Gönderen Konu: Akdeniz'de Enerji Krizi  (Okunma sayısı 212557 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı metin62

  • 2020 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2099
  • 164
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #190 : 06 Aralık 2018, 11:15:38 »
Sn Serkan,

Yorumunuzu özetleyecek olursam şunu mu demektesiniz?

1- MEB konusunda aceleci olmayalım, öncelikli olarak doğu akdenizde sınırdaş olan ülkelerle anlaşıp ona göre MEB ilan edilsin, tek taraflı ilan edeceğimiz MEB işlevsel olmayabilir.

2- Öncelikle Adanın Kuzeyinde yani kendi kıyılarımızda aramaya devam edelim sonraları daha aşağılara sarkıp hatta GKRY belirlemiş olduğu parsellerin içerisinde bizde paralelde arama yapalım.

3- Direk askeri bir harekat yapmaktansa ki sonucu riskler taşıyor, hasımlara  bir  atıştatbikatı kapsamında göz dağı verebiliriz.

* Birinci ve ikinci maddede belirtilenler zaten şu anki iktidarın izlemekte olduğu politika .
   

Çevrimdışı serkan

  • YASAKLI
  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1282
  • -115
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #191 : 06 Aralık 2018, 11:30:57 »
Sonradan MEB ilanıda olmayablir biz buraları statüsü belirsiz bırakıp sadece bir defakto durum ile görüşlerimizi ilan etmek ile yetineceğiz. Bu adalar gerçeğinde hukuğa sarılarak çözüme yürüyemeyiz burada kaba kuvvetle karşılıklı çatışan haritalar ile muğlak bir statü sağlayacağız. Muğlaklık sonuçta aynı kapıya çıkacak biz gidip istediğimz yerde sondaj yine yapacağız. Onlarda yapacaklar tabi kendi burunlarının dibi çünkü yapmasınmı. Onlar ama gelip Antalya açıklarında yapamayacaklar o zama ndaha sertleşeceğiz ama Rum kesiminin 100 km güneyinde adama buradan çık diyecek halimiz yok dimi. Biz çok geniş bir harita belledik onu herkes biliyor bu haritadaki heryerde sondaj hakkımız var kimsede sıkıysa del demedi ne ABD ne Fransa ne İsrail ne Yunanistan. MEB ilan edemeyiz anlatabildim mi yoksa muhatabın ülke ile oturup müzakere yürütmek anlaşamazsan uluslar arası hukuğa başvurman gerek o zaman. Uluslar arası hukukta adam aleyhinde sonuçlanabilir o zaman karşıdakine vatanı koruma hakkı verir nasıl Rodos a giremyorsan o zaman o denizede sondaj yapınca karşında F16 bulursun gemi bulursun kimsede şimdiki gbi korkmaz vatanını herkes silahla korur güçlü de olsan süperde olsan geri adım atmaz. Bu yüzden bize yarayan statüsü belirsiz deniz muğlaklığı. İlerde ilan edeceğiz diye bir şey yok yani hep böyle kalacak Akdeniz belkide bizim için.
İsrailden boru hattı mevzumuzda bizim bölgeden geçiyor tartışıyoruz ya aslında geçmiyor çünkü bizim bölgemiz yok kimsenin bölgesi yok açık deniz bir anlamda oralar bizim yaklaşımımıza göre. Gevşek bir çözümsüzlük durumunda bıraktık ve bu gibi şeyler o çözümsüzlük içinde hukuğa uygun halde devam edecek başka ülkeler içinde.

« Son Düzenleme: 06 Aralık 2018, 11:42:14 Gönderen: serkan »
beğen

Çevrimdışı UYVAR

  • YASAKLI
  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 2045
  • -111
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #192 : 06 Aralık 2018, 11:35:58 »
Daha once de yazdim tekrar yazayim. Hala gitmeyen varsa kktc'ye, ege adalarina tatile gitsin. Bizim devlet erkaninin esip gurlemesine bakmayin, yakinda sadece Antalya'da ayaklarimizi suya sokup boy veririz.
''Başarının sırrı amaca sadakattir.''

