Gönderen Konu: Türkiye Ekonomisi  (Okunma sayısı 25854 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Partikül

  • 2017 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 1242
  • 134
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #100 : 01 Mart 2019, 01:51:19 »
Fakat buna benzer eleştirileri sıralamakla birlikte ekonomik hayatın canlanmasında DEVLETÇİLİK olmazsa olmaz koşuldur. Bu kısma katılıyorum yani... Bir icraatın yapılması icap ediyorsa,  falanca müteşebbisin keyfini bekleyecek lüksümüz yoktur. Bu işler;  yok efendim teşviklerle, şunla bunla olacak iş değildir. Bizzat elini taşın altına sokman icap ediyor.

Türkiye' nin kullanılamayan büyük bir potansiyeli var. şu kadar tarım arazisi, şu kadar meralar falan... Örneğin Doğu Anadolu' nun imkanlarını kullanamıyoruz. Müthiş potansiyeller var. Müteşebbise deniliyor ki, falanca bölgede yatırım yaparsan; şu kadar kredi, şu kadar arazi, şu kadar makine parkı, şu kadar teşvik paketinden yararlanabilirsin deniliyor. Gelinen noktaya bakıyorsun, büyük ümitlerle hayata geçirilen teşvik paketlerinden faydalanabilenler vaya faydalanmak isteyenlerin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Demek ki, müteşebbisin çekindiği alanları devletin doldurması lazımdır.

Bir diğer yanlış ise devletin yapmış olduğu büyük yanlışlardır. Zamanında diğer ülkelere peşkeş çekilen alanlar nedeniyle Türk köylüsünün, Türk çiftçisinin belini kırdılar. Örneğin tohumculuk konusu! Milleti İsrail' den tohum almaya mecbur ettiler. Köylüye kendi yerli tohumunu satmayı yasakladılar. Ondan sonra da ağla dur!

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1328
  • 95
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #101 : 01 Mart 2019, 09:22:34 »
Güzel bir analiz Sn Partikül

Çevrimdışı BATTLESTAR

  • 2018 ve 2019 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2134
  • 242
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #102 : 01 Mart 2019, 20:11:27 »
Yukarıdaki alıntıya eleştiri olarak; Kanuni döneminin öyle pek de methedilecek bir dönem olduğu kanaatinde değilim -ki tarihçiler; Kanuni dönemini, gerilemenin başlangıcı olarak kabul ederler. Dönemin şa' şası, geçmişin mirasından gelmektedir. Kaldı ki Osmanlı Devletinin en parlak dönemi olarak Fatih dönemi gösterilir. Kanuni dönemiyse, bağnazlık sürecinin iyice devlete egemen olduğu dönem olarak tarihe geçmiştir. Örneğin Osmalı' da çokça meşhur olan Kadızadeliler Hareketi vardır. Bu adamlar o kadar bağnaz insanlardı ki, Padişahı kışkırtmaları sonucu; döneminin en meşhur matematikçisi olan Takiyüddin Raşid' in kurmuş olduğu rasathaneyi, denizden top atışlarıyla yıktırmayı başarmışlardır. Zaten sonraki dönemde bu bağnazlık hareketleri, Osmanlı' nın başını yiyen en büyük belalardan birisi olmuştur. Günümüzde etkileri halen devam ediyor.

Kanuni' nin bir diğer yanlışı, ilk defa kapitülasyonları uygulayan padişah olmasıdır. İlk kapitülasyonlar bilindiği üzere Fransızlara verilmişti. Diğer ülkeler, kapitülasyonlarla elde ettiği ayrıcalıklar sonucunda Osmanlı pazarına egemen olmuşlar ve Osmanlı' nın geleneksel ticaret hayatını yok etmişlerdir. Öyle ki bu beladan kalıcı olarak kurtulmak Mustafa Kemal Atatürk' e nasip olmuştur. Bakınız, etkileri kaç yüzyıl devam etmiş!

