Gönderen Konu: Türkiye - ABD İlişkileri  (Okunma sayısı 32269 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Hyperspace

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 139
  • Beğeni Puanı +32/-12
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #370 : 13 Mart 2019, 22:44:09 »
 Bazıları S-400 lerden vazgeçince abd ile aranın düzeleceğini doların artmayacağını ekonominin güllük gülistanlık olacağını zannaediyor herhalde.Hani Brunsonu bıraktık işler düzeldi mi ? Hayır çünkü o zaman tek mesele Brunson değildi şimdi de tek mesele S-400 değil.Bu konuda da istedikleri tavizi verirsek F-35 leri ve Patriotları kolayca alabileceğimizi zannetmeyin sakın.Bunları S-400 harici diğer meselelerde de baskı ve şantaj unsuru olarak kullanacaklar.Ta ki istediklerini yaptırana kadar.Ypg,Kıbrıs,İran,Doğu Akdeniz,Ege,Rusya,Çin,Avrasya...Bunların hepsi sırayla gündeme gelecektir.Eh bu yaşamsal çıkarlarından vazgeçmiş bir Türkiye F-35 alsa ne olur almasa ne olur Patriot alsa ne olur almasa ne olur.Silah ülkenin güvenliğini sağlamak ve çıkarlarını korumak için alınır.Bunlar olmadıktan sonra dünyanın en güçlü silahlarını al hiçbir anlamı yoktur.

Çevrimdışı Partikül

  • 2017 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 712
  • Beğeni Puanı +165/-116
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #371 : 13 Mart 2019, 23:02:33 »
Bazıları S-400 lerden vazgeçince abd ile aranın düzeleceğini doların artmayacağını ekonominin güllük gülistanlık olacağını zannaediyor herhalde.Hani Brunsonu bıraktık işler düzeldi mi ? Hayır çünkü o zaman tek mesele Brunson değildi şimdi de tek mesele S-400 değil.Bu konuda da istedikleri tavizi verirsek F-35 leri ve Patriotları kolayca alabileceğimizi zannetmeyin sakın.Bunları S-400 harici diğer meselelerde de baskı ve şantaj unsuru olarak kullanacaklar.Ta ki istediklerini yaptırana kadar.Ypg,Kıbrıs,İran,Doğu Akdeniz,Ege,Rusya,Çin,Avrasya...Bunların hepsi sırayla gündeme gelecektir.Eh bu yaşamsal çıkarlarından vazgeçmiş bir Türkiye F-35 alsa ne olur almasa ne olur Patriot alsa ne olur almasa ne olur.Silah ülkenin güvenliğini sağlamak ve çıkarlarını korumak için alınır.Bunlar olmadıktan sonra dünyanın en güçlü silahlarını al hiçbir anlamı yoktur.

+1

Sen F-35 yeter ki ver; karşılığında terör devletine de eyvallah, doğu akdeniz' de ki ekonomik çıkar alanlarımdan da vazgeçerim, al Kıbrıs' da senin olsun... yeter ki F-35' i bana ver (!) İşte biz bu ruh haline SİLAH FETİŞİZMİ diyoruz. Bunları verdikten sonra F-35' i ne yapacaksın peki, turşusunu mu kuracan!

Çevrimdışı SKYWOLF

  • SKYWOLF
  • Genel Yetkili
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 38238
  • Beğeni Puanı +317/-45
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #372 : 13 Mart 2019, 23:27:13 »
Mesele F-35'ten çok öncesine dayanıyor aslında. Özellikle 2016'ya kadar Suriye politikamız ABD ile paraleldi. Tüm bunlara rağmen ABD, DAEŞ'i yenmesi için PKK/PYD'ye ciddi miktarda silah desteği sağlamaya başladı. Son söylenen rakamlar 10 binlerce TIR'ı aşkın silah, mühimmat ve hatta zırhlı araç desteği verildi.

Türkiye defalarca bunu yapmaması gerektiğini söylese de ABD, Kürt teröristleri etkisi altına almıştı. Bu süreçte bizim güney sınırlarımızdaki şehirlerimize çeşitli top atışları dahi yaptılar.

Türkiye'nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ABD'nin ciddi anlamda zoruna gitti. Defalarca bu operasyonu durdurmamız gerektiğini ifade ettiler. Bu sürecin neticesinde işler bugüne kadar geldi.

Hatırlayın: Sayın Cumhurbaşkanı, 2017 Mayıs ayında yaptığı ABD ziyaretinde Trump'a sipariş edilen bazı silah sistemlerinin hala teslim edilmediğini, bunu hızlandırması gerektiğini söylemişti. Yani F-35'e kalana kadar pek çok silahı, sistemi örtülü olarak ABD bize vermedi.

