slot88 slot deposit 1000 wengtoto toto macau slot88 slot deposit 1000 slot prediksi macau data macau data macau slot 5000 wengtoto wengtoto togel online togel4d wengtoto slot deposit 1000 wengtoto bandarslot wengtoto slot deposit 1000 wengtoto wengtoto slot deposit 1000 https://weerstandgrafmonumenten.nl/grind wengtoto slot deposit 1000 slot deposit 1000 slot 1000 slot deposit 1000 slot88 slot deposit 1000 wengtoto wengtoto slot deposit 1000 wengtoto slot 1000 slot deposit 1000 slot88 bandar togel togel online slot88 slot88 slot 1000 slot deposit 1000 slot deposit 1000 slot deposit 1000 slot deposit 1000 slot deposit 1000 togel online slot88 slot deposit 1000 slot gacor keluaran macau slot1000 slot deposit 1000 slot1000 slot depo 10K slot deposit 1000 slot deposit 1000 togel 5d wengtoto slot depo 5000 slot deposit 1000 slot1000 bandar online slot gacor wengtoto slot deposit 1000 slot
 

Devlet-Millet Üzerine Düşünceler

Başlatan KORAYKURT, 11 Ekim 2015, 16:56:21

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bugnkü durumun sebebi üzerinde fikir ayrılığımız yok. bu yazını okuyunca bunu anlıyorum.
Linkback: Ynt: Devlet-Millet Üzerine Düşünceler

#11
Alıntı yapılan: SKYWOLF - 15 Ekim 2015, 19:58:35

...Kusura bamasın ama, bir otobüs dolusu insanı bir yere götüren şöfor, kurallara uymayıp, uyarılarda bulunanları da tersleyip, sonunda kaza yaptığında, sorumluluk da kendisine aittir!

Aynen katılıyorum, insanlar yaptıkları şeylerden sorumludur. '' Hayır efendim ben sorumlu falan değilim. Benim yaptığım hukuksuzluktan veya yanlış işten dolayı sorumlu olan kişi Çar Deli Petro' dur !.. Çar Deli Petro- ismi üzerinde- deli olduğu için zaten cezai ehliyeti yoktur. İşbu nedenle benim yapmış olduğun hukuksuzluk nedeniyle Deli Petro' da sorumlu tutulamaz ve ceza verilemez'' şeklinde akıl dışı bir mantık olabilir mi ya...!?  Gelin görün ki, aynen bu örnekteki mantık çerçevesinde davranan siyasetçiler ülkemizi yönetiyor. İyi bir şey olduğu zaman- eeee-  '' ben yaptım '' derler,  kötü bir şey olduğu zaman ise suçu başkasının üzerine atarlar. Tam anlamıyla ergen davranış modeli.

Lise çocukları da aynı şeyi yapar. İyi not aldıklarında; mesela matematik dersinden 100 üzerinde 85 aldıklarında; '' matematik dersinden 85 ALDIM '' derler. Zayıf not aldıklarında ise '' matematik hocası 15 VERMİÞ veya ALMIÞIM '' derler.  :)

İş sıkıya gelince '' Askerlik yan gelip yatma yeri değildir '' derler; kendi sorumluluk alanları içerisine giren bir konuda ki başarısızlığı- mesela İsmet Paşa' nın üzerine atarlar falan...

Ciddiye alınacak halleri yok aslında. Ancak prim veren de bir kitle var. Demek ki aynı kafa yapısını yaşıyorlar ! 

Belki bilmiyenler vardır. Türkler tüm tarihlerinde silah üretmekte usta ve mahir bir millettir. Çok ciddiyim. Milattan önceleri bile orta asya da Türklerin yaptığı ok, yay, üzengi, zırh ve özellikle demirden savaş araçlarının kalitesi eşsizdi. Özbekler ve kazaklar demir işleme kabiliyeti zamanında günümüzdeki almanlardan çok ötedir.  Türkler barış zamanı en büyük düşman çine savaş aletleri satmaktadır düşünün. Þimdi amrikanın ruslardan silah aldığını düşününsene. Þimdi siz bu silahları sakın küçümsemeyin bunlar zamanının makialı tüfeği, tankı, uçağı, füzesi herşeyi . Çoğu ülkenin kapsamlı sahip olup kullamadığı şeyler.