Kısacası Kanuni Sultan Süleyman; öyle engin görüşlü, çağının ilerisinde bir insan değildi. Orta çağın diğer krallarından pek bir farkı yoktu. Büyüklüğü, devletin köklü geleneklerinden gelmektedir. Yani geçmişin mirasını yemiştir. Zaten akabinde çöküş başlamıştır.


Tarihle ilgili kısmı alıntıladım hocam. O kısma bir cevap vereyim.Partikül hocam iktisat tarihine ilgili bir Askeri Tarihçi olarak size şunu diyebilirim ki Lisansa ve yüksek lisansa gittiğinizde bilinçli bir insansanız o klasik tarih kitaplarında yazanların ve halk arasında bilinen ortak anlayışların aslında yanlış olduğunu veya yanlış anlaşıldırıldıklarını anlıyorsunuz.

1-) İlk olarak ben o iletide kanuniyi değil kanuni dönemindeki gelinmiş olan seviyeyi birazda övmüştüm. Kanuniyi değil. Bu arada bende yönetim anlamında zirveyi Fatih görürüm. Çok severim ama emin olun halkı bizim kadar sevmezdi. O ayrı bir durum. Kanuniye dönersek kesinlikle başarısız bir padişah değil . Her ne kadar babasından dünyanın en güçlü ordusunu ve en dolu hazinesini devralmışsa da öyle 100-150.000 kişilik ordularla macaristanı işgal etmek Almanların saip olduğu toprakların içlerine girmek, habsburg ordusuyla  kedi fare oyunu oynamak akdenizi bir Türk gölü haline getirmek her babayiğitin harcı değil keza eğer devlet mirasından gelen bir şey olsa oğlu ve torunu zamanında da buna yakın bazı durumlar görürdük.

2-) Şimdi hocam bazı yanlışlar var . Bu Osmanlı Tarihin'de çok yapılan bir hata. Nedir ? Kanuni'den sonra çöküş başladı... Çok yanlış . Noldu yani adam öldü Osmanlı birden hadi çöküyoruz dedi ve gitti mi ? Hayır . Bu tarz çöküşler çok uzun zamanlara yayılan bir kişiye bağlanmayan bir çok sebebi olan süreçlerdir.Ha dersen ki çöküş değil gerileme . Tamam ama o zamanda şunu atlarsın. Kanuni'den sonra gerileme başlamış olabilir. Ama şunu'da unutma gerilemeye ilk başladığın an zaten çıktığın en yüksek noktadır. Yani kanuni eğer çıkılabilen en yüksek noktaysa (sınır olarak değil kudret olarak) mantıken ondan sonraki dönemde gerilemenin başlangıcıdır.

3-) Gelelim kapitülasyon meselesine şimdi sizin yorumunuza göre burada büyük bir anakronizm var. Şimdinin açısından geçmişe baktığımızda bize kapitülasyon olayı hata gibi geliyor. Ama bunu diyen adam Osmanlı'nın iktisat anlayışını bilmiyordur. Şimdi Osmanlı ekonomisi üç ana anlayışa dayanır. İaşecilik fiskalizm ve gelenekselcilik. Bizim işimize yarayacak iaşeciliği ele alırsak ; adamdaki anlayış şu ben çok büyük bir devletim (OSMANLI) zaten her şeyimi üretiyorum, ama o sene hasatta üretimde bir sorun olursa tüm ürünlerde ihracatı değil ithalatı teşvik edeyim ki piyasada bol bol mal olsun fiyatlar düşük olsun ve halkım aç kalmasın ucuza mal alsın.