Çevrimdışı serkan

  • YASAKLI
  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1282
  • -115
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #193 : 06 Aralık 2018, 11:42:43 »
Bu arada MEB demek senin denizin demek değildir bunu da arkadaşlar bilsin MEB alanı 200 milli ekonomik alandır orada sadece sen balık avlarsın maden çıkartırsın ama deniz yine açık denizdir herkesindir gemi trafiği açısından yani. Kara suyu değil yani MEB alanı vatanı peşkeş çekme gibi görmeyin bu statüsü belli olmayan alanı. Ama 200 mili dünya oturmuş okyanusa kıyısı olan ülkelere göre karar almış dünyada deniz denince akla gelen şey binlerce km uzağa uzanan okyanuslardır bizim gibi iç denizi olan toplasan dünyada bir düzine ülke yoktur onlarda Akdeniz Karadeniz işte sadece. İspanya Fransa Fas Rusya yı çıkart okaynusa kıyısı olmadan denizi olan ülkeler bu çanaktaki üç beş ülke sadece. Onlarında içinde sadece Türkiye madur dantel gibi Ege yüzünde. Kimse Türkiye yi düşüneek yani almadı bu 200 mil şeyini. Ve bu anlaşmada da bir sürü özel durum maddesi var ama gel mahkemeye gideceğim desen her şekilde Yunanistan karlı çıkar bunca adası varken herlade dimi. Bu yüzden Türkiye bu işi defakto ilanlarla bileğinin gücü ile savunarak koruyacak MEB ilanı yapmayacak bu muğlak çetrefilli yerlerde. Çünkü 60 km ötende kocaman bir ada varken ve BM ler orayı Kıbrıs devleti sayarken kimin hakemliği ile menfaatine uyan bir sonuç alabileceksin. Biz burayı statüsü belirsiz tutarak bir şeyler yapacağız yapacaksak. Habire kızıyoruzya neden Yunanistan ilan etti Mısır ilan etti biz etmedik. Harita lehlerinde ondan ilan ettiler biz de edersek gel komşu anlaşamadık mahkemeye gidelim diyecek bu iş böyle çözülüyor çünkü hep anlaşamayınca.
« Son Düzenleme: 06 Aralık 2018, 11:46:56 Gönderen: serkan »
beğen

Çevrimdışı Tigerfish

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1723
  • 142
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #194 : 06 Aralık 2018, 14:28:36 »
Sn Serkan,

Yorumunuzu özetleyecek olursam şunu mu demektesiniz?

1- MEB konusunda aceleci olmayalım, öncelikli olarak doğu akdenizde sınırdaş olan ülkelerle anlaşıp ona göre MEB ilan edilsin, tek taraflı ilan edeceğimiz MEB işlevsel olmayabilir.

2- Öncelikle Adanın Kuzeyinde yani kendi kıyılarımızda aramaya devam edelim sonraları daha aşağılara sarkıp hatta GKRY belirlemiş olduğu parsellerin içerisinde bizde paralelde arama yapalım.

3- Direk askeri bir harekat yapmaktansa ki sonucu riskler taşıyor, hasımlara  bir  atıştatbikatı kapsamında göz dağı verebiliriz.

* Birinci ve ikinci maddede belirtilenler zaten şu anki iktidarın izlemekte olduğu politika .
   

MEB‘ den önce kıta sahanlığı ilan edilmesi daha önemli. Kıta sahanlığının üzerinde mavi vatan kurulduktan sonra ileride belki  münhasır ekonomik bölge düşünülür. MEB ilan edilirse o alandan geçen boru hattını uluslararası hukuk kurallarına  göre engelleme hakkınız yok. Kıta sahanlığın ise sahildar ülkenin izinine tabidir.
« Son Düzenleme: 06 Aralık 2018, 14:30:14 Gönderen: Tigerfish »

Çevrimdışı metin62

  • 2020 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2099
  • 164
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #195 : 06 Aralık 2018, 15:39:16 »
''Öncelikle tüm arkadaşların, MEB  konusunda senkron olabilmesi için tekrardan MEB'in tanımına bakmakta yarar olduğu kanısındayım ''


Münhasır Ekonomik Bölge /MEB.


Münhasır Ekonomik Bölge hukuki rejimi 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BM DHS)’nin V. Kısım 55-75  Maddelerinde düzenlenmiştir. BM DHS’nin 57. maddesinde belirtildiği üzere; Münhasır Ekonomik Bölge, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanmayacaktır. Münhasır Ekonomik Bölge, kıyı devletine, kıyıdan başlayarak açık denize doğru en fazla 200 mil kadar uzanan bölgede gerek deniz yatağı altında, gerekse içerisinde bazı egemenlik haklarının tanınmasını içeren bir kavramdır . Münhasır Ekonomik Bölge bu deniz alanında kıyı devletine önemli ekonomik haklar ve yetkiler vermektedir. Ancak, sözleşme, üçüncü devletlere de söz konusu deniz alanı üzerinde bazı haklar tanımaktadır.

Ulusal yetki sınırları içindeki Münhasır Ekonomik Bölge canlı kaynaklar ile petrol, doğal gaz ve kömür, kassiterit, titanyum, manyetit, zirkon, ilmenit, rutil, monazit; altın, platin, elmas ve diğer kıymetli taşlar, kromit, kum ve çakıl, deniz dibindeki sert kayaçlar içindeki yataklarda; bakır, nikel, krom, demir, kimyasal çökelmeyle oluşmuş yataklar olarak ise fosforit, potas tuzları gibi diğer cansız kaynakları kapsamaktadır.