Aslında bunun tek açıklaması var. Türkiye'nin inisiyatif alıp Suriye'de kendi başına politika belirlemesi ABD'nin işine gelmiyor. Bu süreçte PKK'ya ciddi miktarda silah ve politik destek verdi/veriyor. İlişkiler eskisine göre çok daha gergin durumda. Bunun sonu nereye varacak cidden merak ediyorum

Mesele 2016'dan çok çoook ötelere dayanıyor. Dostum Partikül gayet açık bir şekilde, uzun zaman öncesinden bu yana dile getirdiğimiz bir gerçeği bir kere daha vurguladı. Zamanında haritalar yayınlayarak zaten amacı belli etmişlerdi. 1. Dünya Savaşı sonrası gerçekleşmeyen emellere ulaşmak azmi aslında 80'lerde yeniden körüklenmişe benziyor. Asalanın bitmesi ve hemen sonrasında pkknın ortaya çıkması, ortadoğuda sürekli yaratılan savaş ortamı, Körfez Savaşları, Suriye'de savaş, Işid, darbe girişimi vs.... Bunların hepsi gördüğümüz, pek çoğu ön gördüğümüz şeylerdi.

ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com

Çevrimdışı Partikül

  • 2017 Yılın Üyesi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 712
  • Beğeni Puanı +165/-116
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #373 : 14 Mart 2019, 00:04:50 »
Ercan Çitlioğlu' nun ''Ölümcül Tahteravalli'' kitabında PKK-Asala İlişkisi; yer, zaman ve mekan belirtilerek en ince ayrıntısına kadar anlatılıyordu. Bekaa Vadisinde yapılan toplantıda; Asala-PKK ittifakının senede bağlanması, Asala' nın PKK içinde faaliyetlerine devam edeceğinin kararlaştırılması; bunu yapmasında ki amacın, Türkiye' de halk desteğinden mahrum olması ve yeteri kadar örgütlenememesi gösteriliyordu. O nedenle kendini Kürt bölücü hareketinini içine monte ederek, sanki Kürtçülük yapıyormuş gibi Taşnakçılık faaliyetlerine devam edeceği... Kısacası Asala bitmedi, PKK' nın içinde varlığını devam ettiriyor.

Teşhisi doğru koyalım. F-35 veya S-400 meselesi Jeopolitik bir meseledir. Yani sadece silah tedarik meselesi değildir. O nedenle jeopolitik meselelerin çözümü de Jeopolitik olur. Yani, stratejik  bir problemi taktik hamlelerle çözemezsiniz.

Buradan hareketle, bazı arkadaşlar; S-400 milli radar ağına bağlanamıyor, NATO sistemlerine uyumsuz, diğer sistemlerle konuşamıyor; o nedenle S-400' den vazgeçelim ve Patriot alalım gibi bir takım gerekçeler üretiyordu. Bendeniz ve diğer birkaç arkadaş dahil olmak üzere, yıllardır bu görüşün tersinde ki argümanlarımızı dile getirdik. O nedenle de diğer bazı ortamlarda; Perinçekçilikle, Komünistlikle ve hatta Rusçulukla itham edildik. Oysaki tutarlı bir mantık silsilesinden bahsediyorduk. Jeopolitik bir konuyu taktik düzlemde hakkını vererek analiz edemezsiniz. Peki o arkadaşlarımızın söyledikleri yanlış mıydı? hayır doğruydu. Bu gerçekleri tartışa tartışa, göre öğrene teyit de ettik etmesine de ... mesele başka bir meseleydi.

Bizim Amerika' yla olan problemimiz S-400 meselesi değildir. O işin bahanesidir. Bir dönem Türkiye' yi yönetenler; büyük bir gaflet neticesi, terör örgütüyle pazarlığa oturdular ve onlara özerklik sözü verdiler. Bu gafletten döndükleri için dananın kuyruğu kopmuştur. Amerika' nın Suriye politikasına da taş koyunca; ipler tamamen kopmuştur. Meselenin özü budur hocam.

Şimdi işin aslı böyle olunca, üçün beşin hesabı yapılabilir mi! Söz konusu olan vatan toprağıdır. Söz konusu vatansa F-35 teferruattır diyoruz. 
« Son Düzenleme: 14 Mart 2019, 00:07:42 Gönderen: Partikül »

Çevrimdışı SKYWOLF

  • SKYWOLF
  • Genel Yetkili
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 38238
  • Beğeni Puanı +317/-45
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #374 : 15 Mart 2019, 08:36:44 »
ABD'nin skandal raporuna çok sert tepki: Kınıyoruz!