O kapitülasyonun çıktığı kafa böyle bir kafa ama asıl sebebi o değil tabi. Avrupa için romalılardan sonra papalık ve total bir roma germen imparatorluğu egemenliği ve akabinde habsburg hakimiyeti vardı. Bu hakimiyetten ilk kurtulmak isteyen Fransızlar oldu. Kanuni'de yaptığı siyasi, askeri ve ekonomik işbirliği ve teşvikleri ile fransayı bu birlikten ayırmaktı . Başarılı da oldu. Hem avrupayı karıştırdı hem habsburgların güçlü bir birlik kurmasını engelledi. Birleşik fransız osmanlı donanmaları nice'de kışlayıp italya yarım adasını topa tutup yağmaladı kaç kere. Bu büyük bir şey yani. Kaldı ki bu olmasa siz avrupayı 1683'den çok daha önce fransanında dahil olduğu çok daha büyük bir birlikle karşınızda bulurdunuz.

BONUS-) Bu gerileme geri kalma olayı hakkında da bir kaç laf etmek daha istedim. Bu işi hakkıyla yapan hocalara ve kaynaklara baktığınızda şunu anlıyorsunuz. Osmanlının gerilemesi veya varolan seviyesinden gerilemesi gibi bir durum söz konusu değil. Osmanlı en iyi zamanındaki durum gibi devam ediyor. Ama bu batılı gavurlar aşırı bir ilerleme kaydediyorlar. Bizi üstün yapan şeyleri bizden çok daha iyi şekilde yaptılar ve birden bir fırlama yaşandı. Yani adam senin talimli merkez orduna karşı çok daha büyük ve az maliyetli talimatnameye dayalı tüfekli ordu kuruyor, topu standartizeleştiriyor kurmaylık makamını buluyor, gidiyor hint deniz yolunu keşfedip senin gümrük gelirlerini yok ediyor. Manifaktürüleri kurup senden tekstilde daha üste çıkıyor. Ve sen bu trende bir çıkış yaparak cevap veremiyorsun. Bununda farklı sebepleri var . Oralara girip uzatmaya gerek yok .

Ama bu takuyiddin olayı falan sembolik olaylar böyle şeyler gırla var. öncesinde de. Ki bu olay Kanuni dönemi değil oğlu dönemi zamanında olmuştur. Kağıt üstünde geleceği görmenin günah olduğu felan ama siz bir inceleyin o dönem kimin çıkarını zedelemiş o olay.  Mesela neymiş isyan olmuş matbaa'yı kapatmışlar. Yalan. Adamlar ellemiyor matbaa kendiliğinden satış yapamadığından kapanıyor. Bununda kendinde iç nedenleri var. Neymiş namussuz yeniçeriler yeni teknoloji silahlara geçmek istemiyormuş. Lan adam karşıdan sana tüfek yağdırıyor sen enayimisinde kılıçla okla savaşmaya devam edeceksin. Osmanlı her dönem askeri teknolojiyi istisnalar dışında devamlı takip etmiş. Ama işin teknolojiyi benimsemek , sistematik ve taktiksel kullanımı ve kitlesel üretimi ve kullanımı konusunda bazı sorunları var.

Velhasıl kelam gerilemeden çok ilerleyememe vardı.Bana göre.
Savaş Var Denildiğinde Biz;


Çevrimdışı Partikül

  • 2017 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 1242
  • 134
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #103 : 01 Mart 2019, 22:02:37 »
2-) Şimdi hocam bazı yanlışlar var . Bu Osmanlı Tarihin'de çok yapılan bir hata. Nedir ? Kanuni'den sonra çöküş başladı... Çok yanlış . Noldu yani adam öldü Osmanlı birden hadi çöküyoruz dedi ve gitti mi ? Hayır . Bu tarz çöküşler çok uzun zamanlara yayılan bir kişiye bağlanmayan bir çok sebebi olan süreçlerdir.

Elbette tarihin her dönemi hakkında değişik değişik fikirler ileri sürülebilir. Farklı ekollere bağlı, farklı farklı bakış açıları olabilir... Diğer konuları, her zaman için tartışabileceğimizi ifade ederken; ben de şu kısım için düşüncemi paylaşmış olayım.

