Gönderen Konu: YENİ NESİL DENİZALTI PROJESİ  (Okunma sayısı 85648 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Afşar1

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 450
  • 30
  • DefenceTurk.com
Ynt: YENİ NESİL DENİZALTI PROJESİ
« Yanıtla #220 : 24 Eylül 2020, 15:11:42 »
Manyetik ve manyetik olmayan çelikler üzerine süper bir yazı;


Çekirdeğinde 79 proton ve 118 nötron bulunan, ~1.064°C'de eriyen ve özgül ağırlığı son derece yüksek (19,28) bir metal olan Altın, tahminlere göre keşfedildiği zaman dilimi olan M.Ö. 3000'lerden sonra giderek insanlığı etkisine almaya başladı ki bu etki günümüzde de hâlen sürmektedir. Doğrusu Altın'a insanoğlu tarafından atfedilen değer herkes tarafından doğal karşılanmakla birlikte aslında gâyet yapay ve garip bir olgu değil midir?

Bununla birlikte burada konuya Altın'ın dâhil olması fizikî değil de rûhî etkisi sebebiyledir. Asıl mevzu ise başka birkaç element ile bağlantılıdır ki bunları; Demir, Karbon, Krom, Nikel, Mangan ve Azot olarak sıralayabiliriz.

Altın'ın üzerimizdeki yok edici, lânetli etkisine küçük bir atıf yapabilmek için aşağıdaki L'estasi dell'Oro adlı eseri sayfaya gömmek düşünülebilirdi ki hem böylelikle yazının devamını okurken kulakların pası da bir miktar silinebilirdi:





Okumaya devam etmeden önce kaynak [1], [2] ve [3]'e dikkâtlice göz atılması aşağıda ele alınacak konunun daha iyi anlaşılabilmesi için elzemdir denilebilir.

Yavaş yavaş asıl mevzuya gelirsek; gelişmekte olan Türk sanayinin gerçek bir sıçrama yapabilmesi için temel kavramlardan birinin de hammadde bağımsızlığı ve üretimi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Buradaki konumuz yüksek evsaflı çelik üretimi başlığının sadece savunma sanayine yönelik olmak kaydıyla küçük bir bölümünden, tam olarak ifâde etmek gerekirse "östenitik çeliklerden" ibâret olacaktır. Tabii ki yüksek evsaflı çelik başlığının kapsamı östenitik çeliklerden çok daha fazlasını içermektedir fakat şimdi sadece bu konuya odaklanılacak olmasının özel bir sebebi mevcuttur.

Aslına bakılırsa bu yazı kısa bir süre önce Kafadanbacak başlığı ile ele alınan konunun doğal bir uzantısı da sayılabilir ve doğrudan MİLDEN çalışması ile alâkalıdır. Bu noktadan devam edilirse; 2035 sonrasının sualtı çatışma ortamının ulaşacağı muhtemel seviye, Türkiye'nin kapışmak zorunda olacağı ülkeler ve bunların güç yapıları ile ülkenin konumundan kaynaklanan coğrafi etkenler ve şartlar birlikte göz önüne alındığında rahatlıkla öngörülebilir ki MİLDEN'in mukavim teknesi kesinlikle namanyetik bir malzeme ile inşa edilmek zorundadır.

Eğer MİLDEN tasarımı beklendiği üzere ferromanyetik (ve maalesef ithâl) HY100 temelinde gerçekleşirse yakın gelecekten itibaren Donanmamızın denizaltı gücü (Nato tarafından itinayla bu istikamette kurgulanageldiği üzere) çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacak ve istenen seviyede etkin görev yapamayacaktır. Velhâsıl diğer bâzı hassas tasarım değişkenleri ile birlikte gövde malzemesi tercihi de son derece stratejik bir karardır.

Namanyetik Gövde Malzemeleri
Bir denizaltının mukavim teknesini inşa etmek için kullanılabilecek muhtemel namanyetik malzemeler olarak:

Östenitik çelik alaşımları
Titanyum alaşımları
Alüminyum alaşımları
Elyaf Takviyeli Plastikler
sıralanabilir. Böyle bir amaçla kullanılacak malzemeden beklenen bütün kıstaslar dikkâtlice bir arada değerlendirildiğinde, günümüz ve yakın gelecek için Türkiye açısından tek uygun seçenek sadece birincisidir. İçeriği fazla uzatmamak için söz konusu kıstasların değerlendirilmesi atlanmıştır.

