Gönderen Konu: Türk - Yunan İlişkileri  (Okunma sayısı 176503 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ACE

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 406
  • 77
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türk - Yunan İlişkileri
« Yanıtla #1290 : 27 Şubat 2021, 13:23:54 »
Adanın yerini gördünüz mü? Belki adı eski anlaşmalarda geçmiyor ama Rodos’un yaklaşık 7 km kuzeybatısında ve  Bize yaklaşık 37 km uzakta. Hatta arada bir tane de adaları var Yunanistanın. Psikolojik olarak hiç de bizim gibi görünmüyor. Ha görüntüye bakılırsa dibimizdeki adalar da Yunana ait gibi gözükmüyor o ayrı.

Çevrimdışı metin62

  • 2020 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 1617
  • 124
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türk - Yunan İlişkileri
« Yanıtla #1291 : 27 Şubat 2021, 15:04:33 »
Adanın yerini gördünüz mü? Belki adı eski anlaşmalarda geçmiyor ama Rodos’un yaklaşık 7 km kuzeybatısında ve  Bize yaklaşık 37 km uzakta. Hatta arada bir tane de adaları var Yunanistanın. Psikolojik olarak hiç de bizim gibi görünmüyor. Ha görüntüye bakılırsa dibimizdeki adalar da Yunana ait gibi gözükmüyor o ayrı.


Haritaya bakmak sureti ile bahsi gecen ada veya kayaliklarin kime ait olduguna karar kilmak icin gecerli bir yontem olmadigi kadar hukuken de baglayici olmadigi kanisindayim. " Sayet konuya bahsetmis oldugunuz acidan bakacak olursak dunyadaki pek cok ada ve adacigin su anki sahiplerinin elinde olmamasi gerekir. "Or Falkland adalari" Yunanca ismi Alimya olan Limoni adasi Mentese adalari arasinda bulunmaktadir.

Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan'a Devredilmemiş Ada, Adacıklar ve Kayalıklar Sorunu

Ege Denizi'nde ulusal egemenlik sınırlarını ilgilendiren bir diğer sorun da bu denizde hükümranlık sınırlarını belirleyen antlaşmalarda adları belirtilen ve egemenlik devrinde mutabık kalınan adalar dışında kalan ada, adacık ve kayalıklar üzerinde Yunanistan'ın egemenlik iddiasında olmasıdır. Bu bakımdan ele alındığında Türkiye ve Yunanistan arasında çıkan uyuşmazlığa ilişkin olarak başvurulacak en önemli metin olarak Lozan Barış Antlaşması'nı ve bu antlaşmanın 6, 12, 15 ve 16. maddeleri ile Paris Barış Antlaşması'nın 14. maddesi görülmektedir.

Söz konusu antlaşma hükümlerinin yorumlanması ve buna bağlı olarak, Ege Denizi'nde Türkiye ve Yunanistan arasında henüz bir deniz sınırının saptanmamış olması, beraberinde bu antlaşmalarda adları sıralanmamış olan ve fakat, Osmanlı Devleti'nin devamı olarak Türkiye'nin egemenliğinde kalan ada, adacık ve kayalıkların statülerinin de tartışılmasına yol açmıştır. Türkiye, açıkça söz konusu antlaşmalarda adları sıralanarak egemenlik devrini tanımış olduğu adalar ve adacıklar dışında kalan ada, adacık ve kayalıklara ilişkin egemenliğinin sürmekte olduğunu iddia ederken, Yunanistan, söz konusu antlaşma hükümlerinin Türkiye'nin, Anadolu kıyılarından üç mil dışında kalan deniz alanında her hangi bir hak iddiasında bulunmasını engellemekte olduğunu ileri sürmektedir.