Osmanlı' da ekonomik hayatın çöküşü belli başlı olgulara bağlanır. Bazılarına göre evveliyatı, İstanbul' un fethine kadar dayandırılır. Akabinde dünya ticaret yollarının değişmesi, Avrupa' daki Reform ve Rönesans hareketleri, coğrafi keşifler ve buna bağlı olarak zenginleşme... akabinde aydınlanma devrimi ve sonrasında sanayi devrimi... falan.Osmanlı bunların hiçbirisine ayak uyduramamıştır. Peki niye ayak uyduramamıştır? Yaşadığı çağı çözümlemesine, genel gidişatı öngörmesine engel olan şeyler nelerdi? 

Elbette ki çöküşün sorumluluğunu tek bir kişinin sırtına yıkacak değiliz. Osmanlı doğal sınırlarına ulaşmıştı, artık ilerleyebileceği yer kalmamıştı, coğrafi kısıtlamaları vardı -diyenler de var. Yani Kanuni, ülkeyi batırmış yok etmiş bir insan değildir. Benim eleştiri noktam; Kanuni' yi zirve noktası olarak görme çabasıdır. Kendi tabiriyle '' Ben ki Allah' ın yeryüzünde ki gölgesi, üç denizin, yedi iklimin, yirmi sekiz ülkenin, seksen sekiz milletin, yüzseksekiz halkın padişahı; atası Sultan Beyazıt han oğlu, Sultan Yavuz han oğlu, Sultan Süleyman hanım. Sen ki Fransuasın...'' gibi... Bu gibi ifadeler hepimizin hoşuna gider gitmesine de... zaten bu ifade tarzı, orta çağın genel geçer ifade tarzıdır. Bu ifade tarzını Yavuzda' da görürsün, Timur' da da görürsün, Cengiz Han' da da görürsün... alayında vardır. Dönemin anlayışına göre yalan da değildir.

Osmanlı dönemi üretim araçlarını, yaşam tarzını, ekonomik hayatını analiz eden çok güzel kitaplar vardır. Gerilemeyi enine boyuna analiz eden, nedenlerini sıralayan; hatta farklı bakış açılarıyla olaya derinlik katan düşünürler var. Örneğin ''Toynbee'' diyor ki;

''Osmanlı Türkleri, tabiatın ve iklimin baskısıyla stepleri bırakıp harikulade bir cüretle başka uygarlıklara bağlı milletleri idareleri altına aldıkları zaman; çok büyük , başarılması güç ve o ölçüde tehlikeli bir işe girişmiş oluyorlardı. Onların bu hareketleri, tıpkı aşılması olanaksız sarp bir kayalığa tırmanmak isteyen cüretkar, cesur, kudretli, yetenekli fakat işinin ehli olmayan bir dağcının tecrübesine benzer. Başkalarının cesaret edemeyeceği kayalığa tırmanmak isteyen Türkler; akıllara durgunluk veren şekilde dağın bir bölümüne kadar çıkmayı başarmışlardır. Fakat dağı aşıp öteki tarafa geçmeye güçleri yetmemiştir. Geri kalan güçlerini de çıkabildikleri yerde tutunmak için harcamışlardır. Gel gör ki, diğer göçebe kavimleri bu kadarını bile başaramamıştır.''

-diyerek, sorumluluğu biraz da göçebe kültürüne yüklüyor.

Kısacası, konu çok derin bir konudur. üzerine ciltler dolusu kitap yazılmıştır. Benim vurgulamak istediğim şeyse; öyle aliyül alâ bir durum olmadığını ifade etmeye çalışmaktan ibarettir.

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1328
  • 95
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #104 : 01 Mart 2019, 22:44:40 »
Sn Partikül ve Battlestar tebrikler güzel analizler.