Orta asya' dan  orta çağa kadar hunlar, avarlar, hazarlar yanlarındaki silahlarla yerel otoriteler tarafından dünyanın en gelişmiş silahlarını üreten ve bunu kabiliyetle kullanan bir millet olarak ortaya çıktılar. Türk silahlları hep zamanının en yüksek teknolojisini bozkırın verdiği tecrübeyle kullanmışlardır.

Tabi iş hazarla, avarla selçukluyla bitmiyor. Osmanlılar . Osmanlı baruthane-i amire, tophane-i amire, cebehane-i amire, tüfekhane-i amire, tershane-i amire ve bunların anadoludaki daha ufak imalathaneleri veya faktürileriyle DÜNYANIN İLK DEVLET GÜDÜMLÜ SAVUNMA SANAYİSİNİ kurmuş bir devlettir.

Onun yanında Osmanlı Ordusu dünyanın ilk top ve tüfeği standartize olarak birimlerinde kullanan ordusudur. Bu müthiş hassa ordusu yine döneminde makineli tüfek veya tank görevi gören görece zırhlı hızlı ve sayısal olarak devasa anadolu ve rumeli atlı okçu sipahileriyle birleşince ara kesintiler dışında kuruluşundan 1600-1650 lere kadar ki 300-350 yıl eder bu süreçte dünyanın en teknolojik ve güçlü ordusunu kullanmış olma sıfatına sahiptirler.

Sonrasında ne oldu çok şey oldu . Bunları uzun uzun anlatamam yarın hazırlanmam gereken bir sınav var. Ama şu durumumuzu açıklar ;


Kimin sözü unuttum ama; Milletler ilk böbürlenirler, sonra geriye düşerler ve daha sonra üstünlüğü kabul ederler. Bunu hayranlık ve daha sonraları da eziklik psikolojisi izler.


Ne yazıkki bizler zamanında bu işin biri olarak ve bu olay bizim genlerimizde olarak bu işi yaptık böbürlendik üstünlüğü kaybettik daha sonra ayak uyduramadık bir hayranlık yaşadık lale devridir vs. Benzemeye çalıştık yeniliklerle . Þimdide halk da ciddi bir biz yapamayız eziklik psikolojisi var. Bu üretilenler bu psikolojiden bir çıkışın örneği ve timsali.

Eğer ister ve çalışırsak kartları da doğru oynarsak herşeyi başarabiliriz. Çünkü bu bizim GENLERİMİZDE var.
Savaş Var Denildiğinde Biz;


Alıntı yapılan: BATTLESTAR - 28 Kasım 2018, 21:20:12

...Ne yazık ki bizler zamanında bu işin biri olarak ve bu olay bizim genlerimizde olarak bu işi yaptık böbürlendik üstünlüğü kaybettik daha sonra ayak uyduramadık bir hayranlık yaşadık lale devridir vs. Benzemeye çalıştık yeniliklerle . Þimdide halk da ciddi bir biz yapamayız eziklik psikolojisi var...

Böbürlenmekten değil de özünü kaybetmekten, kendini bilmemekten... Ne diyor; EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN!. Türk milleti tarihin belli dönemlerinde benliğini kaybetmiş ve neticede esarete düşmüştür. Benzemeye çalışmıştır; Batıcı olmuştur, Arapçı olmuştur... Türklüğünü unutmuştur. Dikkat edilirse, ne zaman ki Türklüğünü unutmuştur; berbat olmuştur. Örneğin Osmanlı' nın yükseliş dönemine bakıyorsunuz; Türklüğün diri olduğunu, törenin ayakta olduğunu görüyorsunuz. Ne zaman ki Arapçılık başlamıştır, Türk milleti geri kalmıştır.

İki nedeni var

1-Benliğini kaybetmek
2-Benzemeye çalışmak

Oysaki sadece Türk olman, Türk gibi davranman, Türk gibi düşünmen, Türk gibi yaşaman yeterliydi. Çünkü Türk' ün tabiatında, düşünce dünyasında inancıda; sevgi, saygı, cesaret, mertlik ve akıl vardır. Orhun kitabelerin de diyor ki;

'' Akılsız hakanlar tahta oturmuş, kötü hakanlar tahta oturmuş. Kumandanları da akılsızmış, kötüymüş. Çin halkı hilekar ve sahtekar olduğu için, beylerle halkı karşılıklı kışkırtığı için, Türk halkı kurduğu devleti elden çıkarıvermiş''

demiş. Yarabbi, şu kadarcık yazıda bile ne büyük dersler var!