Kardak bunalımı, Ege Denizi'nde yeni bir sorunu ortaya çıkarmakla birlikte, Ege'de statüleri henüz saptanmamış bulunan pek çok adacık ve kayalığın bulunduğunu ve iki ülke arasında bu konuda bir hukuki düzenleme yapılmasının zorunlu olduğunu göstermesi bakımından önemli bir gelişme olmuştur. Nitekim kısa bir süre sonra Türkiye henüz hukuki olarak statüsü kararlaştırılmamış olan bu tür adacık ve kayalıkları "gri bölgeler" olarak nitelendirmiş ve Gavdos adası olayında da görüldüğü gibi, statülerini tartışmaya başlamıştır. Kardak bunalımının ardından, TSK Harp Akademileri Komutanlığı tarafından hazırlanan Ege'nin statüsüne ilişkin bir raporda antlaşmalarla statüleri kararlaştırılmamış bulunan ada, adacık, kayalıklar Osmanlı İmparatorluğu'nun halefi olarak Türkiye'nin egemenliğindedir görüşüne yer verilmiştir.  Buna göre,

"Lozan Antlaşması'nın 12. maddesi gereğince Yunanistan'a verilen adaların dışında kalan Zürafa, Koyun Adaları, Hurşit ve Girit civarında bulunan Bergitsi, Sıgri, Tokmakia, Kasonisi gibi ada ve adacıklar üzerinde Türkiye'nin egemenliği hukuken devam etmektedir.Aynı madde uyarınca Lozan Antlaşması'nın aksine bir hüküm bulunmadıkça 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan işgali altında bulunmuş olsa dahi, Anadolu'nun 3 mili içinde bulunan bütün ada, adacık ve kayalıklar, Türkiye'nin egemenliği altındadır. Antlaşmada yer alan 3 millik  mesafe, dönemin karasuyu mesafesi olduğuna göre, bugün de aksine bir hüküm bulunmadıkça 6 mil olan karasuyu dahilinde bulunan ada, adacık ve kayalıklar Türkiye'nin egemenliğindedir.

Menteşe Adaları bölgesinde bulunup da antlaşmada ismen zikredilmeyen adalar ile ismi zikredilen 14 adaya bitişik olmayan ada, adacık ve kayalıklar, başka deyişle 28 Aralık 1932 zabıtnamesinin statüsüne bağlı olan adalar veya statüleri Kardak kayalıkları ile aynı olan Keçi, Bulamaç, Kalimnos, Sakarcılar, Çerte, Nergiscik, İstanbulya güneyindeki 12 ada, adacık ve kayalık ve Girit'in kuzeydoğusundaki 13 adada, adacık ve kayalıklar üzerinde Türkiye'nin egemenliği devam etmektedir"

Bu tartışmalar Türkiye ve Yunanistan arasında yeni bir gerginliği daha ortaya çıkarmıştır, Yunanistan Ege'de egemenliğinde olmakla birlikte üzerinde insan yaşamayan ada, adacıkları iskana açma politikası izlemeye başlamıştır. Bu durum ise Ege'deki dengeleri özellikle ulusal karasuları sınırı bakımından ilgilendirmektedir. İskana açık olmayan ada ve adacıkların kendilerine has karasuları sınırını olmayışı Yunanistan'ın bu ada ve adacıkları iskana açarak karasuları sınırını genişletme çabalarının bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.  Bu sorun aslında iki ülke arasında karasularının genişliğinin belirlenmesi tartışmaları çerçevesinde değerlendirilebilecek bir niteliktedir. Gerçekte Ege Denizi'nde Lozan Barış Antlaşması ile zımni olarak kabul edilmiş bulunan 3 millik karasuları sınırına uygun olarak iki ülke arasında fiili bir sınır saptama çalışması yapılmamıştır. Yunanistan'ın 1936'da karasularını 6 mile çıkarması sonrasında da bu denizde kıyıdar ülke olarak Türkiye ve Yunanistan arasında bir sınır saptama görüşmesinin söz konusu olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, özellikle Oniki Adalar bölgesinde Türkiye ve İtalya arasında karasuları dışında kalan bölgelerdeki adacık ve kayalıkların hangi devletin egemenliğine bırakılacağına ilişkin görüşmelerin yapıldığı görülmektedir. Nitekim Türkiye ve İtalya arasında 18 Haziran 1931 yılında Ankara'da yapılan görüşmeler doğrultusunda Lozan Barış Antlaşması'nın 15. Maddesi hükmüne göre İtalya'ya terk edilmiş bulunan Meis Adası çevresinde yer alan adacık ve kayalıkların hangi devlete ait olduğunu belirlemişler ve uzmanlar düzeyinde yapılan toplantıda varılan mutabakata uygun olarak hazırlanan toplantı tutanağı, bir antlaşmaya dönüştürülerek 4 Ocak 1932 tarihinde Türkiye (T. R. Aras) ve İtalya (Aloisi) temsilcileri tarafından Ankara'da imzalanmıştır.