Görüşleriniz örtüşmese de her iki taraf formda çoğu arkadaşın yaptığı gibi işin kolayına gidip  ''kafadan beğenmedim tıklamaktansa '' görüşlerinizi daha da açmak sureti ile karşı taraf ile makulu bulmaya çalışmanız güzel. ''

o kadar da olmalı birisi 2017 diğeri 2018 bir numarası ;)

Tesekkürler

Çevrimdışı BATTLESTAR

  • 2018 ve 2019 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2134
  • 242
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #105 : 01 Mart 2019, 23:10:47 »
2-) Şimdi hocam bazı yanlışlar var . Bu Osmanlı Tarihin'de çok yapılan bir hata. Nedir ? Kanuni'den sonra çöküş başladı... Çok yanlış . Noldu yani adam öldü Osmanlı birden hadi çöküyoruz dedi ve gitti mi ? Hayır . Bu tarz çöküşler çok uzun zamanlara yayılan bir kişiye bağlanmayan bir çok sebebi olan süreçlerdir.

Elbette tarihin her dönemi hakkında değişik değişik fikirler ileri sürülebilir. Farklı ekollere bağlı, farklı farklı bakış açıları olabilir... Diğer konuları, her zaman için tartışabileceğimizi ifade ederken; ben de şu kısım için düşüncemi paylaşmış olayım.

Osmanlı' da ekonomik hayatın çöküşü belli başlı olgulara bağlanır. Bazılarına göre evveliyatı, İstanbul' un fethine kadar dayandırılır. Akabinde dünya ticaret yollarının değişmesi, Avrupa' daki Reform ve Rönesans hareketleri, coğrafi keşifler ve buna bağlı olarak zenginleşme... akabinde aydınlanma devrimi ve sonrasında sanayi devrimi... falan.Osmanlı bunların hiçbirisine ayak uyduramamıştır. Peki niye ayak uyduramamıştır? Yaşadığı çağı çözümlemesine, genel gidişatı öngörmesine engel olan şeyler nelerdi? 

Elbette ki çöküşün sorumluluğunu tek bir kişinin sırtına yıkacak değiliz. Osmanlı doğal sınırlarına ulaşmıştı, artık ilerleyebileceği yer kalmamıştı, coğrafi kısıtlamaları vardı -diyenler de var. Yani Kanuni, ülkeyi batırmış yok etmiş bir insan değildir. Benim eleştiri noktam; Kanuni' yi zirve noktası olarak görme çabasıdır. Kendi tabiriyle '' Ben ki Allah' ın yeryüzünde ki gölgesi, üç denizin, yedi iklimin, yirmi sekiz ülkenin, seksen sekiz milletin, yüzseksekiz halkın padişahı; atası Sultan Beyazıt han oğlu, Sultan Yavuz han oğlu, Sultan Süleyman hanım. Sen ki Fransuasın...'' gibi... Bu gibi ifadeler hepimizin hoşuna gider gitmesine de... zaten bu ifade tarzı, orta çağın genel geçer ifade tarzıdır. Bu ifade tarzını Yavuzda' da görürsün, Timur' da da görürsün, Cengiz Han' da da görürsün... alayında vardır. Dönemin anlayışına göre yalan da değildir.

Osmanlı dönemi üretim araçlarını, yaşam tarzını, ekonomik hayatını analiz eden çok güzel kitaplar vardır. Gerilemeyi enine boyuna analiz eden, nedenlerini sıralayan; hatta farklı bakış açılarıyla olaya derinlik katan düşünürler var. Örneğin ''Toynbee'' diyor ki;

''Osmanlı Türkleri, tabiatın ve iklimin baskısıyla stepleri bırakıp harikulade bir cüretle başka uygarlıklara bağlı milletleri idareleri altına aldıkları zaman; çok büyük , başarılması güç ve o ölçüde tehlikeli bir işe girişmiş oluyorlardı. Onların bu hareketleri, tıpkı aşılması olanaksız sarp bir kayalığa tırmanmak isteyen cüretkar, cesur, kudretli, yetenekli fakat işinin ehli olmayan bir dağcının tecrübesine benzer. Başkalarının cesaret edemeyeceği kayalığa tırmanmak isteyen Türkler; akıllara durgunluk veren şekilde dağın bir bölümüne kadar çıkmayı başarmışlardır. Fakat dağı aşıp öteki tarafa geçmeye güçleri yetmemiştir. Geri kalan güçlerini de çıkabildikleri yerde tutunmak için harcamışlardır. Gel gör ki, diğer göçebe kavimleri bu kadarını bile başaramamıştır.''