Özel yetki alanı olan Münhasır Ekonomik Bölge kıyı devletinin mutlak egemenliği altında bir alan olmayıp, kıyı devletine sadece doğal kaynaklar üzerinde münhasır yetkiler tanıyan bir deniz alanıdır. Bu hukuksal statü diğer devletlere bu alanı diğer konularda serbestçe kullanmaya devam edebilecekleri hakkını vermektedir.

BMDHS’nin 55. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge karasularının ötesinde ve bu sulara bitişik bir bölge olup, söz konusu Sözleşmede belirlenen özel hukuki rejime tabi olup sahildar devletin hakları ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestlikleri bahsi geçen Sözleşmenin ilgili maddeleriyle düzenlenmiştir. 476 Sayılı Karasuları Kanun’u uyarınca, Türk karasularının genişliği Ege Denizi’nde 6 mil, Akdeniz ve Karadeniz’de 12 mildir .

Münhasır Ekonomik Bölge’de sahildar devletlerin hakları, yetkisi veya yükümlükleri BMDHS’nin 56.1. Maddesinde yer almaktadır. Bunlar;

    Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarının araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile; aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgarlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlere ilişkin egemen haklar;
    İşbu Sözleşmenin ilgili hükümlerine uygun olarak;
 i) suni adalar, tesisler ve yapılar kurma ve bunları kullanma;
 ii) denize ilişkin bilimsel araştırma yapma;
 iii) deniz çevresinin korunması ve muhafazası; konularına ilişkin yetki;

 Söz konusu sözleşmede öngörülen diğer hak ve yükümlülüklerdir.

BMDHS’nin 56. 2. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge’de sahildar devlet, işbu Sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, diğer devletlerin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde gözönünde bulunduracak ve işbu Sözleşme hükümleriyle bağdaşacak biçimde hareket edecektir.

BMDHS’nin 56.3. Maddesine göre deniz yatağına ve bunların toprak altına ilişkin olarak belirtilen haklar, “Kıta Sahanlığı” başlıklı VI Kısmına uygun olarak kullanılacaktır.

Kıyı devleti Münhasır Ekonomik Bölge’de ekonomik nitelikli haklar dışında üç ana konuda idari ve yargı yetkilerine sahiptir. Bunlar; her türlü tesis, araç yapay adaların bu alana yerleştirilmesi ve kullanılması, deniz bilimsel araştırmaları ile deniz çevresinin korunması ve düzenlenmesidir. BMDHS’nin “Münhasır Ekonomik Bölge’de Sahildar Devletin hakları, yetkisi ve yükümlülükleri” başlıklı 56. maddeye göre Devletinin Münhasır ekonomik bölgede kıyı devleti her türlü yapay ada, araç ve gerecin yerleştirilmesi ve yararlanılması konusunda tek yetkilidir.

Münhasır Ekonomik Bölge’de diğer devletlerin hak ve yükümlükleri ise BMDHS’nin 58. Maddesinde yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre; Münhasır Ekonomik Bölge’de, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletler, söz konusu Sözleşmenin ilgili hükümlerinde öngörülen şartlar içerisinde, açık denizlerin seyrüsefer serbestliği ile uçuş serbestliğinden ve denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliğinden; keza, bu serbestliklerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle gemilerin, uçakların ve denizaltı kabloları ve petrol borularının işletilmesinde, denizin uluslararası diğer yasal amaçlarla kullanılması serbestliğinden yararlanırlar.

Ancak, Münhasır Ekonomik Bölge’de devletler, söz konusu sözleşme uyarınca haklarını kullanırken, ve yükümlülüklerini yerine getirirken, sahildar devletin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde gözönünde bulunduracaklar; ve sahildar devletin söz konusu Kısım ve diğer uluslararası hukuk kuralları uyarınca kabul ettiği kanun ve kurallar, işbu sözleşme ile bağdaşır olduğu ölçüde, riayet edeceklerdir.

BMDH’nin “Münhasır Ekonomik Bölge’de yargı yetkisinin ve haklarının isnadı ile problemlerin çözümlenmesi esası” başlıklı 59. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde ne sahildar devlete ve ne de diğer devletlere haklar ve yetki tanımadığı ve sahildar devletin menfaatleri ile diğer devlet veya devletlerin menfaatleri arasında uyuşmazlık çıkan durumlarda bu uyuşmazlık, hakkaniyete dayanarak ve diğer bütün ilgili şartlar ışığında sözkonusu menfaatlerin taraflar için ve uluslararası toplumun bütünü için olan önemi gözönünde bulundurularak çözümlenmesi gerekmektedir.