Östenitik Çelikler
Östenitik kristal yapısına sahip çelikler oldukça geniş bir ürün yelpazesine sahiptir ki içerdikleri yüksek orandaki alaşım elementleri sayesinde, genel anlamda en önemli özellikleri olarak; mıknatıslanmama ve paslanmaya dayanıklılık öne çıkmaktadır. Farklı östenitik çeliklerin mıknatıslanma, paslanma ve mekanik nitelikleri ve davranışları ise türlere göre belirgin değişiklikler gösterir.

Demir-Karbon safha çizgesi

Resim.1) Demir-Karbon safha çizgesi.



Bildiğiniz üzere çelik en temel hâliyle iki elementin; Demir ve Karbon'un oluşturduğu bir metal alaşımıdır ve muhtemelen insanlık tarihi açısından gelmiş geçmiş en önemli malzemedir ki bu niteliğini dâima sürdüreceği de kesin gibidir.

Hemen yukarıdaki temel FE-C safha çizgesi [Resim.1] incelendiğinde görülebileceği gibi sadece bu iki elementten meydana gelen bir çelik için östenitik yapı ancak çok yüksek sıcaklıklarda var olabilir ve bu tür bir temel çelik için, malzeme olağan kullanım sıcaklıklarına indiğinde, tamamen kaybolur.

1. Yüksek Alaşımlı Östenitik Çelikler
Demir-Karbon alaşımlarının östenitik yapıda üretilebilmesinin yolu ise uygun bâzı elementlerin kullanılmasıyla östenit (γ) kararlılığının çok düşük sıcaklıklarda da sağlanabilmesinden geçer. Çelikteki östenit yapısının kararlığını sağlayan söz konusu dengeleyici elementlerin başlıcaları Nikel ve Mangan'dır ve bu iki elementten en az biri yeterli oranda FE-C alaşımına ilâve edildiğinde artık kullanılabilir bir östenitik çelik alaşımından bahsedilebilir. Cr-Ni temelli östenitik paslanmaz çeliklerin yaklaşık bir asırlık tarihi söz konusudur. Alaşımdaki Nikel oranının artmasıyla östenitik yapı giderek daha kararlı hâle geldiği gibi soğuk-şekillendirme sonrası oluşan mıknatıslanma miktarı da giderek azalır.

Daha önce [2] üzerinde bahsedildiği üzere bir asır kadar önce İngiltere'de Fe-C alaşımına Krom ilâve edilmesi suretiyle paslanmaz çelikler kazara icad edilmişti. Uzun araştırmalar sonunda da yüksek oranda Cr ve Ni katkısıyla son derece önemli östentik paslanmaz çelik türleri geliştirilmiştir, katkı elementlerinin çok yüksek oranda kullanılması sebebiyle östenitik çelikler, yüksek alaşımlı olarak sınıflandırılır. Bu noktada belirtmek gerekirse; bütün östenitik çelikler hem namanyetik hem de paslanmaya son derece dayanıklıdır diğer taraftan bütün paslanmaz çelikler östenitik veya namanyetik değildir.

Tabii ki gerek paslanmaz çelikler gerekse östenitik çelikler çok geniş kapsamlı konulardır burada sadece asıl mevzuya küçük bir katkı sağlanabilmesi amacıyla, ancak birkaç cümleden ibâret şekilde ele alınmıştır.

Denizaltı mukavim teknelerinin inşası açısından düşünüldüğünde östenitik bir çelik kullanmaktaki birincil etken malzemenin namanyetik özelliğidir. Paslanmaya karşı dayanıklılık ve bilhassa diğer düşük alaşımlı ve yüksek mukavemetli çelik seçeneklerinden daha uygun mekanik davranış nitelikleri de doğru uygulandıklarında denizaltı tasarımlarına çok önemli üstünlükler sağlayabilecek mahiyettedir.

Günümüzde östenitik paslanmaz çelikler ile denizaltı inşa eden tek ülke Almanya'dır. Bu konunun ayrıntılarını merak edenler 1.3964 tanımlamalı bu çeliğin hikâyesine göz atabilir.