Hemen akıllara Büyük Atatürk' ümüzün ''Gençliğe Hitabesi'' geliyor. Ne diyordu;Kötü gidişatı sayıyor, sayıyor, sayıyor; nedenlerini sıralıyor, sıralıyor, sıralıyor...

'' Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine giriş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bir fiil işgal edilmiş olabilir ''

MEDED YA RABBEL ALEMİN - YETİÞ YA MUHAMMED, YETİÞ YA ALİ

Ve dualar kabul oluyor; nurlu göklerden, büyük kumandanımızı ''Hızır Aleyhisselam'' misali imdadımıza yetiştiriyor. Türk' ü titretip kendine getirdikten sonra; şimşek olup, kasırga olup düşman üzerine çullanıyorlar. Türk milleti işbu şekilde yok olmaktan kurtuluyor. 

Fakat sonra ne diyor; BÜTÜN BUNLARDAN DAHA ELİM VE DAHA VAHİM OLMAK ÜZERE...

Demek ki beterin de beteri varmış...

Ancak kurtuluş reçetesi de her daim hazırdır; Ey Türk Titre ve Kendine Dön!

Gençliğe Hitabenin son cümlesinde aynen şu şekilde ifade edilmiştir;

EY TÜRK İSTİKBALİNİN EVLADI!... MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.

Sanırsın ki ''Bilge Kaan'' Mustafa Kemal olup tekrar yeryüzüne indi!

Anlayana büyük ibretler vardır, vesselam.






Atam ne güzel demiş; Türk, öğün, çalış, güven.

Buradaki öğün kelimesi, öğden , yani akıldan geliyor. Öğün derken "aklını kullan" diyor atam. Ancak bunu övünmek olarak algıladı pek çoğu.  Bu nedenle aklını kullanmak yerine sadece biz Türküz, biz şöyleyiz, biz böyleyiz diye oturdukları yerden böbürlenen bir kaç nesil geldi geçti!

Maalesef cehalet kötü birşey. İnsanlar pek çok şeyi bilinçsiz yapıyor. Daha da kötüsü bilinçsiz yaptıkları bu şeyleri kalıplaştırarak kanuna bir çevirdikleri oluyor!
ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! ADALETİN OLMADIĞI YER YIKILMAYA MAHKUMDUR! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com

https://bilimpro.com/2018/10/01/arastirma-turkler-10-bin-yildir-anadoluda/

Araştırma: Türkler 10 bin yıldır Anadolu'da

Doktor Akif Poroy, "1071 Malazgirt Zaferi, Türklerin Anadolu'ya ilk değil, son girişidir" diyor.


Alıntı YapSon 30 yılda yeniden yoğunlaşan Ön-Türk araştırmaları, Türklerin Anadolu'daki varlık tarihini kökten değiştiriyor. Yıllar süren okuma ve araştırmaları sonucu yayına hazırladığı 'Ön-Türkler' kitabını okuyucuyla buluşturan Doktor Akif Poroy, Türklerin bilinmeyen tarihine ışık tutuyor.

Hakkari'den İstanbul'a kadar Anadolu'nun dört bir yanında bulunan kaya yazıları, damgalar, yazıtlar, anıtlar ve dikilitaşlar ışığında, Türklerin Anadolu'da en az 10 bin yıldır yerleşik olduğunu iddia eden Poroy, şu açıklamaları yapıyor:

"TÜRKLER 10 BİN YILDIR ANADOLU'DA"

"Buluntulara, DNA ve karbon testlerine göre Türkler 10 bin yıldır Anadolu'da. Ön-Türkler milattan önce 8000'lerden itibaren, iklim şartları ve kuraklık nedeniyle dalgalar halinde Orta Asya'dan Anadolu'ya, oradan da Avrupa'ya göç etmeye başladılar. Sümerler, Truvalılar ve Etrüskler Ön-Türklerdir. Hatta Bizans da ilk dönemlerinde Türkçe konuşuyordu. Kitapta son 30 yılda yapılan araştırmalardan, bulunan yazıt, damga ve duvar yazılarından yola çıkarak bunu aktarmaya çalışıyorum."