-diyerek, sorumluluğu biraz da göçebe kültürüne yüklüyor.

Kısacası, konu çok derin bir konudur. üzerine ciltler dolusu kitap yazılmıştır. Benim vurgulamak istediğim şeyse; öyle aliyül alâ bir durum olmadığını ifade etmeye çalışmaktan ibarettir.

Partikül hocam biz ister isteyelim ister istemeyelim Osmanlıların avrupa tarihini en çok etkilediği korku yarattığı ve saygı kazandığı dönem bu kanuni dönemi. Ancak kanuni aşırı süper bir padişah olduğundan değil Osmanlının sınırları artık avrupanın içlerine ilerlediğinden, yavuzun hazineyi doldurduğundan ve ordunun altın dönemini yaşadığından dolayı.O yüzden bu dönem bayağı ikonik o yüzden döneme avrupalılar bile Muhteşem Yüzyıl diyor. Bunu mesela şöyle düşün. Osmanlıyı Abd, habsburguda Rusya olarak düşünün abd gelip Rus topraklarını ukraynayı vs en yakın müttefikleri işgal edip devamlı Rusya topraklarına girip devamlı savaşmaya çalıştığı ama Putin'in devamlı kaçak dövüştüğünü düşünün. Böyle bir dönem. Ama bu Trump süper bir başkan diyemidir hayır. Abd gücünün zirvesinde diyedir. Hani biz diyoruz Fatih önemli iyi felan. Fatih'in yenilgileri var. Kıl payı kurtulduğu zamanlar var. İstanbulu biz büyük bir fetih olarak görsekte o orduyla bizans muhafız alayını yense değil yenemese zaten olay olurdu.vs. vs.


Tonybee'ye gelince o biraz şarkiyatçı bakıyor . Yani sana orada demek istiyor ki bunlar zaten göçebe (alt metinde barbar) kavim medeniyet bunların işi değil, Osmanlı yine iyi yaptı diyor yani. Biz ne yapalım şimdi avrupalıları vizigotlukları, ostrogotluklarıyla mı değerlendirelim aralarında hiç bir benzerlik kalmamış. Bir insan Osmanlı'da çalışa bazen böyle fikirleri olabiliyor. Hammer'inde Osmanlı Tarihi ünlüdür ama Hammer'in söylemleri tasvib edilmez.

Şimdi gelelim ilk başta bahsettiğiniz çöküş konusuna hocam benim fikrim şu; bu adamların seni yakalaması hatta fark atmasına neden olan şeyler olan Amerika'nın keşfi, Coğrafi Keşifler, Rönesans, Reform, donanma teknolojisinin gelişimi , çakmaktaşlı tüfekli merkezi orduların kurulması vb. süreçler gerçekleşirken ve adamlar bunlarla uğraşırken sen zaten gücünün en tepesindeydin. Tek geliyordu yeniyordun, toplaşıp geliyorlardı yeniyordun, para akıyordu . Yani bir tanzime gerek yoktu. Tabi bu geri kalış fark edildiğinde aradaki fark çok ciddiydi. Ve bizim o farkı kapatmak için onlardan daha hızlı olmamız lazımdı.
Savaş Var Denildiğinde Biz;


Çevrimdışı Partikül

  • 2017 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 1242
  • 134
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #106 : 02 Mart 2019, 00:31:24 »
Türk ekonomisinin tarihsel gelişimi ve Türkiye' ye olan etkileri benim de ilgi alanıma giriyor. Bu itibarla zamanında temin ettiğim kaynaklar ve tarih okumalarımdan çıkarttığım sonuçlar vardır. Bunları yeri geldikçe paylaşmaya çalışırım. Bizim aradığımız cevap şudur;

-Bir zamanlar dünya' ya hükmeden büyük Türk milleti, ne olmuştur da batı medeniyetinin gerisinde kalmıştır?