BMDHS’nin 60. Maddesinde kıyı devleti münhasır yetkilere sahip olarak kuracağı yapay ada, tesis ve yapılar çerçevesinde 500 metreyi aşmamak koşuluyla güvenlik bölgeleri kurabilir. Ancak bu bölgeler uluslararsı tanınmış su yollarına müdahale edecek şekilde kurulamaz hükmü yer almaktadır. Kıyı devletinin uluslararsı deniz trafiğini aksatmamak yükümlüğü vardır. BMDHS’nin 60. Maddesi’nde yer alan hususlar aşağıda verilmektedir:

    Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde Sahildar Devlet ekonomik amaçlarla sun’i ada, tesis ve yapıların inşa edilmasi, işletilmesi ve kullanılması konularında münhasır hakka sahip olacaktır.
    Sahildar devlet, bu sun’i adalar, tesisler ve yapılar üzerinde gümrük, maliye, sağlık, güvenlik ve muhaceret konularındaki kanun ve kurallardan doğanlar dahil olmak üzere, münhasır yetkiye de sahip olacaktır.
    Bu sun’i adaların tesislerin ve yapılan inşaatı gereken şekilde duyurulmalı ve mevcudiyetlerini sürekli olarak belirtecek işaretler idame ettirilmelidir. Terkedilen veya kullanılmayan tesisler ve yapılar, seyir güvenliğini sağlamak amacıyle, bu konuda yetkili uluslararası kuruluş tarafından konulmuş ve genel kabul görmüş uluslararası kurallar gözönüne alınarak, kaldırılacaktır. Bunların kaldırılmasında balıkçılık deniz çevresinin korunması ve diğer devletlerin hakları ve yükümlülükleri de gereken şekilde gözönüne alınacaktır. Tamamiyle kaldrılamayan bir tesis veya yapıdan geride kalan parçaların yeri, boyutları ve derinliği uygun şekilde ilan edilecektir.
    Sahildar devlet gerektiği takdirde, bu suni adalar, tesisler veya yapıların etrafında, hem seyir güvenliğini ve hem de suni adaların, tesislerin ve yapıların güvenliğini sağlamak üzere içerisinde uygun tedbirler alabileceği, makul boyutlarda güvenlik bölgeleri kurabilir.
    Sahildar devlet uygulanabilir uluslararası kuralları gözönünde bulundurarak, güvenlik bölgelerinin genişliğini tespit edecektir. Bu güvenlik bölgeleri, sun’i adaların, tesislerin genişliği, genel kabul görmüş uluslararası kuralların izin verdigi veya yetkili uluslararası kuruluşun tavsiye ettiği sapmalar dışında, suni ada, tesis veya yapının dış kenarlarından itibaren ölçülmek üzere 500 metreden fazla olamayacaktır. Güvenlik bölgelerinin genişliği, gereken şekilde duyurulacaktır.  Sun’i adalar, tesisler veya yapılar ve bunlar etrafındaki güvenlik bölgeleri, uluslararası seyrüseferde kullanılan belli başlı deniz yollarına engel olabilecek yerlerde kurulamaz. Sun’i i adalar, tesisler ve yapõlar ada statüsüne sahip değildir. Kendilerine özgü karasuları yoktur ve varlıkları, karasularının, Münhasır Ekonomik Bölge’nin veya kıta sahanlığının sınırlandırılmasını etkilemez.

Canlı kaynaklarının muhafazası ve işletilmesine ilişkin hususlar BMDHS’nin 61-73 Maddelerinde yer almaktadır.

Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında Münhasır Ekonomik Bölge’nin sınırlandırılması BMDHS’nin 74. Maddesine göre, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38. maddesinde belirtildiği şekilde uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır. Uygun bir süre içerisinde bir anlaşmaya varamadıkları takdirde ilgili devletler uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin XV. Kısmında öngörülen usullere başvuracaklardır. Eğer ilgili devletler arasınsa yürürülükte olan bir anlaşma var ise, münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması ile ilgili sorunlar, o anlaşmanın hükümlerine göre karaa bağlanacaktır.

Divanın yetki alanı, bir uluslararası uyuşmazlıkta taraf olan ülkelerin kendisine getirdikleri davalar ile BM Anlaşması’nda ya da yürürlükteki uluslararası antlaşmalarda özellikle öngörülmüş konuları içine alır. Divan’ın devletlerarası bir uyuşmazlığa bakabilmesi için uyuşmazlığın taraflarının Divan’ın Statüsü’ne taraf olması ve de Divan’ın uyuşmazlığa bakma yetkisinin taraflarca tanınmış olması gerekir. Türkiye Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne taraf değildir.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38.1 maddesi’ne göre kendisine sunulan uyuşmazlıkları uluslararası hukuka uygun olarak çözmekle görevli olan Divan;

    Uyuşmazlık durumundaki devletlerce açık seçik kabul edilmiş kurallar koyan, gerek genel gerekse özel uluslararası antlaşmaları;
    Hukuk olarak kabul edilmiş genel bir uygulamanın kanıtı olarak uluslararası yapılagelmiş kurallarını;
    Uygar uluslarca kabul edilen genel hukuk ilkelerini;
    59. Madde hükmü saklı kalmak üzere (59. Madde: Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde Sözleşmenin ne hak ve ne de yetki tanıdığı durumda uyuşmazlıkların çözümünün esası, hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç olarak adli kararları ve çeşitli ulusların en yetkin yazarlarının öğretilerini uygular.

