütün uluslararası mercilere “şikayet etmesi gerektiği” iddiasında bulundu. Lahey’e başvurunun kendi önerisi olduğunu kaydettiği açıklamasında, Türkiye’nin reddedeceği kesin olmasına karşın yönetimin, Türkiye’yi ifşa etmek için prosedürü devam ettirmesi gerektiğini öne sürdü.

EDEK, Lahey’e başvurunun güneydeki yönetimin kullanması gereken güçlü bir siyasi ve diplomatik  silah olacağı görüşünü ortaya koydu, parti olarak bir buçuk yıldan beridir böyle bir başvuru yapılmasını istediklerini kaydetti.
Vatandaşlar İttifakı, Lahey’e başvuru niyetini kutlamakla birlikte bunun tek başına yeterli olmayacağını, Kıbrıs’ın güneyi-Yunanistan ve Yunanistan-Mısır arasında MEB sınırlandırması yapmalarının şart olduğunu öne sürdü.
Dayanışma Hareketi, Türkiye’nin rıza göstermesini imkansız görmesine karşın güneydeki yönetimin Lahey’e gitme niyetini kutladı.

Ekologlar Hareketi  Lahey’e başvurunun hiçbir caydırıcılığı olmadığını, Kıbrıs Rum liderliğinin böyle bir harekette bulunmak için çok geç kaldığını belirterek “böyle düzenlemelerle MEB’i kaybedeceğiz ve kaybettiğimizi anlamayacağız” vurgusunu yaptı.

Haravgi, haberini “Hükümet Resmî Olarak ‘Lahey’den Söz Ediyor” ve “AKEL: Lahey’e Tek Yanlı Başvuru Yapılamaz… Başkan’dan Daha Çok Bilgi Bekliyor”  başlıkları altında aktardı.



Çevrimdışı fırtına06

  • Site Yetkilisi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2397
  • 137
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #662 : 07 Aralık 2019, 16:22:42 »
Yunanistan'ın Girit'te kurulu olan S-300'leri aktif duruma getirdiği ve  adaya askeri yığınak yapmaya başladığı şeklinde haberler var. Akdeniz barut fıçısı gibi ve  patlaması için ufak bir kıvılcım bekleniyor maalesef.
« Son Düzenleme: 07 Aralık 2019, 16:23:53 Gönderen: fırtına06 »

Çevrimdışı mavi1991

  • Özel Üye
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 949
  • 12
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #663 : 07 Aralık 2019, 17:21:02 »
iki tane som atarız, bizde de s400 var, amerikayı kandırabilirsek patriot da alacağız

Çevrimdışı UYVAR

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1796
  • -175
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #664 : 07 Aralık 2019, 18:18:19 »
Akdeniz'de bir halt olacagi yok. Rahat olun. Dogalgaza baktirip, baska bir dumen yurutecekler.

İlla Tc'nin cikarlarini korumak istiyorsaniz Kktc'yi ilhak etmenin yollarini arayin! Belki de dogalgazdan pay verip adadaki haklarimizdan vazgecmemizi isteyecekler.
''Başarının sırrı amaca sadakattir.''

Çevrimdışı Partikül

  • 2017 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 1126
  • 122
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #665 : 07 Aralık 2019, 18:42:59 »
İlhak değil de... çünkü uluslararası hukuktaki karşılığı ''zorla almak'' manasına geliyor. Halbuki öyle birşey yok. Sonuçta Kudüs'ü, Gazze' yi veyahut Golan Tepelerini ilhak edenlerden değiliz. Peki nasıl olur dersek;

1- Kıbrıs' ta iki taraflı çözüm dikte edilir,
2- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' ni dost, kardeş ve müttefik ülkeler tanır,
3- KKTC' nin resmi adı KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ olur,
4- AB' ci, Amerikancı, Rumcu, Yunan sevicileri temizlendikten sonra referandum yapılır (Milli devlet kuracaksan evvela parazitleri temizleyeceksin. Elbette ki ensesine bir kurşunla değil; bütün kamu kurum ve kuruluşları, basın yayın organları ve etkili mevkilerdeki Rum sevicileri tasfiye edeceksin ki halkı manipüle etme, psikolojik harekat yapma kabiliyetlerini kaybetsinler. Toplumdan da dışlayacaksın, gitsin Rum tarafına iltica etsinler mesela...! Örneğin ilk gidecekler arasında bundan önceki Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat' mıydı ne karın ağrısıydı... İşte onun gibi adamlarla, şimdiki Cumhurbaşkanı Akıncı gibi adamların devlet kadrolarından süpürülmesi gerekiyor.)