2. Yüksek Azotlu Östenitik Çelikler
1940'larda yüksek alaşımlı paslanmaz çeliklerin içerdiği büyük miktardaki Nikel'in tedariğindeki zorluklar ve bu metalin yüksek maliyeti sebepleriyle Nikel ihtiyacını ortadan kaldırabilecek çözümler aranmaya başlandı ve Azot dikkât çekici bir şekilde öne çıktı. Düşük alaşımlı çelikler söz konusu olduğunda Azot daima alaşım içinde istenmeyen bir element idi çünkü malzeme içinde kırılgan nitrürlerin oluşmasına sebep oluyordu. Bununla birlikte yüksek alaşımlı çelikler söz konusu olduğunda Azot katkısı malzeme üzerinde önemli olumlu etkiler sağlıyordu.

Yaklaşık yarım asır boyunca fazla dikkât çekmeyen bu yaklaşım biraz gözlerden uzak kaldıysa da 90'lardan itibaren bu teknolojiye yönelik gerçekleştirilen yoğun arge çalışmalarının başlamasıyla çok önemli ilerlemeler sağlandı ve 2000'lerle birlikte yaygınlaşmaya başlayan "Yüksek Azotlu Çelikler" olarak adlandırılan yeni bir malzeme sınıfı ortaya çıkmış oldu. Azot'un bir alaşım elementi olarak kullanılmasıyla elde edilebilen bâzı özellikler:

Sünekliği kısıtlamadan belirgin oranda mukavemet artışı
Paslanma direncinde iyileşme
Yüksek sıcaklık mukavemetinde artış
Daha geniş ve kararlı östenit yapısı
Soğuk-şekillendirmede çekme uyartımlı martenzit oluşmaması
olarak sayılabilir. Yüksek oranda Azot kullanılarak östenitik bir çelik üretilebilmesi için Nikel yerine çok daha düşük maliyetli bir element olarak Mangan kullanılır. Bununla birlikte Azot ile çalışmasının ve alaşım içindeki oranını hassas olarak kontrol edebilmenin sebep olduğu zorluklar nedeniyle oldukça özel üretim yöntemlerine ve donanımlara ihtiyaç vardır. Bu tür çelikleri üretebilmek için geliştirilmiş başlıca teknikler olarak PESR1 ve PARP2 sayılabilir.

Bâzı yüksek Azot çeliklerinin görece yeni bir uygulama sahası da zırh çeliği geliştirmesidir. Aslında bu yazıya başlarken konu ağırlıklı olarak yüksek Azot çelikleri olacaktı fakat içerik fazla uzuyor, en iyisi bu başlığa daha sonra tekrar el atmak olabilir.

Temel konu olan denizaltı mukavim tekne malzemesine dönersek, yüksek Azotlu östenitik çeliklerin bu amaçla kullanılabilmesi mümkündür fakat görece yeni bir teknoloji olduğundan henüz böyle bir uygulama yapılmamıştır. Bununla birlikte birgün böyle bir teknoloji milli olarak geliştirilebilirse elde edilen sonuç MİLDEN için önemli bir seçenek hâline gelebilir.

Türkiye için Üstün Nitelikli Çelikler
Şimdi bu son bölümde meselenin acıtıcı taraflarında bahsetmek gerekecek. Bugün mutfağınızda yemek pişirdiğiniz tencerelerden, sofrada kullandığınız çatal ve kaşıklara, çalıştırdığınız cihazlardan, gittiğiniz hastaneye kadar hayatınızın tamamında, çoğu östenitik ve bir miktarı da ferritik ve martensitik paslanmaz çeliklerle devamlı olarak karşılaşıyorsunuz. Diğer taraftan Türkiye uzun yıllardır Dünya çelik piyasasının önemli oyuncularından [1] olmasına ve paslanmaz çelikleri paslanmaz yapan Krom'un neredeyse birbuçuk asırdır Dünya üzerindeki en önemli kaynaklarından biri [2] yine Türkiye olmasına rağmen bugüne kadar Türk üretimi paslanmaz çeliklerin söz konusu bile olmaması3 aklın alabileceği bir şey midir?

Uluslararası ölçekte metal geridönüşümü işi yapan yakın arkadaşlarım olmasa Türkiye'de çıkan ve son derece kıymetli olan bütün paslanmaz çelik hurdasının bile ülke içinde değerlendirilmediğini, bunların toplanıp Almanya'ya gönderildiğini, orada işlenip tekrar bize satıldığını nereden bilecektim...

Şimdi konumuz denizaltı inşa çeliği ama ithal paslanmaz çelikle üretilmiş tencere ve tavaya bakınca gerçek durumumuz tam da önceki yazıdaki yoğurt mevzusu ile son derece uyumlu!