38.2. Maddesine göre bu hüküm, tarafların görü birliğine varmaları halinde, Divan'ın hakça ve eşitçe karar verme yetkisini zedelemez.

Sözleşme’nin “Sahildar devletin kanun ve kurallarının yürürlüğe konulması” başlıklı 73. Maddesinin ilk fıkrasında sahildar devlete, Münhasır Ekonomik Bölge’deki canlı kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi konularındaki egemen haklarının kullanılmasında, Sözleşmeye uygun olarak kabul ettiği kanunlara ve kurallara riayeti sağlamak için gemiye çıkılması, geminin denetimi, gemiye el konulması ve hakkında dava açılması da dâhil olmak üzere, gerekli bütün tedbirleri alabilme hakları tanınmıştır.

BMDHS’nin 76. Maddesine göre Kıta Sahanlığı Sahildar bir devletin kıta sahanlığı, karasularının ötesinde kıta kenarının dış eşiğine kadar veya bu eşik daha az bir mesafede ise, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili mesafeye olan kısmında, bu devletin kara ülkesinin doğal uzantısının bütünündeki denizaltı alanlarının deniz yatağı ve toprak altlarını içerir. Kıta kenarı sahildar devletin toprak kiltlesinin su altındaki uzantısıdır;

BMDHS’nin “Kıta Sahanlığı üzerinde sahildar devletin hakları” başlıklı 77.1. Maddesine göre “Sahildar devlet, kıta sahanlığı üzerinde araştırmada bulunmak ve buranın doğal kaynaklarını işletmek amacı ile egemen haklar kullanır. 77.2. Maddesine göre  sahildar devlet kıta sahanlığında araştırmada bulunmadığı veya buranın doğal kaynaklarını işletmediği takdirde hiç kimse, sahildar devletin açık rızası olmadan bu çeşit faaliyetlere girişemez.

Dünyada en fazla Münhasır Ekonomik Bölge’ye sahip ABD (11,351,000 km2) olup bunu sırasıyla Fransa (11,035,000 km2), Avustralya (8,505,348 km2), Rusya (7,566,673 km2) ve İngiltere (6,805,586 km2) izlemektedir. Münhasır Ekonomik Bölge’nin sınırlarının uzaması canlı ve cansız deniz kaynaklarının kullanımı ülkeler arasında anlaşmazlığa neden olmaktadır. Söz konusu başlıca itilaflar; Birleşik Krallık ile İzlenda, Spitsbergen (Svalbard) takımadalarına ilişkin Norveç ile Rusya, Güney Çin ile komşuları arasında, ekolojik bölge ve balıkçılık koruma alanlarına ilişkin Hırvatistan ile İtalya ve Slovakya, petrol rezervlerine ilişkin Kanada ile ABD,  Türkiye ile Yunanistan arasında olmuştur (http://en.wikipedia.org). 

1967 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Malta Delegesi Arvid Pardo'nun yaptığı konuşmada, deniz yataklarındaki zenginlikleri yalnızca teknolojik yönden gelişmiş devletlerin kullanmasını önlemek amacıyla, bütün insanlığa ortak kullanım hakkını veren “insanlığın ortak mirası” olarak kabul edilmesini önermiştir. BM Genel Kurulu tarafından 1970 yılında alınan 2749 (XXV) ve 2750 (XXV) sayılı kararlar ile uluslararası deniz yatağının “İnsanlığın Ortak Mirası’ olduğu kabul edilmiş olup söz konusu kaynakların adil bir paylaşımını gerektirmektedir (Güneş, Ş., 2007). 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin de deniz yatağının hukuki rejimine ilişkin öngördüğü bir diğer temel ilke, bu alanın işletilmesinden elede edilecek mali kaynakların üye devletler arasında hakaniyet ilkesine uygun biçimde paylaştırılmasıdır (Kuran, S., 2009).

Türkiye karasularının genişliği, adalar konusu  vb. nedenlerden dolayı BMDHS’ne taraf olmamıştır. Ancak, BMDHS’ne göre bir kıyı devletinin münhasır ekonomik bölgeye sahip olabilmesi için sözleşmeye taraf olmasına gerek olmayıp bunu ilan etmesi yeterlidir. Bu nedenle üç tarafı denizlerle çevrili ve Akdeniz’de en uzun  kıyı şeridine sahip bir kıyı devleti olan Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölge ilan etme hakkı vardır. Türkiye buna istinaden  05.12.1986 tarihli ve 86/11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Karadeniz’de 200 millik münhasır ekonomik bölge ilan etmiştir. Ege ve Akdeniz’ de Münhasır Ekonomik Bölge ilanımız yoktur (Ceyhun, Ç.C.; Oral, Z.O.; Kuran, S., 2009). 