İşte bu sorunun cevabını arıyoruz. Bizler gibi tarihte bu sorunun cevabını arayan yaklaşımlar olmuştur. Bu anlayışlar, bilimsel olabileceği gibi ideolojik anlayışları da bünyesinde barındırıyordu. Bir anlayışa göre; batının tekniği almakta geç kaldığımız vurgulanırken, diğer bir anlayışa göre; kültürel yozlaşma sonucunda özümüzden uzaklaştık- din elden gidince de geri kaldık...! Asr-ı Saadete geri dönersek tekrar dünyaya hükmedebiliriz (!) gibi...


Bilimsel yaklaşım ise; coğrafi keşifler ve ticaret yollarının değişmesiyle birlikte; dünya ticaret hayatının Akdeniz çanağından çıkarak okyanuslar bölgesine açılması olarak gösteriliyor. İlginçtir, bu gerçeği tee 16. yy da gören devlet adamları olmuştur. mesela notlarıma bakıyorum şimdi; Lütfi paşa diye bir zat, zamanında Asâfname diye bir yazı kaleme alarak padişahları uyarmıştır. Sultan Selim ve Kanuni' ye ithafen; İstanbul' un velinimetinin deniz olduğu; gemiler gelmezse İstanbul' un batacağı, kafirlerin deniz savaşlarında Osmanlıdan ileri gittiği, bu durumun düzeltilmesi gerektiğini'' vurgulayarak ifade etmeye çalışmış. Başka bir Osmanlı denizcisi 1580' de 3. Murat' a ithafen hazırladığı bir raporda; Avrupalıların Amerika, Hindistan ve Basra Körfezine yerleşmelerinin sakıncaları anlatılış; tedbir olarak Süveyş kanalının açılması ve Hint Okyanusunun kafirlerden temizlenmesi zarureti olduğu'' ifade edilmiş... Düşünebiliyor musunuz, daha o tarihlerde tehlikenin farkına varanlar olmuş ve bir takım tedbirler önerilmiş. Gelin görün ki bu kapsamda yapılan mücadeleden Portekiz galip gelmiştir. Hatta ve hatta bu mağlubiyet; koca Piri Reis' in kellesine mal olmuştur.

Kısacası o kadar çok neden var ki.... bir kısmı Osmanlı' nın yetersizliğinden bir kısmı ise müdahil olamadığı dış etkenlerden kaynaklanıyordu. Akabinde tımar sistemi de bozulmuş; iç ayaklanmalar, isyanlar derken kötü gidişata Islahat çalışmaları da engel olamamıştır.
« Son Düzenleme: 02 Mart 2019, 13:46:26 Gönderen: Partikül »

Çevrimdışı BATTLESTAR

  • 2018 ve 2019 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2134
  • 242
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #107 : 03 Mart 2019, 17:14:26 »
Türk ekonomisi ile ilgili savunma forumları gibi forumlar var mı ?

Yoksa kurulması faydalı olmaz mı ?
Savaş Var Denildiğinde Biz;


Çevrimdışı serkan

  • YASAKLI
  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1282
  • -116
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #108 : 03 Mart 2019, 17:22:35 »
O muhabbetler döner dolanır borsa forumuna dönüşür Akbank şöyle Lassa böyle Borsa şunu gördü, FED açıklaması filan anlamayız biz bir şey
beğen

Çevrimdışı Partikül

  • 2017 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 1242
  • 134
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye Ekonomisi
« Yanıtla #109 : 03 Mart 2019, 20:16:01 »
Türk ekonomisi niye gelişemedi soruna cevap aramaya devam ediyoruz… Şöyle ki, diğer milletler peşi sıra gelişirken; ne olmuştu da Türk milleti ticaret hayatında geri kalmıştı? Bu konu niye önemli, çünkü geri kalmak demek aynı zamanda sömürülmek anlamına geliyordu.