Bu Sözleşmenin 1. Maddesi hükmüne göre;

"İtalya Hükümeti aşağıda yazılı adacıklar üzerinde Türkiye'nin egemenliğini tanır:Volo (Çatal Ada), Ochendra (Uvendire), Fournachia (Furmakya), Kato Volo (Katovolo), Prasouid (Praşudi), (Katavolo Adasının Güney Doğusunda) ve Tchallota, Pighi, Nissi - Tis Pighi, Recif Agrecelia, Proussecllisse (Kaya), pano Makri, Kato Makri (Kayalıklarla birlikte) Marthi, Roccie Voutzaky (Rocci Vutchaki) Dacia (Dasya), Nissi-Tis-Dacia, Prassoudi (Dasyanın Kuzeyinde) Alimenterya (Alimentaria), Caravola (Karavola) Adacıkları"

Sözleşmenin 2. Maddesine göre
"Bodrum Körfezindeki Kara Ada da Türkiye'nin olacaktır."

Madde 3;"Buna karşılık, Türkiye Hükümeti, merkezi Castellerizo Kenti kilisesinin kubbesi ve yarı kutru ve bu merkez ile San Stephano Burnu  (Pointe du Vent) arasındaki uzaklık olan bir daire ile çevrilecek bölge içinde bulunan Psoradia, Polyphados, St. Georges (Güneyde St. Georges, Kuzeyde Agrielaia diye adlandırılan ve 236 sayılı İngiliz haritasında gösterilen iki ada), Psomi (Strongyle, 236 sayılı İngiliz haritası), Cutsumbora (Kutsumboras), (Kayalıklar), Mavro Poinaki (Mavro Poinchi), Mavro Poinis (Mavro Poini) adacıkları üzerinde İtalya egemenliğini tanır.Yukarıda sözü geçen daire içindeki bu adacıklardan başka St. Georges (Rho), Dragonera, Ross ve Hypsili (Stronghyli) adacıkları da İtalya'nın olacaktır."
Sözleşmenin dördüncü maddesine göre;"Şurası kararlaştırılmıştır ki, İşbu sözleşmede tanımlanan suların ayrıldığı çizginin iki yanındaki tüm adalar, adacıklar ve kayalıklar, adları orada yazılı olsun ya da olmasın, bu adalar, adacık ve kayalıkların bulunduğu bölgenin kendi egemenliği altında olduğu Devlete ilintilidir."

Sözleşmenin beşinci maddesinde karasularının sınırlandırmasını oldukça ayrıntılı bir düzeneğe göre tespit ettikten sonra son paragrafta;

"Bu Madde ile açıklanmış olup iki tarafındaki adalar ve adacıkların kime ilintili bulunduğunu belirlemek üzere, Bağıtlı Yüksek Taraflarca saptanan ayırım çizgisi doğuda Tugh burnu güneyindeki 3 mil uzaklıktaki bir noktada ve batıda Volo adasının güneyinden 3 mil uzaklıktaki öbür noktada, Türkiye ile İtalya arasında hiç tartışma konusu bulunmayan genel deniz sınırı ile birleşir" demektedirler.

 Sözleşmenin 5. Madde son paragrafındaki bu ifadeler doğrultusunda, 4 Ocak 1932 tarihinde Sözleşmenin imzalandığı gün, Türk ve İtalyan teknisyenler aralarında gerçekleştirmiş oldukları bir mektup değişimi ile "...Türk-İtalyan deniz sınırının iki taraf arasında hiçbir tartışma konusu olmayan geri kalan kısmının çizilmesi için hükümetlerine bir Türk-İtalyan teknisyenler toplantısının gerçekleştirilmesini önermek için hazırlık yapmışlardır"Türkiye ve Yunanistan arasında Kardak kayalıklarının hukuki statüsüne ilişkin tartışmalar söz konusu olduğunda teknisyenler düzeyinde yapılması önerilen bu toplantı sonrasında hazırlanan tutanağa ilişkin olarak farklı hukuki geçerlilik yorumları yapılmaktadır. 28 Aralık 1932 tarihli teknisyenler toplantı tutanağı ilerleyen dönemlerde bir sözleşmeye dönüştürülememiştir.  Dolayısıyla "Türkiye ile İtalya arasında hiç tartışma konusu bulunmayan genel deniz sınırı"nın resmi olarak kabulü gerçekleşmemiştir. 1947 Paris Antlaşması ile Oniki Adalar'ın Yunanistan'ın egemenliğine bırakılması kararlaştıktan sonra da bu durum sürmüştür.