Dışişleri Bakanlığı ABD Dışişleri Bakanlığınca yayımlanan 2018 Türkiye İnsan Hakları Raporuna sert tepki gösterdi. Açıklamada "ABD’nin bu yılki raporunda da ülkemizin PKK, FETÖ/PDY, DEAŞ ve DHKP-C başta olmak üzere azılı terör örgütleriyle olan haklı mücadelesini idrak edemediğini hayal kırıklığı ile görüyoruz. Raporda, ülkemizin ve bölgemizin güvenliğinin sağlanması için uluslararası hukuk ve insan haklarına saygı çerçevesinde yürütülen terörle mücadele çabalarımız insan hakları ihlali gibi yansıtılmıştır. Bu yaklaşımı reddediyoruz" denildi. Raporda kullanılan “siyasi tutuklu” ifadesi kınandı.
Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması şu şekilde:

"İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi, ülkemizin vazgeçilmez önceliklerindendir. Yalnızca vatandaşlarımızın değil, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanın sahip olduğu hakların korunması ve karşılaştıkları insan hakları ihlallerinin önlenmesi için gösterdiğimiz çabalar bunun en büyük kanıtıdır.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından her yıl 190’dan fazla ülke için hazırlanarak ABD Kongresine sunulan mutat belgelerden olan ve 13 Mart 2019 tarihinde yayımlanan 2018 Türkiye İnsan Hakları Raporu, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, ülkemizle ilgili asılsız iddialar, gerçekdışı bilgiler ve önyargılı yorumlar içermektedir.

PKK, FETÖ/PDY, DEAŞ VE DHKP-C

ABD’nin bu yılki raporunda da ülkemizin PKK, FETÖ/PDY, DEAŞ ve DHKP-C başta olmak üzere azılı terör örgütleriyle olan haklı mücadelesini idrak edemediğini hayal kırıklığı ile görüyoruz. Raporda, ülkemizin ve bölgemizin güvenliğinin sağlanması için uluslararası hukuk ve insan haklarına saygı çerçevesinde yürütülen terörle mücadele çabalarımız insan hakları ihlali gibi yansıtılmıştır. Bu yaklaşımı reddediyoruz.

Teröre destek verenleri ve 15 Temmuz terörist darbe girişiminin arkasında olanları “siyasi tutuklu” olarak niteleyen görüşlere yer veren raporun ne denli tarafgir olduğu açıkça ortadadır. FETÖ elebaşına evsahipliği yapan bir ülkede hazırlanan bu rapor, malum çevrelerin görüşlerine alet olmak suretiyle, ülkemize yönelik 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin arkasında kimlerin bulunduğu algısını güçlendirmektedir. İnsan haklarını siyasileştirmekten ve böylece insan hakları ilkeleri için mücadeleye zarar vermekten başka hiçbir işlevi olmayan bu nitelendirmeyi kınıyoruz.

Dünyanın birçok bölgesinde yaptığı operasyonlarda binlerce sivilin ölümüne sebep olanların, Zeytin Dalı Harekatı kapsamında sivillere herhangi bir zarar gelmemesini sağlayarak bölge halkının dahi takdirini kazanan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sözde sivil ölümlerle itham etmesi kesinlikle kabul edilemez.

CİDDİYETSİZLİKTİR

Karanlık insan hakları tarihi tüm dünyanın malumu olan ve hatta daha geçtiğimiz yıl boyunca, çocuklar dahil, göçmenlere yaptığı zulümle gündeme oturan bir ülkenin, ironik şekilde Türkiye’yi suçlaması en hafif deyimiyle ciddiyetsizliktir.

Olağanüstü hali geride bıraktığımız geçtiğimiz yılda, Reform Eylem Grubu toplantılarında da teyit edilen, yargı ve temel haklar alanındaki reformlar çerçevesinde atılan adımlara raporda yer verilmemesi ise iyiniyetli değerlendirilemez.

Objektiflikten tamamen uzak olan bu raporun siyasi saiklere göre şekillendirildiği açıktır. 2018 raporu, bu haliyle ABD’nin on yıllardır dünyadaki insan haklarının durumu hakkında bir izleme mekanizması işlevi gördüğü iddiasında olan yıllık insan hakları raporu geleneğinin güvenilirliğine de zarar vermektedir.

Önümüzdeki dönemde de terörle mücadelemizi en başta vatandaşlarımızın insan haklarını korumak gayesiyle kararlılıkla sürdüreceğiz. Bunu yaparken temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ve demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde daha da güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımızı kesintisiz olarak sürdüreceğiz."