Araya küçük ve güzel bir gelişme eklemek gerekirse çok yakın zaman önce Türkiye'de Nikel ve Kobalt cevheri üretimine başlandığını öğrendim. Son derece değerli bu iki element doğru kullanılırsa, çok önemli işlerin yapılabilmesi, çok önemli eşiklerin aşılabilmesi mümkün olabilir.

Fakat konunun nereye varacağını zaman gösterecek. Bir açıdan bakınca Dünyanın nitelik açısından en değerli Krom yataklarına sahip ülkemiz bunu etkin olarak kullanabilecekken, yüzyıldan daha uzun süredir sadece cevher ve işlenmiş-cevher (ferrokrom) olarak satmaktan başka hiçbir şey yapmış değil! Şimdi de Nikel yataklarımızı cevher ve işlenmiş-cevher (ferronikel) olarak satacak mıyız? Umalım ki artık birşeyler değişsin...

Krom üzerindeki derin mekanizmanın kimler tarafından nasıl işletildiği doğru olarak anlaşılıp, sert bir karşılık verilmedikten sonra iyimserliğe sıra gelmez çünkü kilometrekare başına düşen hain sayısı açısından Dünya üzerinde bu topraklardan daha zengini(!) olmayabilir...

Nasıl Bir Yol?
Zaten yeterince güçlü bir ham çelik üreticisi olan Türkiye çok acil olarak yüksek evsaflı çelik alanına yönelip uzmanlaşmak zorundadır. Bunu yapamaması için hiçbir geçerli mazeret mevcut değildir. Aksi taktirde büyük ölçüde ithal hammadeye bağımlı günümüz yerli sanayii, ne daha ileri bir noktaya gidebilir, ne de diğer ülkelerle rekabet edebilir.

Ülke, sahip olduğu çok zengin Krom yatakları yanında kısa süre önce işletmeye açılan Nikel ve Kobalt madenciliği ile birlikte, eğer doğru adımlar atılırsa, çok kısa zamanda östenitik paslanmaz çelik alanında hem dünya çapında önemli bir üretici hâline gelebilir, hem şu anda yaptığı cevher ihracatından elde ettiği birkaçyüz milyon dolar mertebesindeki geliri bir anda onlarca milyar dolar mertebesine çıkartabilir, hammadde konusunda tam bağımsızlık elde edebilir, çok büyük yeni istihdam sahalarının önünü açabilir vs. uzatmaya gerek yok ama mekanizmayı kırmadan da bunların hiçbiri gerçekleşemez.

Artık bizim özel alanımıza dönersek; MİLDEN gövde inşa malzemesinin üretilebilmesi için iki temel yaklaşım düşünülebilir; ya yüksek alaşımlı, ya da yüksek azotlu bir östenitik çeliği ve kaynak teknolojisini hızla geliştirmek. Her iki malzeme teknoloji de MİLDEN için uygundur, her ikisinin de kendine has üstünlükleri mevcuttur ve ikincisi görece daha yeni bir saha olduğu için biraz daha fazla çalışma gerektirecektir. Şunu da belirtmek gerekir ki denizaltı için geliştirilecek bu malzeme teknolojisi sahip olduğu uçsuz bucaksız uygulama sahaları sebebiyle aslında ülkenin sanayi yeteneklerini de doğal bir etki ile çok üst noktalara taşıyacaktır.

Bununla birlikte iki üç sene daha bu yönde bir adım atılmaz ise MİLDEN yine (zâten pekçoklarının istediği üzere) alman 1.6782'sine mahkum kalabilir gibi görünüyor. Şunu da belirtmek gerekir ki bahsi geçen teknoloji son derece zorludur ama erişilemez değildir ve bu denklemde zaman en önemli değişkendir, ne kadar para harcanırsa harcansın böylesi bir çalışmanın ihtiyaç duyduğu süre kısaltılamaz dolayısı ile kaybedilen zaman telâfi edilemeyebilir.

Coşkuyu Kırmak
Mevcut şartlar altında Devletten beklenenler; kurulu ihânet mekanizmasını kırması, mesela cevher ihracatını (Krom, Nikel, Kobalt, Bor vs.) tamamen yasaklaması ve ülke çıkarlarını tam olarak savunan bir düzeni tesis edip sürdürmesi olarak sıralanabilir. Ah bi' de teşvik teşvik diye zırıldayarak ortalıkta dolanan sırtlanları (çakma-sanayicileri) def etmesi şarttır.