Bu bakımdan ele alındığında Ege Denizi'nde karasuları sınırının belirlenmesine ilişkin sorun sadece Kardak kayalıklarına ilişkin değil aynı zamanda Türkiye ve Yunanistan arasındaki tüm karasuları sınırına ilişkin bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim "Yunanistan'ın Şubat 1950'den başlamak üzere Mayıs 1953, Haziran 1955, Ekim 1956 ve Aralık 1962 tarihlerinde Türk Dışişleri Bakanlığı nezdinde yaptığı yazılı ve sözlü girişimlerle talep ettiği hususlar, 28 Aralık 1932 tarihli metnin sınır çizen bir andlaşma olmadığını göstermesi ve Ege'nin hukuki statüsünü de teyit etmesi bakımından ilginçtir.

Yunanistan bahse konu girişimleriyle, Türkiye ile İtalya arasında düzenlenmiş olan 4 Ocak 1932 Sözleşmesi ile 28 Aralık 1932 tarihli teknisyenler zaptının Yunanistan ile de mer-i olması hususunda mektup teatisine hazır olduğunu; egemenliğinde olan adalar ile Türkiye arasındaki karasuları sınırının şimdiye kadar harita üzerinde çizilmek suretiyle gösterilmediğinin müşahede edildiğini bildirmiştir. Menteşe Adaları'nın kuzeyinde kalan iki devlet karasularının sınırlandırılması işinin karma komisyona havale edilmesi hususunda Türkiye'nin de düşündüğünü sormuş ve bir toplantı tarihi telkin edilmesini istemiştir. İki devletin ilgili makamlarının elinde bulunan ve Ege Denizi'ndeki Türk ve Yunan karasularını gösteren haritalar arasında bazı farklılıkların mevcut olduğunu, bu nedenle iki devlet ilgili makamlarının ellerindeki haritaları karşılaştırmaları ve mutabık kaldıkları takdirde karasularını haritalar üzerinde tespit etmelerini teklif etmiştir."

142- Tarih sırasıyla bu antlaşmalar şunlardır;  18 Ekim 1912 Uşi Barış Antlaşması, 17/30 Mayıs Londra Antlaşması, 1/14 Kasım 1913 Atina Antlaşması, 13 Şubat 1914 tarihinde Yunanistan Hükümeti'ne tebliğ edilen Altı Büyük Devlet Kararı, 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması, 10 Şubat 1947 Paris İtalyan Barış Antlaşması.
143- Lozan Antlaşması'nın 6. Maddesi'ne göre; ".... İşbu Andlaşmada tersine bir hüküm olmadıkça, deniz sınırları kıyıdan üç milden aşağı uzaklıktaki ada ve adacıkları kapsar."
 Lozan Antlaşması'nın 12. Maddesi'ne göre; "İmroz ve Bozca Adaları  ile Tavşan Adaları dışında Doğu Akdeniz Adaları ve özellikle Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 17/30 Mayıs 1913 günlü Londra Andlaşmasının beşinci ve 1/14 Kasım 1913 günkü Atina Andlaşmasının on beşinci Maddeleri hükümleri uyarınca 13 Şubat 1914 günkü Londra Konferansında alınıp 13 Şubat 1914 günü Yunan Hükümetine bildirilen karar, işbu Andlaşmanın İtalya'nın egemenliği altına konulan ve on beşinci Maddede yazılı olan Adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak koşulu ile, doğrulanmıştır. Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır."
 Lozan Antlaşması'nın 15. Maddesi'ne göre; "Türkiye aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerden İtalya yararına vazgeçer: Bugün İtalya'nın işgali altına bulunan Astampalya (Astropalia), Rodos (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Pskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Leros, patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve istanköy (Kos) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castelerizo) Adası (2 numaralı haritaya bakılması)."