"1071 TÜRKLERİN ANADOLU'YA İLK DEĞİL, SON GİRİŞİYDİ"

"Ön-Türk uygarlığı okullarda öğretilmiyor. Çünkü okullarda okutulan tarih kitapları, 1939'dan itibaren yörüngesine girdiğimiz Batılı ülkelerin çıkarları doğrultusunda yazılmaya başladı. 19. ve 20. yüzyıl başlarında Batılı araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılan Ön-Türk uygarlığıyla ilgili buluntular, ilk başta Avrupa'da Türkofiliya modasına yani Türk-severliğe sebep olmuştu. Ancak bu buluntular Batı'nın Türkleri Anadolu'dan sürüp Asya'ya geri gönderme ideasına uymadığı için, bugüne kadar hep sümen altı edildi ve Ön-Türkler Atatürk'ün ölümünün hemen ardından okul kitaplarından çıkarıldı. Türklerin Anadolu'ya ilk girişi Hıristiyan tarihçilerin ve Tanzimatın frenkleşmeci tarihçilerinin iddia ettiği gibi 1071 Malazgirt Zaferi ile olmamıştır. 1071 Türklerin Anadolu'ya ilk değil son girişiydi."


"TÜRK ADIYLA BİLİNEN İLK DEVLET GÖKTÜRKLER DEĞİL"

"Dünya tarihinde Türk adıyla bilinen ilk devlet de Göktürkler değil, milattan önce 4000-2000 yılları arasında Mezopotamya bölgesinde kurulan Turukku Krallığı ile Anadolu'da kurulan Turki Krallığı'ydı. Türkiye'de, çoğu son yıllarda ünlü Ön-Tükçe araştırmacısı Kazım Mirşan tarafından okunan birçok yazılı kaya bulundu. Bulunan Ön-Türk damgası ve kaya resimleri, Orta Asya'daki ve Avrupa'da bulunanlarla aynı. Ancak bu bilgiler hala resmi olarak kitaplara geçmiyor. Anadolu'da bulunan Ön-Türkçe yazılar okunamayan eski bir Grekçe olarak geçiştiriliyor. Ünlü Fransız Türkolog Jean Paul Roux da, Anadolu'daki Türk varlığını milattan önceki yüzyıllara kadar götürmenin mümkün olduğu görüşünü savunur."


"AVRUPA'DA MİLATTAN ÖNCE TÜRK İZLERİ VAR"

"Roma'nın atası sayılan ve küllerinden kurulduğu medeniyet olan Etrüskler de Türktür. Etrüsk yazıtları ilk olarak 70'lerde Kazım Mirşan tarafından okunmuştu. İskandinavya dahil tüm Avrupa'da 5 binden fazla Ön-Türkçe yazıt bulundu şimdiye kadar. Ön-Türklerin, Orta Avrupa'ya göç güzergahlarında bırakmış oldukları izlerin en önemlisi de tamga (damga) yazıtlarıdır. Ön-Türkler tarafından runik alfabeye geçiş öncesinde kullanılan tamga yazısı bugün Avrupa'nın birçok bölgesinde tespit edilmiş durumda."


"TÜRKLERİN GERÇEK TARİHİNİ GİZLİYORLAR"

"Avrupa kendi tarihini antik Grek tarihine, onu da Sümer tarihine dayandırır. Ancak köklerini dayandırdıkları Sümerlerin Orta Asya'dan Mezopotamya'ya göçtüğünü ispat eden deliller, Avrupa'nın kendi kendini hadım etmesidir. Bu sebeple Türklerin gerçek tarihini gizliyorlar."

"SÜMERCE TÜRKÇEDİR"

"Kazım Mirşan, Bizans'ın ilk kurulduğu dönemlerde de Ön-Türkçe konuşulduğunu ileri sürüyor. Kanıtı ise Trabzon'daki Rum kilisesinde Bizans alfabesiyle Türkçe yazılmış yazılardır. Rus arkeolojisinin atası Nikolsky de, "Sümerlerin ana vatanı Aşkabat kenti yakınıdır. Sümer dili Hint Avrupa dili olmayan ve fakat bitişken bir dildir. Avrupa dil grupları ile alakası yoktur" der. Sümerce'de 300'den fazla bugünkü Türkçe ile aynı anlama gelen söz var. Alman sümerolog Fritz Hommel da 1900'lerin başında iki dili anlam, fonetik ve gramer açısından incelemiş ve "Sümerce Türkçedir" demiştir.