Söz konusu Kararnamenin eki Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi Hakkındaki Karara göre;  Karadeniz’de Türk karasularına bitişik deniz alanlarının deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve deniz yatağının altında canlı ve cansız doğal kaynakları araştırmak; işletmek, muhafaza etmek, yönetmek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin  sair iktisadi menfaatlerini korumak amacıyla ilan edilen Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi, bu denizde Türkiye karasuları genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar uzanır. Karadeniz’in boyutları gözönünde bulundurularak, bu denizde   sahillerimiz bitişik veya karşı karşıya olan devletlerle Münhasır Ekonomik Bölge alanlarının tesbiti için sınırlandırma anlaşmaları yapılır. Bu anlaşmalar Türk mevzuatı göz önünde bulundurularak hakkaniyet ilkelerine göre ve hakkaniyet uygun sonuç verecek şekilde müzakere yoluyla yapılır. Karadeniz’de deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin olarak Türkiye’nin daha önceden akdetmiş olduğu anlaşmalar saklıdır (www.denizcilik.gov.tr).

Türkiye, sair iktisadi menfaatlerini korumak amacıyla petrol ve doğalgaz açısından zengin olan Akdeniz ve Ege’de Türk karasularına bitişik deniz alanlarının deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve deniz yatağının altında canlı ve cansız doğal kaynakları araştırmak; işletmek, muhafaza etmek ve yönetmek için 200 deniz mili uzunluğunda Akdeniz ve Ege Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni ilan etmelidir. Akdeniz ve Ege Bölgesinin Münhasır Ekonomik Bölge ilan edilmesi için öncelikle bunun iç hukukta düzenleme yapılması ve Karasuları Kanunu’nda da bu hususun yer almasının gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu kapsamda Karadeniz Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi için çıkarılan 05.12.1986 tarihli ve 86-11264 sayılı Karanamenin ivedilikle Akdeniz ve Ege Bölgesi için çıkarılması gerekmektedir.

Münhasır Ekonomik Bölge’ye ilişkin Akdeniz’de meydana gelen itilafların Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler açısından da değerlendirilmesi ve buna ilişkin hukuki ve teknik ön hazırlıkların yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Münhasır Ekonomik Bölge’ye ilişkin AB ile ilişkiler açısından Hırvatistan, Slovenya ve İtalya Arasındaki “Ekolojik ve Balıkçılık Koruma Alanı” konusundaki uyuşmazlığı örnek olarak verebiliriz. 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olan Hırvatistan, 27 Ocak 1994 yılında kabul ettiği Denizcilik Yasası’na, Münhasır Ekonomik Bölge ile ilgili olarak pek çok madde ilave etmiş ve 3 Ekim 2003 tarihinde “Ekolojik ve Balıkçılık Koruma Bölgesi’ni ilan etmiştir. Bunun üzerine Hırvatistan, İtalya ve Slovenya’nın yoğun itirazları ve AB’nin baskısı ile karşı karşıya kalmıştır. Hırvatistan’ın Münhasır Ekonomik Bölge’si, Hırvatistan İlerleme Raporu ile Genişleme Stratejisi Raporları’nda Bölgesel Konular ve Uluslararası Yükümlülükler” başlığı altında AB belgelerinde birer siyasi kriter olarak belirtilmiştir. Böylece, Hırvatistan ile AB üyesi olan Slovenya ve İtalya arasındaki deniz sınırı uyuşmazlığı, ikili ilişkiler kapsamından çıkarılarak Hırvatistan ve AB arasında bir sorun alanı olarak ileri sürülmeye başlanmıştır .

12 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Birliği Konseyinin “Akdeniz’de Balıkçılık Kaynaklarının Sürdürülebilir Kullanımına İlişkin Yönetim Tedbirleri Tüzüğü” balıkçılık faaliyetlerinin kısmen, geçici veya daimî olarak yasaklandığı “balıkçılık koruma alanları” oluşturulması yetkisini üye ülkelere vermekte olup buna göre Tüzük’ün kabulünden itibaren iki yıl içinde üye ülkelerin kendi kara suları dışında kalan alanlarda balıkçılık koruma alanları oluşturulması gerekmektedir. Akdeniz’e kıyıdaş devletler tarafından oluşturulabilecek balıkçılık koruma alanları uygulamaları, yeni sınır uyuşmazlıklarına neden olabilir. Ayrıca, bilimsel gelişmeler bazında yeni balıkçılık koruma alanı ilanı veya mevcut balıkçılık koruma alanının sınırlarının değiştirilmesinin mümkün olabileceği dikkate alınarak diğer ülkelerin bilimsel ve diğer faaliyetleri yakından izlenmelidir .