Daha önce de bahsettiğimiz üzere bunun tarihsel veya coğrafi nedenleri olduğu gibi, yapılan büyük yanlışlar yanında engelleyemediğimiz dış etkenler bacağı da bulunuyordu.

Tarihsel nedenler olarak; Coğrafi keşifler, buna bağlı olarak ticaret yollarının değişmesi, okyanuslara açılamamak gibi nedenler sayılabilir. Buna mukabil, şayet kendi haline bırakılabilseydi gelişme imkanları olan ancak bir şekilde engellenmiş bulunan milli sanayi alt yapısı bulunuyordu.  Bakınız Büyük Atatürk bu konuyu nasıl analiz etmiş; 1 Mart 1922 tarihli Millet Meclisinin 3. Toplantı Yılı Açılış Konuşmasından;

‘’ ....Malumunuzdur ki, memleketimiz iktisadi teşkilat ve muhit itibariyle kuvvetli bir halde bulunmuyordu. Ferdi iktisat kıymetleri de serbest rekabete mukavemet edecek dereceye varmamıştı. Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendini müdafaa edemeyen iktisadiyatımızı bir de iktisadi kapitülasyon zinciriyle bağladı (1838 İngiliz Ticaret Antlaşmasından bahsediyor) Teşkilat ve ferdi kıymet bakımından iktisat sahasında bizden çok kuvvetli olanlar, memleketimizde bir de fazladan olarak imtiyazlı mevkide bulunuyorlardı. Temettü vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman istedikleri eşyayı, istedikleri şartlar altında memleketimize sokuyorlardı. Bütün iktisadi şubelerimize de bu sayede hâkim olmuşlardı.
Efendiler, bize karşı yapılan rekabet hakikaten; çok gayri meşru, hakikaten çok kahrediciydi. Rakiplerimiz bu sayede müsait sanayimizi de mahvettiler. Zira atimizi de yaraladılar. İktisadi ve mali gelişme ve olgunlaşmamızın önüne geçtiler.’’

-diyerek son derece güzel bir saptama yapmıştı. Gerçekten de İktisat tarihi derslerinden öğrendiğimize göre Osmanlı’ nın idam fermanı 1838 Antlaşmasıdır. İngilizlerle yapılan bu anlaşmanın akabinde diğer milletlerle de benzer içerikli anlaşmalar yapılmıştır. Bunun sonucunda, tarihsel olarak gelişme imkanlarına/alt yapısına sahip olan Türk ticaret hayatı bitirilmiş-yok edilmiştir.  Oysa ki Almanya, Amerika, Japonya gibi ülkeler milli iktisatlarını korumak suretiyle sanayileşme imkanını elde etmişlerdi. Kısacası milli iktisatın gelişebilmesinin ön koşulu bağımsızlıktır. Saydığımız devletler ilk önce milli birliklerini kurmuşlar, bağımsızlıklarını kazanmışlar ve milli sanayileri gelişene kadar geçen sürede; korumacı iktisat politikalarıyla gelişmiş ülkelerin (O dönem için İngiltere ) yıkıcı etkisinden kendilerini korumuşlardır. Negatif örnek olarak ise bizim dışımızda İrlanda örneği de verilir. İngiltere’ den bir türlü paçayı kurtaramayan İrlanda; her türlü sanayi alt yapısı ve imkanlarına sahip olduğu halde İngiltere etkisiyle milli sanayisinin gelişmesini sağlayamamış ve hatta zaman içerisinde sanayi alt yapısını kaybetmiştir.