"OKUNAMAYAN YAZILAR ÖN-GREKÇE DİYE GEÇİŞTİRİLİYOR"

"Erzurum, Mutki ve Hakkari Yüksekova'daki yazıtlar Türklerin binlerce yıldır bu coğrafyada olduğunun kanıtı. Örneğin Afyon yakınlarındaki Frigya vadisi denen bölgedeki yazılıkaya anıtının üzerindeki binlerce yıldır orada duran Ön-Türk alfabesi ile yazılmış yazıları bilim adamlarımız hala okunamayan bir Ön-Grekçe diye geçiştiriyor. Rahmetli Servet Somuncuoğlu da, 2012'de Türk Dünyası tarih dergisinde yayınlanan bir makalede Hakkari Yüksekova Gevaruk yaylasında kayalardaki binlerce yıllık Ön-Türkçe yazıtları fotoğraflayan, Anadolu'daki binlerce yıllık Türk varlığını belgeleyen önemli araştırmacılardan biriydi."

"TÜRKLER MİLATTAN ÖNCE 2000'DE HAKKARİ'DEYDİ"

"1998 yılında Prof. Dr. Veli Sevin başkanlığında bir ekip tarafından Hakkari'de yapılan kazılarda bulunan 13 adet dikilitaş o dönem büyük heyecan yaratmıştı. Hatta National Geographic dergisi bu konuda iki sayfalık bir yazı yayınlamış, Amerikan Arkeoloji Enstitüsü'nün yayın organı olan Archeology dergisi de 2000 yılında Veli Sevin'in kazı çalışmalarına sekiz sayfa ayırarak Hakkari taşlarını dünyaya duyurmuştu. Bu yayınlarda Hakkari taşlarının Anadolu, Orta asya ve Avrasya uygarlıklarıyla ilgili ipuçları verdiği belirtilmişti."



"Prof. Veli Sevin Hakkari taşlarını Orta Asya'daki dikili taşlarla karşılaştırmış ve milattan önce 2000'lere ait olan bu taşların Ön-Türk mezar taşları olduğunu iddia etmiştir. Taşlar gerek ikonografik, gerekse felsefi açıdan Avrasya bozkır inanışlarına yakın özellikler taşıyor. Kırgızistan, Kazakistan, Altay, Sibirya, Tuva yöresi ve Moğolistan'da geniş alanlara yayılan dikilitaşların en çarpıcı özelliği de tıpkı Hakkari'dekiler gibi iki ellerinde kap tutan savaşçı figürü kullanılması. Bu taşlar, Türklerin milattan önceki yıllardan itibaren Anadolu'da medeniyet kurmuş olduklarının açık kanıtıdır."