BMDHS’nin 246. maddesine göre kıyı devleti, münhasır ekonomik bölgede ve kıta sahanlığında deniz bilimsel araştırmasını düzenleme ve yürütüme yetkisine sahiptir. Kıta sahanlığında ve Münhasır Ekonomik Bölge’de üçüncü kişiler tarafından yapılacak bilimsel araştırma kıyı devletinin iznine bağlı tutulmuştur .

Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarının araştırılması ülkelerin ekonomik paylaşımı kadar güvenlik stratejileri açısından da önem arz etmektedir.

Türkiye Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölge ilan etme konusunda olumlu adımlar atmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin deniz araştırmaları politikası oluşturmasının ve buna ilişkin eylem planları hazırlamasının uygun olacağı düşünülmektedir. Önemli bir enerji koridoru ve deniz ticaret rotası olan Doğu Akdeniz’deki haklarımızı, enerji güvenliği, balık kaynakları açısından gıda güvenliğimizi ve çıkarlarımızı korumamız, deniz ticaretimizin sürdürülebilirliğini sağlamamız için kuvvetli ve zayıf yönler ile tehdit ve fırsatları ortaya koyarak yeni stratejiler ve projeler geliştirmeliyiz.

Sonuç olarak, BM DHS'ye göre kıyı devletinin mutlak egemenliği altında bir alan olmayan Münhasır Ekonomik Bölge’de diğer devletler bu alandaki haklarını serbestçe kullanabilirler. Ancak, ülkelerin Münhasır Ekonomik Bölge’yi kullanırken ve buna ilişkin anlaşmaları imzalarken aynı bölgeden yararlanacak başka ülkelere bildirimde bulunması, izin alması, başka ülkelerin yetki alanlarını daraltmaması, ülkelerin haklarını saklı tuttuğu Münhasır Ekonomik Bölgede'ki kıta sahanlığı alanlarını, ülkelerin ve halklarının haklarını ihlal etmemesi gerekmektedir. BM Genel Kurulu tarafından “İnsanlığın Ortak Mirası’ olduğu kabul edilen uluslararası deniz yatakları ve kaynaklarından ülkelerin adil bir paylaşım yapmasının zaruri olduğu düşünülmektedir.


Çevrimdışı Tigerfish

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1723
  • 142
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #196 : 06 Aralık 2018, 15:59:14 »
Bendem sana bir +

Ne iyi yaptın. Üzerimden büyük bir yük kalktı. Ben halen deklarasyonu aramaktayım.

Çevrimdışı metin62

  • 2020 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2099
  • 164
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #197 : 06 Aralık 2018, 18:07:13 »
TC Karadeniz MEB kararnamesi , Akdeniz için de yapılması gereken.

5.12.1986 TARİHLİ VE 86-11264 SAYILI KARARNAMENİN EKİ TÜRK MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGESİ HAKKINDA KARAR



Karar Sayısı      :19314
Kabul Tarihi      : 17/12/1986


   Madde 1- Karadeniz’de Türk karasularına bitişik deniz alanlarının deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve deniz yatağının altında canlı ve cansız doğal kaynakları araştırmak; işletmek, muhafaza etmek , yönetmek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin  sair iktisadi menfaatlerini korumak amacıyla ilan edilen Türk münhasır Ekonomik Bölgesi, bu denizde Türkiye karasuları genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar uzanır.

   Karadeniz’in boyutları gözönünde bulundurularak, bu denizde   sahillerimiz bitişik veya karşı karşıya olan devletlerle Münhasır Ekonomik Bölge alanlarının tesbiti için sınırlandırma anlaşmaları yapılır. Bu anlaşmalar Türk mevzuatı göz önünde bulundurularak hakkaniyet ilkelerine göre ve hakkaniyet uygun sonuç verecek şekilde müzakere yoluyla yapılır. Karadeniz’de deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin olarak Türkiye’nin daha önceden akdetmiş olduğu anlaşmalar saklıdır.

   Madde 2-1) Karadeniz’de Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde Türkiye, diğer haklarının yanısıra:

a)   Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve deniz yatağının altında canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi; ile
b)   Sudan, akıntılardan ve rüzgardan enerji üretilmesi de dahil olmak üzere, diğer ekonomik amaçlarla araştırmalar yapma ve kullanım faaliyetlerinde bulunma konularında egemen haklara sahiptir.

2) keza, Türkiye aynı bölge’de;
a)   Ekonomik amaçlarla veya denize ilişkin bilimsel araştırma yapma ve deniz çevresini koruma ve muhafaza amacıyla sun’i adalar, tesisler ve yapılar kurma ve bunlar üzerinde gümrük, maliye, sağlık, güvenlik ve muhaceret konuları da dahil olmak üzere bunları kullanma, bunları inşaa etme, inşasına, işletilmesine ve kullanılmasına izin verme ve inşaasına işletilmesini ve kullanılmasını düzenleme.
b)   Denize ilişkin bilimsel araştırmalar yapma, bunlara izin verme, bunları düzenleme ve yürütme;
c)   Deniz çevresini korumak, muhafaza etmek ve deniz kirliliğini önlemek, azaltmak ve kontrol altına almak üzere gerekli düzenlemeleri ve kontrolleri yapma konularında münhasır haklara ve yetkiye sahiptir.