 Lozan Antlaşması'nın 16. Maddesi'ne göre; "Türkiye işbu Andlaşmada belirlenen sınırları dışındaki tüm topraklar ile bu topraklardan olup gene bu Andlaşma ile üzerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış bulunanlar dışındaki Adalarda -ki bu toprak ve Adaların geleceği ilgililerce saptanmış ya da saptanacaktır- her ne nitelikte olursa olsun, sahip olduğu hak ve senetlerden vazgeçtiğini açıklar." İ. Soysal, Türkiye'nin Siyasal..., s.90.
 Paris Barış Antlaşması'nın 14. Maddesi'ne göre; "İtalya işbu Andlaşma ile aşağıda belirtilen Onikiada'yı tüm egemenliği ile Yunanistan'a terkeder; yani, Stampalia (Astropalia), Rhodes (Rhodos), Calki (Kharki), Scarpanto, Cassos (Casso), Piscopis (Tilos), Misiros (Nisisros), Calimnos (Kalymnos),Leros, Patmos, Lipsos (Lipso), Simi (Symi), Cos (Kos) ve Castellorizo ve bitişik adacıklar."

144- Bu konudaki tartışmalar için bkz; A. Kurumahmut (Y. Hazırlayan), Ege'de Temel Sorun...,
 