Alıntı YapSONUÇ
Kaya resimlerine, arkeolojik bulgulara ve yazılı kaynaklara dayanarak
MÖ 8. yy'dan itibaren Türk topluluklarının Anadolu coğrafyasında
varoldukları görülmektedir. Her ne kadar Sümerler, Türkiler, Hurriler ve
Turukkular için net konuşamasak da Kimmerlerin ve İskitlerin Anadolu'da
güçlü uygarlıklarla mücadele ettiklerini, ardından Makronların, Afşarların,
Bunturkilerin, Halaçların, Sirakların, Arsakların, Bulgarların, Alanların,
Hunların, Sabirlerin, Avarların, Hazarların ve Bizans ordusu içindeki Türk
unsurlarının (Avar, Bulgar, Peçenek, Uz, Kuman/Kıpçak) çeşitli nedenlerle
Anadolu coğrafyasına geldiklerini kesin ifadeyle belirtebiliriz. Düzenlenen
Türk akınları, Anadolu'nun siyasi ve kültürel yapısını ciddi manada
değiştirmiştir.
Kimmerlerin ve İskitlerin Anadolu'ya girmeleri, yerli halk için büyük
problemler doğurmuş ve birçok kent istila hareketleri sonucu dağılmıştır.
Kimmerler 80 yıl, İskitler ise 28 yıl boyunca Anadolu coğrafyasında
kalmışlardır. Hatta İskitler egemenliği boyunca bölge halkından vergi
toplamıştır. Anadolu halkı için yaklaşık 110 yıl süren korku döneminde birçok
yerleşik halk, coğrafya içerisinde yer değiştirmiş veya oturdukları yerleri terk
etmiştir.
Anadolu'ya yapılan akınların en etkililerinden biri olan 394/395 Hun
akını, Roma kaynaklarında etkili şekilde yerini almıştır. 4. yy'ın son
çeyreğinde Hazar'ın batısından Karadeniz'in kuzeyine ve Avrupa içlerine
yayılan Hunlar, 394/395 yıllarında Anadolu coğrafyasına girmişlerdir. Basık
ve Kursık önderliğindeki Hunların Ermeni arazisinden geçerek Kafkasların
güneyinden Anadolu'ya indikleri ve kısa zamanda Anadolu'nun iç kısımlarına
kadar uzandıkları görülmektedir. Bugünkü Erzurum, Karasu, Fırat ve
Kızılırmak boyları, Kayseri, Kapadokya, Konya, Malatya, Kilikya, Urfa ve
Diyarbakır bölgeleri Hun akınlarından ciddi derecede etkilenmiştir. Anadolu
topraklarının yaklaşık yarısına yayılan Hunlar, elde ettikleri ganimetler ve
esirler dolayısıyla bölgenin iktisadi ve demografik yapısını sarsmıştır.
Anadolu'nun doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar birçok
kaya resim alanlarında ve arkeolojik komplekslerde erken dönem Türk
izlerine rastlamak mümkündür. arkeolojik alanlardaki bulgular, Türklerin erken dönemlerden itibaren Anadolu coğrafyasına yabancı olmadığını ve 1071'den çok daha önceleri coğrafyada var olduğunu göstermektedir.
Kaya resimlerinin siyasi ve sosyal olayları, iktisadi ve ekonomik yapıyı,
inanç sistemini yansıttığı anlaşılmaktadır. Türk kaya resimleri, erken dönem
Türk topluluklarına aitliği kesinlik kazanan hayvan üslûbuyla yapılan
eşyalarla, silah olarak kullanılan araç-gereçlerle ve dinî törenlerdeki işleyişle
uyuşmaktadır. Türklerin anayurdu ve çevresindeki örnekleriyle neredeyse
aynı üslûbu ve formu taşıyan Anadolu kaya resimleri, Türk topluluklarının
Anadolu'ya bıraktıkları mirasın somut göstergesidir.
Anadolu kaya resimlerinde hayvan tasvirleri, dinî törenler, av ve savaş
sahneleri yoğunlukla işlenen temalardır. Dağ keçisi, geyik, at, kuş, kurt ve
köpek tasvirleri en sık karşımıza çıkan hayvanlardır. Av ve savaş sahnelerinde
yer alan atlar hareketli dinamik şekilde betimlenmiştir. Dağ keçisi ve geyikler
korumasız ve saldırıya açık, kurt ve köpekler ise saldırıya hazır şekilde
betimlenmiştir. Savaş sahnelerinde savaşçılar ya tek başlarına ya da
savaşırken zırhları, başlıkları, kalkanları, mızrakları ve oklarıyla at üstünde
veya yaya olarak betimlenmiştir. Değişik başlıklar kullanan savaşçıların
bazılarının ellerinde değişik formlarda bayraklar görülmektedir.
Anadolu, Altaylar, Moğolistan ve Türkistan coğrafyasındaki kaya
resimlerinde bulunan kozmik tasvirlerin form değiştirmeden, uzun yıllar
kullanılması tören uygulamalarındaki standartlaşmayı göstermektedir.
Böylece tören kurallarını içeren kaya resimleri gelecek nesillere aktarılarak,
törenlerde yapılan hataların önüne geçilmiştir. Tanrı'ya yaklaşmak için
yapılan törenleri anlatan sahnelerde yer alan kamlar, bazen değişik şekillerde
(geyik veya atla gökyüzüne yolculuk yaparken-dûa ederken-hayvan kimliğine
bürünürken-güneş kafalı figürler) kaya resimlerine tasvir edilmiş ve Türk dinî
inanışına özgü ruh halini yansıtmıştır. Kaya resimlerinin bir eğlenceden
ziyade törensel amaç taşıdığı anlaşılmaktadır. Resimlerin tören bağlamında
törenin bir parçası olarak ve özel bir kategori içerisinde yürütüldüğü
muhtemeldir. Fakat resimlerin törene kattığı anlam çok bilinmeyenlidir.
Anadolu coğrafyasındaki kaya resimleri ve işlenilen ana temalar,
Altaylar, Moğolistan ve Türkistan'dakilerle uyuşmaktadır. Bu da Türk kültürünün bütünlüğüne ve devamlılığına işaret etmektedir. ...



Paylaş whatsappPaylaş facebookPaylaş linkedinPaylaş twitterPaylaş myspacePaylaş redditPaylaş diggPaylaş stumblePaylaş technoratiPaylaş delicious
İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren defenceturk.com sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.Knın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur.Replikacep.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim sayfamızdan bize bildirdikten en geç 3 (üç) iş günü içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.
Footer menü
Hakkımızda
Bize Ulaşın
Biz Kimiz
Hizmetlerimiz