5- Sonraki adımda ''Hatay'' örneğinde olduğu şekliyle referandum yapılır; ya tam entegrasyon ya da iç işlerinde bağımsız dış işlerinde Türkiye' ye bağlı bir Türk Cumhuriyeti kurulmuş olur. 

Çevrimdışı Tong Yabgu

  • Avrasya Göçebesi
  • Özel Üye
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 722
  • 138
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #666 : 07 Aralık 2019, 20:55:08 »
Akdeniz'de bir halt olacagi yok. Rahat olun. Dogalgaza baktirip, baska bir dumen yurutecekler.

İlla Tc'nin cikarlarini korumak istiyorsaniz Kktc'yi ilhak etmenin yollarini arayin! Belki de dogalgazdan pay verip adadaki haklarimizdan vazgecmemizi isteyecekler.
çok az katılırım bu arkadaşa buda onlardan biri , Kıbrısı Türk vilayeti yapıp bölgede hem tam yetkiye kavusalım hemde kumarhane cennetine çevirip zengin turist çekelim. Garanti para...En azından millete "yastık altındaki dövizi bozdurun" diye zırlamaktan iyidir.
KÖPEK GİBİ ÇALIŞIP KRAL GİBİ YAŞAMAYA ÇALIŞAN....AZ ASABİ... ÇOKTAN FAZLA ATATÜRKÇÜ...

Çevrimdışı tumucin

  • DefenceTurk
  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 830
  • -13
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #667 : 07 Aralık 2019, 20:56:25 »
Laheyi kim takar  rum gitsin basvursun yanliz kibrisin icinde  cok serevsizleri ayiklamak gerek

dogu akdenizde  daviz yok   3 dünya  savasinin baslinkici ola bilir

 bizde yarim kalmis isi bitiririz adalarin cogunu aliriz
« Son Düzenleme: 07 Aralık 2019, 20:58:22 Gönderen: tumucin »

Çevrimdışı Tong Yabgu

  • Avrasya Göçebesi
  • Özel Üye
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 722
  • 138
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #668 : 07 Aralık 2019, 21:50:41 »
Laheyi kim takar  rum gitsin basvursun yanliz kibrisin icinde  cok serevsizleri ayiklamak gerek

dogu akdenizde  daviz yok   3 dünya  savasinin baslinkici ola bilir

 bizde yarim kalmis isi bitiririz adalarin cogunu aliriz
hastayım sizin şu almalarınıza... Şamda akşam namazı hayal oldu, moskovada cuma namazı hayal oldu , Rodosta bayram namazı mı kılacaksınız ?... Bildiğim kadarıyla sen yurtdışında yaşıyorsun. Neden gelmiyorsun Türkiyeye ? Gel bir sanayide çalış , asgari ücretle görelim bakalım nasıl alıyorsun adaları... Ben yurtdışında yaşayıpta Türkiye hakkında konuşan insanlara acayip kıl olan bir insanım.  Bu ülke hakkında konuşmak yine bu ülkedeki sorunların cefasını çekenlere kalsın bir zahmet yurtdışında yaşayıp sefa sürüp edebiyat yapanları pek sevmiyorum. Hele hele yurtdışından lüks arabalarıyla gelip hava atanların kafasını duvara sürtüp kıvılcım çıkarasım geliyor. Ben ayarım yurtdışındakilere.. Tabi hepsine değil , bahsettiğim kitle belli.. Genelleme yapmış gibi olmak istemiyrorum gel kardeş esip gürlüyorsun gel Türkiyede yaşa... Adaları alalım beraber
« Son Düzenleme: 07 Aralık 2019, 21:56:06 Gönderen: DonnieBrasco »
KÖPEK GİBİ ÇALIŞIP KRAL GİBİ YAŞAMAYA ÇALIŞAN....AZ ASABİ... ÇOKTAN FAZLA ATATÜRKÇÜ...