Eğer devlet bunları yapabilirse geriye kalan evre, ülkesine bağlı yatırımcıların çıkıp çalışmaya başlamasıyla sonuçlanabilir fakat yine de konunun en hassas ve zaman itibarı ile muâllâk kısmı burasıdır. Yüzyıl önce ülke sermayesinin hemen hemen tamamı gayrimüslimlerin elindeydi ve devlet çaresiz kalmıştı, elli yıl önce bile sermaye Türklerin elinde değildi, bugün ise belki iyimser bir tahmin ama beştebir kadarı artık Türklerin elinde olabilir. Her ne kadar bu çok küçük bir oran ise de doğru kullanıldığında çok ciddi işler yapabilmeye yeter de artar.

Fakat Türklerin sermaye ile imtihanı pek hoş olmadı. Neredeyse hepsi rantı çok sevdi, şişirilmiş emlak piyasaları ile arsa ve bina peşinde koşan, kendilerine emanet edilmiş sermayeyi üretime yönelterek; hem istihdam oluşturmak, hem de ülkeyi gerçekten kalkındırmak yerine apartmanlara gömerek dondurup heba etmek vasıtasıyla zenginleşen nesiller türedi ve güngeçtikçe büyümekte olan bu sapık yaklaşım ülkeyi mahvetti.

Öyle ya mesela enâyi gibi çalışıp ülkenin ilk paslanmaz çeliklerini üretmekten elde edilebilecek maddi kazancın çok daha fazlasını belediyeler ve siyasetçilerle işi pişirip bir iki apartman dikmek, iki kelepir arsa kapmak suretiyle oturduğu yerden kazanmak(!) mümkündü, üstelik kimilerini kızdırıp Killigil'in veya Sabancı'nın akıbetine uğramanın da âlemi yoktu, can tatlı, Altın'ın coşkusu daha da tatlıydı!

Yaftalar:ÇelikMalzemeMİLDEN
♦ Açıklamalar
1. PESR: Pressurized Electro Slag Remelting [geri]
2. PARP: Plasma Arc Remelting under Pressure [geri]
3. 2018'e kadar durum böyleydi, daha sonra izlemeyi bıraktım, son iki senede birşeyler değişti mi bilmiyorum... Fakat dikkâtli bir ziyaretçi Bursa merkezli Çemtaş adlı bir çelik üreticisinin birkaç senedir bir iki tür martenzitik paslanmaz çelik üretmeye başladığını bildirdi. Çok küçük ama önemli bir gelişme olsa da ülkenin paslanmaz çelik ihtiyacının hâlen tamamına yakınının ancak ithalât ile karşılanabildiği gerçeği sürmektedir. [geri]
♦ Kaynaklar
1. Türkiye'nin çelik üretimi hakkında - http://uskudar.biz/malzeme-bilgisi/türkiyenin-çelik-üretimi.html
2. Türkiye'nin Krom hikâyesi hakkında - http://uskudar.biz/malzeme-bilgisi/krom.html
3. MİLDEN ve malzeme hakkında - http://uskudar.biz/savunma-sanayii/milli-denizaltı-milden-başlangıç.html
4. Nickel Free High Nitrogen Austenitic Steels, 1995, Peter J. Uggowitzer - Ruth Magdowski - Markus O. Speidel
5. Corrosion Resistance of High Nitrogen Steels, 2012, Roman Ritzenhoff - André Hahn
6. Development of Austenitic Stainless Steel Type 316LN - s Review, 2015, A. Devaraju
7. High Nitrogen Stainless Steel, 2011, E. U. Lee - R. Taylor
8. Fabrication of Ultra High Nitrogen Austenitic Stainless Steel by NH 3 Solution Nitriding, 2010, Woo-il Park - Sung-Mo Jung - Yasushi Sasaki

Çevrimdışı BATTLESTAR

  • 2018 ve 2019 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 2480
  • 272
  • DefenceTurk.com
Ynt: YENİ NESİL DENİZALTI PROJESİ
« Yanıtla #221 : 24 Eylül 2020, 20:06:41 »
Sn Battlestar,
Type 212’de bir hata olmasın? Bu denizaltıların 214’den en farklı tarafı “non-magnetic hull” çeliği kullanmaları diye biliyorum. Özel olarak “SIĞ” Baltık denizi için yapılmış 200 metrenin altına inemeyecek bir denizaltı diye biliyorum. Dış çeliği manyetik olmayan özel bir Çelik. Bundan ötürü derin denizlere uygun değil. Ama sonar larda hemen hemen hiç iz vermeyen bir yapısı var.