145- Milliyet Gazetesi'nde yer alan bir haberde, Ege'de 150'ye yakın ada ve adacığın, Osmanlı İmparatorluğu'nun halefi olması dolaysıyla, hukuki olarak, Türkiye'nin egemenliğinde sayılması gerektiğinden söz edilerek; Yunanistan'ın Ege'deki bazı ada ve adacıkları iskana açma çabalarının statüyü kendi lehine çevirme amaçlı olduğu vurgulanmıştır. "Ege'deki 150 Ada Osmanlı'dan Miras", Milliyet, 6 Ekim 1998, s. 14. 3 Haziran 1999 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde yer alan bir habere göre ise, "Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye kıyılarındaki 'formasyon' diye adlandırılan 152 adacık ve kayalık üzerinde hak iddia eden Yunanistan'a gerekli yanıtın 3 Haziran Avrupa Birliği Köln Doruğu'ndan sonra verilmesi için hazırlığını tamamladığı" haberi yer almıştır. Yüksek düzeyde bir komutana dayandırılarak verilen habere göre; "Bugün Ege'de toplam 3 bin 49 ada, adacık ve kayalık bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğu'ndan sonra Ege Denizi2ndeki adaların sahipliği antlaşmalarla belirlenmiştir. Anlaşma metinlerinde adları geçmeyen bu adacıkların sahipliği Osmanlı İmparatorluğu'nun varisi olan Türkiye Cumhuriyeti'dir. Formasyon olarak tanımlanan bu tür adacık ve kayalıklardan kıyılarımızda bulunan 152 adanın aidiyeti ise Türkiye'nindir. Buna Kardak da şimdi Atina'nın sivillere bayrak diktirme girişiminde bulunduğu Angathosini adacığı da dahildir". "Adacıklar Osmanlı Mirası", Cumhuriyet, 3 Haziran 1999, ss. 1-17.
146- "TSK Adayla İlgili Raporu Açıkladı  'Keçi (Platia)' Bizim Adamız", Cumhuriyet, 16 Mayıs 1999, ss. 1-8.
147- Taki Berberakis, "Kayalıklarda İnat Düğünü", Milliyet, 16 Mayıs 1999, s. 21; Barçın Yinanç, "Kardak'tan Sonra Plati", Milliyet, 15 Mayıs 1999, s. 20; "TSK Adayla İlgili Raporu Açıkladı  'Keçi (Platia)' Bizim Adamız", Cumhuriyet, 16 Mayıs 1999, ss. 1-8.
148-  Lozan Antlaşması'nın 15. Maddesi için bkz; dipnot 143.
149- Türkiye ve İtalya, aralarında sınır bölgelerinin saptanması konusunda çıkan görüş ayrılıklarını gidermek için, taraflar arasında 1928 yılında imzalanmış olan Türkiye - İtalya Tarafsızlık, Uzlaşma ve Yargısal Çözüm Antlaşması hükümlerine uygun olarak, 30 Mayıs 1929 tarihinde imzalamış oldukları bir tahkimname ile aralarındaki uzlaşmazlıkların çözümlenmesinde yargı yoluna başvurmuşlar ve Lahey Adalet Divanı'na gitme kararı almışlardır. Ancak bu tahkimnamenin sonucu alınmadan 1932 yılında yapmış oldukları Ankara Anlaşması ile sorunun çözümünde anlaşmışlardır.
 Antlaşmalar için bkz; İ. Soysal, Türkiye'nin Siyasal... ss. 331-343;  Yüksel İnan, Sertaç Başeren, Kardak Kayalıklarının Statüsü, Ankara: (Yayınevi yok), 1997; Ayrıca, http://mfa.gov.tr
150-  Sözleşme hükümleri için bkz; İ. Soysal, Türkiye'nin Siyasal... ss.340-343.
151- Sertaç Hami Başeren, "Ege'de Ada, Adacık ve Kayalıkların Uluslararası Andlaşmalarla Tayin Edilen Hukuki Statüsü", Ege'de Temel Sorun / Egemenliği Tartışmalı Adalar, Y. Hazırlayan: Ali Kurumahmut, Ankara: TTK Yay. 1998, s.110-114. Türk Dışişleri bakanı T. R. Aras'ın İtalyan Büyükelçisi Aloisi'ye yazmış olduğu 4 Ocak 1932 tarihli mektupta şu görüşlere yer verilmekte; "Bugünkü tarihte imzalamış olduğumuz anlaşma, aidiyeti şimdiye kadar aramızda tartışma konusu olan ada ve adacıkların deniz sınırlarının belirlenmesini, memnuniyetle ifade edeyim ki düzenlemiştir. Zaten Türk-İtalyan sınırının diğer bütün kısımları iki devlet arasında hiçbir anlaşmazlığa sebep olacak nitelikte değildir. Exselanslarından sınırın bu kısmının çizim işlemlerinin hemen ele alınmasını ve Kral Majeste Hükümetinin, Türk meslekdaşlarıyla konuyu görüşecek teknisyenlerin belirlenmesine hazır olup olmadığının bildirilmesini rica ederim". İtalyan Büyükelçisi Aloisi, aynı tarihli cevabi mektubunda; "Bugünkü tarihte imzalamış olduğumuz anlaşma, aidiyeti şimdiye kadar aramızda tartışma konusu olan ada ve adacıkların deniz sınırlarının belirlenmesini, memnuniyetle ifade edeyim ki düzenlemiştir. Zaten Türk-İtalyan sınırının diğer bütün kısımları iki devlet arasında hiçbir anlaşmazlığa sebep olacak nitelikte değildir. Ekselanslarının bugünkü mektubuna cevaben bildiririm ki hükümetime sınırın bu kısmının çizimi meselesinin hemen ele alınmasını ve Türk meslekdaşları ile hemen temasa geçmek üzere teknisyenler belirlemesini teklif edeceğim." Y. İnan, S. Başeren, Kardak Kayalıklarının Statüsü..., s. 14.
152- S. Hami Başeren, "Ege'de Ada, Adacık ve Kayalıkların...," s.115. Ayrıca bkz; Şükrü Elekdag.

http://www.turkishgreek.org/iki-uelke-arasindaki-temel-sorunlar-ve-taraflarin-yaklasimlari/ege-denizi-ne-iliskin-sorunlar/egemenligi-antlasmalarla-yunanistan-a-devredilmemis-ada-adac-klar-ve-kayal-klar-sorunu


« Son Düzenleme: 27 Şubat 2021, 15:05:39 Gönderen: metin62 »

Çevrimdışı fırtına06

  • Site Yetkilisi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 3255
  • 163
  • DefenceTurk.com
ABD, NATO çerçevesinde Orta ve Doğu Avrupa’da yapacağı ‘Defender Europe 21’ tatbikatı için Yunanistan’ın Dedeağaç limanına adeta çıkarma yapıyor. Tatbikatla ilgili olarak ortaya atılan “Yunanistan var, Türkiye neden yok. Türkiye dışlanıyor mu?” iddialarına Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'dan cevap geldi.