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1119
  • 77
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #669 : 07 Aralık 2019, 22:48:39 »
İlhak değil de... çünkü uluslararası hukuktaki karşılığı ''zorla almak'' manasına geliyor. Halbuki öyle birşey yok. Sonuçta Kudüs'ü, Gazze' yi veyahut Golan Tepelerini ilhak edenlerden değiliz. Peki nasıl olur dersek;

1- Kıbrıs' ta iki taraflı çözüm dikte edilir,

4- AB' ci, Amerikancı, Rumcu, Yunan sevicileri temizlendikten sonra referandum yapılır (Milli devlet kuracaksan evvela parazitleri temizleyeceksin. Elbette ki ensesine bir kurşunla değil; bütün kamu kurum ve kuruluşları, basın yayın organları ve etkili mevkilerdeki Rum sevicileri tasfiye edeceksin ki halkı manipüle etme, psikolojik harekat yapma kabiliyetlerini kaybetsinler. Toplumdan da dışlayacaksın, gitsin Rum tarafına iltica etsinler mesela...! Örneğin ilk gidecekler arasında bundan önceki Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat' mıydı ne karın ağrısıydı... İşte onun gibi adamlarla, şimdiki Cumhurbaşkanı Akıncı gibi adamların devlet kadrolarından süpürülmesi gerekiyor.)

5- Sonraki adımda ''Hatay'' örneğinde olduğu şekliyle referandum yapılır; ya tam entegrasyon ya da iç işlerinde bağımsız dış işlerinde Türkiye' ye bağlı bir Türk Cumhuriyeti kurulmuş olur.

Sn Partikul arkadasimin genelde yorumlarina katilirim ama bu yorumunun tumune katiliyorum diyemem. Sadece katilmadigim gorusleri biraktim.

Gelelim niye katilmadigima bir kibrisli olarak simdiye dek yapilmis ve halen yapilmakta olan yanlislara deginmek istiyorum.

Oncelikle Konu TC kibristaki haklarindan baslamakle yararli olacak ,TC kibristaki haklarinin guvencesi kibris Turkleridir. Yani uzun lafin kisasi kibrista her turlu hak Kibris turkunun mevcudiyetine ve anavatanina bagliligina endekslidir. Bugunku devirde de ilhak veya benzeri yontemler ile kibris Turkiyeye baglananmaz bu tur yaklasimlar artik dunya konjonkturune uygun degil hele hele Kibris icin hic gecerli degil once bunun net olarak anlasilmasi gerekir.

Kibris Turku gecmisten tutun da simdiye dek Anavatanina gonulden baglidir.  Hatta anavatanimizin bizleri unutmus ve yillarca bizleri iceren herhangi bir stratejisi olmadagi zamanlarda da bizler hep anavatan dedik. Kibris Turkunu 1974 de gelip biz kurtardik demek de pek dogru degil. Kibris Turku Osmanli tarafindan terk edilmis oldugu zaman ne benligini ne de Turklugunden birsey kaybetmistir .Anavatanimiz  kurtulus savasi yaparken bizler ingiliz mustemlekesi idik ve o baskilar altinda dahi anadoluya anavatanimiza karanci karari maddi ve manavi yardimlarda bulunduk ve hep Turkiye anavatanimiz deyip sevinclerini ve huzunlerine kader birligi ettik. TC kurulusu itibari ile ve bizler halen Ingiliz idaresi altinda iken dahi  TC yapmis oldugu tum devrimlerini kabullenip uygulamaya koyduk.  ingiliz idaresi sonrasi yani cumhuriyet yillarinda yine  TC ni anavatanimiz olarak belledik yunan bizleri cukurlara gomerken TC nin ortada malesef kibris politikasi diye birsey yoktu baslarda TC nin Kibristaki haklarinin ve bizlerin anavatani oldugunu vakti zamaninda Anavatanimizdaki siyasilere anlatana dek dilimizde tuy bitti. Bize silah verin kendimize koruyalim dedigimiz ilk zamanlar TC ninden bir kovulmadigimiz kaldi ta ki  bazi devlet buyukleri az da olsa ikna olabilene dek.  1963 yilinin kanli Noelinde bizler adada kesilirken adada bulunan KTKA garnizonundan bir turlu cikamadi cunku gerekli emirler TC den gelmedi ta ki kibris turk alay komutan yardimcisi alay komutanini yaralamaya kadar giden olaya denk gelene kadar. 1964 Erenkoy direnisine TC nin etkin katkisi ancak anavatanimiza bizlerin tutunacak artik gumani kalmadi hakkinizi helal edin mesaji sonrasi gelebildi. 1962 den 1974 bizler varlik yokluk icerisinde yasadik ama benligimizden ve turklugumuzden birsey kaybetmedik hep anavatan dedik. 1974 ozlemis oldugumuz ve uguruna agitlar yakmis oldugumuz gun ve firsat dogdu anavatan bizleri kurtarmaya geldi ve harekat boyunca 498 sehit verdi. Ancak bu savasta bizlerde anavatandan gelen kuvetlerin yaninda savastik onlara yol gosterdik her turlu lojistigi sagladik kullandiklari tum haritalari ve istihbarat bilgilerini haberlesmelerini omurgasini sagladik, 290 Mucahit sehitimiz yaninda 500 yakin soydasimiz katledildi. Neticede 1974 sayesinde guven icerisindeyiz ve buna da minnettariz.