Alıntı:
The Type 212’s double hull displaces 1,800 tons submerged, and is made of nonmagnetic materials so that it is not susceptible to detection by magnetic anomaly detectors. The softer metal limits the operational depth to just two hundred meters, but this is not a major limitation in shallow Baltic waters.
https://nationalinterest.org/blog/the-buzz/why-germanys-new-super-stealth-submarines-could-take-any-21021

Dış çeliği ile ilgili dediklerin doğru ancak ben u-31'i temel alıyorum ki wikipedia'da 700 metre gibi derinliklere dahi inebildiği yazıyor.

https://en.wikipedia.org/wiki/German_submarine_U-31_(S181)#cite_note-bwplan2007-4

Kaldı ki yine U-212 temelli İsrailli Dolphin denizaltıları da şu anlık 350 metreye kadar test edildi.

https://en.wikipedia.org/wiki/Dolphin-class_submarine
Üstat, Wikipedia’nın her yazdığı doğru olmayabiliyor. Ama 212 testi için 250m diyor aşağıda.
Wikipedia’nın verdiği 700 m , “crush depth”. Bu denizaltının ezilme dağılma derinliği.
https://en.wikipedia.org/wiki/Type_212_submarine
Almanlar bu yumuşak non magnetic çeliği opsiyon olarak veriyorlar. Kendi denizaltıları Böyle.
Dediğin gibi İsrail için dev 212 Dolphin inşa ediyorlar. Bunlar kendi 212’lerinden %28 daha büyük olacakmış.
İsrail, deniz gücünü çok arttırıyor. Hava da kesin en üstün güç bölgede. Denizde de çok güçleniyor. Kara’da da bizim dışımızda eline su dökebilecek bir ordu yok Ortadoğu’da. Nicelik olarak biz ve Mısır daha büyüğüz ama teknoloji olarak ve nitelik olarak ekipmanları çok ileride - bilhassa tank gücü çok güncel ve modern.

700 de crush olan bir denizaltının en az 500'lere kadar inebilmesi lazım değil mi hocam ?
Savaş Var Denildiğinde Biz;


Çevrimdışı Yasar

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1076
  • 96
  • DefenceTurk.com
Ynt: YENİ NESİL DENİZALTI PROJESİ
« Yanıtla #222 : 24 Eylül 2020, 20:20:07 »
Sn Battlestar,
Type 212’de bir hata olmasın? Bu denizaltıların 214’den en farklı tarafı “non-magnetic hull” çeliği kullanmaları diye biliyorum. Özel olarak “SIĞ” Baltık denizi için yapılmış 200 metrenin altına inemeyecek bir denizaltı diye biliyorum. Dış çeliği manyetik olmayan özel bir Çelik. Bundan ötürü derin denizlere uygun değil. Ama sonar larda hemen hemen hiç iz vermeyen bir yapısı var.

Alıntı:
The Type 212’s double hull displaces 1,800 tons submerged, and is made of nonmagnetic materials so that it is not susceptible to detection by magnetic anomaly detectors. The softer metal limits the operational depth to just two hundred meters, but this is not a major limitation in shallow Baltic waters.
https://nationalinterest.org/blog/the-buzz/why-germanys-new-super-stealth-submarines-could-take-any-21021

Dış çeliği ile ilgili dediklerin doğru ancak ben u-31'i temel alıyorum ki wikipedia'da 700 metre gibi derinliklere dahi inebildiği yazıyor.

https://en.wikipedia.org/wiki/German_submarine_U-31_(S181)#cite_note-bwplan2007-4

Kaldı ki yine U-212 temelli İsrailli Dolphin denizaltıları da şu anlık 350 metreye kadar test edildi.

https://en.wikipedia.org/wiki/Dolphin-class_submarine
Üstat, Wikipedia’nın her yazdığı doğru olmayabiliyor. Ama 212 testi için 250m diyor aşağıda.
Wikipedia’nın verdiği 700 m , “crush depth”. Bu denizaltının ezilme dağılma derinliği.
https://en.wikipedia.org/wiki/Type_212_submarine
Almanlar bu yumuşak non magnetic çeliği opsiyon olarak veriyorlar. Kendi denizaltıları Böyle.
Dediğin gibi İsrail için dev 212 Dolphin inşa ediyorlar. Bunlar kendi 212’lerinden %28 daha büyük olacakmış.
İsrail, deniz gücünü çok arttırıyor. Hava da kesin en üstün güç bölgede. Denizde de çok güçleniyor. Kara’da da bizim dışımızda eline su dökebilecek bir ordu yok Ortadoğu’da. Nicelik olarak biz ve Mısır daha büyüğüz ama teknoloji olarak ve nitelik olarak ekipmanları çok ileride - bilhassa tank gücü çok güncel ve modern.