Hürriyet yazarı Fatih Çekirge'ye konuşan Akar, "Yunanistan sık sık aynı şeyi yapıyor. Türkiye o tatbikatta yokmuş gibi gösteriyor. Yani Türkiye ile Yunanistan arasındaki meseleleri Yunanistan sanki Türkiye ile ABD, Türkiye ile AB arasındaki meseleymiş gibi sunmak istiyor... Bu da böyle bir şey. Doğrusu o tatbikatta Türkiye’nin de olduğudur." dedi.

TATBİKATTA TÜRKİYE YOK YALANINI KÖKÜNDEN TEMİZLEDİ

- Sohbetin bir başka sorusu da şuydu:

- ABD’nin Rusya’ya karşı Avrupa’yı koruma amacıyla geliştirdiği senaryo için yapılan tatbikatta Yunanistan var, Türkiye neden yok? Son dönemde gazetelerde, televizyonlardaki tartışma programlarında 1 numaralı gündem maddesi bu soruydu... Son olarak tatbikat için Yunanistan’ın Dedeağaç kıyılarına getirilen Amerikan savaş helikopterleri ve zırhlı araçlar ile 20 bin civarındaki personel tartışmaları daha da büyütmüş, “Yunanistan var, Türkiye neden yok. Türkiye dışlanıyor mu?” iddialarını arttırmıştı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar bu “yanlış tartışma”yı kökünden düzeltiyor:

“Nereden çıkıyor bu laflar. Bu ‘Defender Europe’ tatbikatı Avrupa’nın güvenliği için her yıl yapılır. Bir yıl kuzeyde, bir yıl da güneyde olur. Bu sene güneyde yapılıyor. Bu, ABD ile Yunanistan’ın yaptığı ortak bir tatbikat değildir. ABD’nin öncülüğünde yapılan, bu yıl 26 ülkenin katıldığı çokuluslu bir tatbikattır. Bir aşamasına NATO’nun da katılacağı bu tatbikata, NATO’nun Çok Yüksek Hazırlık Seviyesinde Görev Gücü’nün, kısaca VJTF’nin 2021 yılı komutasını üstlenen Türkiye de VJTF üzerinden katılacaktır. Yani, Türkiye de o tatbikatta vardır. Bu vesileyle VJTF’den de bahsedeyim. VJTF, NATO’nun herhangi bir kriz veya çatışma anında kullanacağı ilk müdahale kuvvetidir. Yani, NATO bir yerde göreve çağrılırsa, bölgeye intikal edecek NATO gücü Türkiye’nin liderliğindeki bu VJTF gücü olacaktır.”

- Peki bu laflar sizce nereden çıkıyor?

- Yunanistan sık sık aynı şeyi yapıyor. Türkiye o tatbikatta yokmuş gibi gösteriyor. Yani Türkiye ile Yunanistan arasındaki meseleleri Yunanistan sanki Türkiye ile ABD, Türkiye ile AB arasındaki meseleymiş gibi sunmak istiyor... Bu da böyle bir şey. Doğrusu o tatbikatta Türkiye’nin de olduğudur.

YUNANİSTAN 3-5 UÇAK ALMAKLA BİR YERE VARAMAZ

- Konu Türk-Yunan ilişkilerine gelince, şu soru gündeme geliyor:

- Yunanistan Fransa’dan Rafale savaş uçakları aldı. Silahlanmaya ciddi para harcıyor. Bu durum, Ege’deki güç dengelerini Türkiye aleyhine etkiler şeklinde iddialara neden oluyor.

- Bakın, öyle 3-5 savaş uçağı almakla, 3-5 gemi almakla Yunanistan bir yere varamaz. Yetmez. Yetmez... Türkiye’nin, Türk ordusunun gücü ortadadır. Dünyanın en güçlü ordularından birisidir. Bu iddialar akla, mantığa, matematiğe uymaz. Çünkü matematik bellidir. Yunan hükümeti bu silahlara para harcayarak Yunan halkının parasını çarçur ediyor. Bundan başka bir sonucu olmaz. Beyhude bir çabadır. Yunan halkı, akademisyenleri, bilim adamları, emekli askerleri de bunu görüyorlar. Bu yaklaşımın doğru olmadığını ifade ediyorlar...

https://www.haber7.com/guncel/haber/3072853-son-dakika-nato-tatbikatinda-yunan-oyunu-bakan-akardan-tokat-gibi-aciklama