3) Yukarıda sayılan hakların ve yetkilerin kullanımı ile ilgili düzenlemeler bu Karar ve diğer ilgili Türk mevzuatının öngördüğü esas ve usullere tabi olacaktır. Yabancı devletlere ait gemiler seyrüüsefer serbestisinden ve uçaklar üst-geçiş


Çevrimdışı metin62

  • 2020 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2099
  • 164
  • DefenceTurk.com
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #198 : 06 Aralık 2018, 18:47:38 »

'' Konu ile alakalı bilgimizi tazeledikten sonra tartışmak daha doğru olur kanısındayım''

Türk karasuları kanunları , Egede Türk yunan tezleri .

•   Türkiye
–   BMDHS’ye taraf değildir.
–   BMDHS m. 3 uluslararası örf ve adet hukuku kuralı değildir.

•   Türkiye: Karasuları Kanunu
–   İlk Kanun: 1964 tarihli ve 476 sayılı Karasuları Kanunu
•   476 sayılı Karasuları Kanunu
–   İlke olarak 6 deniz mili
–   Daha geniş olan devlete karşı karşılıklılık esası

•  İkinci Kanun: 1982 tarihli ve 2674 sayılı Karasuları Kanunu
–   Türk karasularının genişliği 6 deniz mili
–   Belirli denizlerin özelliklerini göz önünde tutarak ve hakkaniyet ilkesine göre, Bakanlar Kurulu, 6 deniz milinin üzerinde genişlik tespit etmeye yetkilidir.

•   29.05.1982 tarih, 8/4742 sayılı BKK
•   KARASULARIN GENİŞLİĞİ İLE İLGİLİ OLARAK KARADENİZ VE AKDENİZ’DE MEVCUT OLAN DURUMUN SÜRDÜRÜLMESİNE İLİŞKİN KARAR
•   
•      Karar Sayısı      : 8/4742
•      Kabul Tarihi      : 29/5/1982
•      20/5/1982 tarih ve 2674 sayılı Kanunun verdiği yetki uyarınca Türkiye’yi çevreleyen denizlerin özellikleri ile hakkaniyet ilkesi göz önünde bulundurulmak suretiyle bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce karasular genişliği ile ilgili olarak Karadeniz ve Akdeniz’de mevcut olan durumun sürdürülmesi; Dışişleri Bakanlığın 26/5/1982 tarih ve MİGM-MİGM-III-1365-917 sayılı yazısı üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılmıştır.
•   Türkiye’nin karasuları
–   Akdeniz ve Karadeniz: 12 mil
–   Ege Denizi: 6 mil
•   Yan sınırlar: 1926 tarihli Protokül’ün dördüncü bölümü
•   On İki Ada: Deniz sınırını nispeten düzenleyen 1932 tarihli İtilafname (Türkiye ve İtalya)
–   Yunanistan, İtilafname’ye seleftir.
•   Orta Ege ve Kuzey Ege: Anlaşma yok

•   Türkiye’nin iddiaları
–   Karasuları 6 mil
–   12 deniz mili genişliği, özellikle adalar bakımından uluslararası örf ve adet hukukunu yansıtmaz.
–   Karşılıklı kıyıdaş devletler, deniz alanı sınırlandırmasını coğrafi ve tarihsel özellikler de göz önüne tutularak, anlaşma ile belirlemeli.
–   Ege Denizi yarı kapalı bir denizdir: Kıyı devletleri hak ve yükümlüklerini kullanırken işbirliği yapmalı.

•   Yunanistan’ın iddiaları
–   12 deniz mili genişliği uluslararası örf ve adet hukuku kuralıdır ve Ege Denizi’nde uygulanabilir.
–   Karasularını saptamak münhasıran devletin yetkisindedir.

Çevrimdışı SKYWOLF

  • SKYWOLF
  • Genel Yetkili
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 43222
  • 527
Ynt: Akdeniz'de Enerji Krizi
« Yanıtla #199 : 07 Aralık 2018, 10:19:02 »
Denizde askeri dengeleri lehimize çevirmek için donanmamızı güçlendirmenin yanı sıra, ki bu uzun süreceğe benziyor, biz de Hindistan gibi Rusya'dan nükleer denizaltı kiralasak!

https://sputniknews.com/military/201812051070410027-india-lease-nuke-submarine-russia/
ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! ADALETİN OLMADIĞI YER YIKILMAYA MAHKUMDUR! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com