700 de crush olan bir denizaltının en az 500'lere kadar inebilmesi lazım değil mi hocam ?
Mantıken evet! Denediklerini düşünüyormusunuz?
Aslında dalabildikleri derinlik hep gizli olur bu denizaltıların. Böyle açıklanmasına şaşırmamak elde değil. Bence muhafazakar rakamlar veriyorlar.
Zaten yumuşak Çelikli olan 212 leri kendileri için üretiyorlar. Baltık denizi için.

Çevrimdışı fırtına06

  • Site Yetkilisi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 3035
  • 160
  • DefenceTurk.com
Ynt: YENİ NESİL DENİZALTI PROJESİ
« Yanıtla #223 : 21 Kasım 2020, 21:36:11 »
Alman ambargosu da geliyor  Reis sınıfı denizaltılarda da sorun çıkacak büyük ihtimal. ABD'de İ sınıfında VLS'de sorun çıkartıyor. Şuna bak NATO üyesi bir ülkeye neredeyse tüm büyük devletler silah ambargosu uygulamaya başladı. Demekki bunların kuyruklarına çok fazla bastık kuyruk acısından ne yapacaklarını şaşırdılar.
« Son Düzenleme: 21 Kasım 2020, 21:42:56 Gönderen: fırtına06 »

Çevrimdışı Tigerfish

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1272
  • 115
Ynt: YENİ NESİL DENİZALTI PROJESİ
« Yanıtla #224 : 21 Kasım 2020, 21:42:40 »
Alman ambargosu da geliyor  Reis sınıfı denizaltılarda da sorun çıkacak büyük ihtimal. ABD'de İ sınıfında VLS'de sorun çıkartıyor. Donanmamızı güçlendirmemiz istenmiyor. Şuna bak NATO üyesi bir ülkeye neredeyse tüm büyük devletler silah ambargosu uygulamaya başladı. Demekki bunların kuyruklarına çok fazla bastık kuyruk acısından ne yapacaklarını şaşırdılar.

Denizaltilarda sorun cikmaz. Ihale sartlarini vaktinde yerine getiremedikleri icin 150 milliyon Euro tazminata tabi tutuldular. Ancak kara sistemlerde sorun cikartabilirler. Buna karsi savunma sirketlerin tepkilerini her gecen günle cekmeye basladilar.

Çevrimdışı ACE

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 351
  • 68
  • DefenceTurk.com
Ynt: YENİ NESİL DENİZALTI PROJESİ
« Yanıtla #225 : 22 Kasım 2020, 19:17:31 »
Alman ambargosu da geliyor  Reis sınıfı denizaltılarda da sorun çıkacak büyük ihtimal. ABD'de İ sınıfında VLS'de sorun çıkartıyor. Şuna bak NATO üyesi bir ülkeye neredeyse tüm büyük devletler silah ambargosu uygulamaya başladı. Demekki bunların kuyruklarına çok fazla bastık kuyruk acısından ne yapacaklarını şaşırdılar.

Kuyruklarına bastık mı basmadık mı bilmiyorum ama ezelden beri tetikte durduğumuz, düşman olma ihtimali en yüksek ülke Yunanistansa NATO bize sorun olacak gibi. Avrupa ülkeleri zaten doğal olarak sinamekiydiler. Geçmişte Almanyanın bize PKK ile çatıştığımız için Leopard tankları satmaması, Kıbrıs harekatı sırasında yaşadıklarımız. Hatta bizi geç örnek olarak Fransa'nın 1960;lı yıllarda parası ödenmiş olmasına rağmen tank ve uçakları İsraile vermeyip düşmanlarına vermesi gibi hareketleri mevcut.

NATO'nun En etkin hareketleri bize ambargo uygulamak ve Yunanistana hibe yapmak. Tarafını bu kadar belli eden bir organizasyonda durmak...!?!