1974 sonrasi ne oldu once KTFD kuruldu sonra is KKTC . Ancak KKTC gerek BM  551 nolu kanunu ve ABD nin baskilari neticesinde sair ulkelerce taninamadi . Zaten TC nin de KKTC nin dunyada  taninmasi icin kayda deger hic bir faliyeti olmadi dense yerindedir. Dolayli kibris gorusmeleri toplum arasinda yaklasik 50 sene boyunca sadece kibris turkunun istedigi icin gerceklesmedi,gorusmelerin  devamini TC de istedi ve destekledi.  Unutmayalim ki KKTC CB ve dogal lideri Rauf Denktas ana vatana olan sonsuz bagligi ve sevdasi olsa da hayatinin son evresinde Anavatan gelisi dahi engellendi .  peki niye mi cunku adam TC deki siyasiler kibrisi satmaya karar verdiklerini alanen soyledigi icin.

Gelelim Kibris Turku ile TC vatandaslari arasindaki ince fark ki bu da Kibris Turk halkinin olmazsa olmazlarindan biridir.
Kibris Turk halki Anavatanina baglidir her ne kadar arada kucuk catlak sesler ciksa da. Kibris Turk halkinin yasam ve kulturu TC halkinin geneline gore daha degisiktir . Adada kullanilan Turkce Ananvatan Turkcesinden bir miktar degisik tarflari vardir. Ayni dinden olsak da din anlayisimiz TC  halkinin buyuk cogunlugundan farklidir. Kultur farkliligimiz vardir.  kadin haklari,demokrasi , adalet anlayisimiz farklidir. Calisma seklimiz farklidir " bizler adali oldugumuz icin pek calismayi sevmeyiz " Ozgurlugumuze  sizin kadar onem veririz. Butun bunlari goz onune aldiginiz zaman Kibris Turku icin Ozgurlugun ne kadar onemli oldugunu anlarsiniz,bu nedenlerden dolayi kibris Turkunun korkusu cok sevdigi anavatanina zorunlu olarak entegrasyonu ile bu ayricaliklarini kaybedecek olmasidir.  " Bu goruse ben de katilmaktayim"

Pek deginilmeyen konulardan birisi ise malesef 1974 sonrasi KKTC deki degisimlerdir.  Ada malesef bir az kaba kac sa da ipini koparanin once turist sonra ise kalici olarak kaldigi bir yer oldu. kilik kusamindan tutun da mevcut toplumdan ayricalik gosteren bu  kisilerin nufusu gun gectikce artmaktadir. Adada 1974 sonrasi hirsizlik,gasp katillik,soygun had safhaya cikmistir.  TC deki Kumarhanelerin kapatilmasi ile tum Kumarhaneler ve yan sektorleri  adaya tasinmistir "adada gece kulupleri ve nufus oranina gore cok yuksek oranda hayat kadini mevcuttur". Yani KKTC dolayli yoldan bir mafia yatagi olup kara paranin ve fuhus adeta devlet seviyesinde desteklenmektedir " Devletin ana vergi kaynaklari" Son zamanlarda  FETO cu olarak mimlenen veye gercekte gizli FETOcu olan TC vatandasi kisiler tarfindan ada emlak alimi artmaktadir. Butun bunlardan hali ile Kibris turk halki korkmaktadir.  KKTC devleti siyasi partilerinin cogu bu kirliligi TC deki iktidarlar ile olan baglantilar nedeni veye en direk mafia  iliskilerinden dolayi kendisini temizleyememektedir . KKTC devleti ve tum organlari malesef butun bunlardan arinmadikca kibrisli yerli halkin TC ye bakisi bir miktar sasi olarak kalmaya devam edecektir ,cunku insanlar baska yerlerde males medet ummaktalar.

Iste ancak butun belirtmis oldugum aksaklilar giderilmeye baslanip ,kibris Turkunun ruhi durumu anlasilip  ozgurlugune  olan tutkunluguna saygi duyulduguna inandigi ve onu kaybetmeyecegine inandigi zaman TC ile butunlesme daha gercekci ve sevilerek olur. Alternatif ise bir 20-25 sene sonra kbris turku asimile olacagi icin entegrasyon gerceklesir.