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/abdnin-o-raporuna-cok-sert-tepki-kiniyoruz-41149651?utm_source=email&utm_medium=newsletter&utm_channel=Mail&utm_content=manset_gorsel
ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com

Çevrimdışı SKYWOLF

  • SKYWOLF
  • Genel Yetkili
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 38238
  • Beğeni Puanı +317/-45
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #375 : 15 Mart 2019, 08:44:01 »
Alıntı
PATRIOT’LAR

SEÇİM sonrası ile başladık, bu konuyla devam edelim. Ekonomi kadar önemli bir diğer başlık artık “S-400” başlığında toplanan ABD ile Türkiye arasındaki sorunlar yumağı. Önceki yazılarımda ABD’nin S-400’lere, FETÖ ve YPG terör örgütlerine bakış açısını özetlemiştim. Artık iki ülke arasındaki sorunların hepsi Amerika tarafından S-400 başlığı altına alınmış durumda. Amerikalılar:

- S-400 ile Patriot’un birlikte alınamayacağını, S-400 alma kararlılığı sürerse Patriot teklifinin masadan kalkacağını,

- Tercihin sadece hava savunma sistemi tercihi olmadığını, bunun aynı zamanda ABD ve Rusya arasında bir tercih olduğunu,

- Türkiye S-400’ü konuşlandırdığı an bunun bazı sonuçlarının olacağını,


- Türkiye’ye sunulan Patriot teklifinin bugüne kadar verilmiş en iyi teklif olduğunu, hiçbir NATO üyesi ülkeye böyle bir teklif verilmediği açıklamalarıyla, görüşmelerde ifade ettikleri sözleriyle, bilgilendirmeleriyle açık bir şekilde ortaya koyuyor. Seçim sonrası Türkiye-ABD ilişkileri açısından bir anlamda kilit rolü oynayacak olan bu mesele, 1 Nisan gününden itibaren en önemli gündem başlıklarından biri olacak. Gelelim Amerikalıların bu tezlerine Türkiye ne dediğine...

ANKARA: ÖNŞART İSTEMİYORUZ

Amerikalıların S-400 alan ülkeye, CAATSA yani ABD’nin Düşmanlarına Dönük Yaptırımlar Yasası’na dayanarak yaptırım uygulayacağı açıklamalarına ise Ankara, “Patriot alımına ilişkin kısıtlama önceki ABD yönetiminden kaynaklandı. Türkiye ile Rusya anlaşması da CAATSA’nın kabul edildiği Temmuz 2017 öncesinde yapıldı. Yaptırıma konu olmamamız gerek” yanıtını veriyor.

PATRIOT RAKAMLARI

Peki ABD’lilerin iddia ettiği gibi Patriot teklifi bugüne kadar yapılmış en iyi teklif mi? ABD’liler ayrıntıları paylaşmak istememişti. Ankara’daki kaynaklarıma sordum. Edindiğim bilgiler şöyle:

- Patriot’un fiyatı S-400’ün fiyatının
bir buçuk katı.

- Daha önce teklif ettikleri fiyatı da yükseltmişler.

- ABD peşinat olarak önümüzdeki iki ayda yaklaşık 1 milyar dolar istiyor.

- Erken teslimat için buldukları formül ise bir başka ülke için hazırlanan bataryayı ekim ayında Türkiye’ye yönlendirmek.

- Teknoloji transferi yok.

ABD ŞANTAJI HAYATA GEÇER Mİ?

Amerikalılar iki ülke açısından şu an masadaki en kritik konuyu, yaptırım tehdidini yine masaya koydular. Ankara’nın buna da yanıtı var. Öncelikle ilişkilerin yaptırımlarla farklı bir noktaya gitmesinin sonucundan sadece Türkiye değil, ABD de zarar görür. Üstelik ABD’nin kaygı duyduğu Türkiye-Rusya yakınlaşmasına da tam tersi yönde etki yapar. Hükümet yetkilileri
“Eğer F-35’leri vermezlerse hukuki yollara başvururuz” diyor. Bunun dışındaki yaptırımlar ise ‘göğüslenebilir’ ifadesiyle tanımlanıyor.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/hande-firat/1-nisanin-gundemi-ekonomide-yeni-reform-paketi-41149687
ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com

Çevrimdışı SKYWOLF

  • SKYWOLF
  • Genel Yetkili
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 38238
  • Beğeni Puanı +317/-45
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #376 : 18 Mart 2019, 23:02:07 »
Sanırım anlatamadım. Yeni nesil uçak diyorum. Hani şöyle radara yakalanmayan F-35 uçakları var ya! Onun gibi olanlardan bahsediyorum. Bu başlıkta bahsedilen.

Bir soru: Önümüzdeki 10 yıl içerisinde elimizde yeni nesil savaş uçakları ve gelişmiş hava savunma sistemleri olmazsa, ülkemizin Irak ve Suriye gibi parçalanmasına engel olabilme olasılığımız ne kadardır?

Şu an mesela Irak ve Suriye'de bombalar yağdıran sözde müttefiklerimizle aramızda bir savaş olsa, sahip olduğumuz uçaklarla epey canlarını yakabiliriz.

Ancak 10 sene sonra F-35 sayısı artacak. Sözde müttefiklerin ordularında  epey fazla sayılarda göreve başlayacak. Ayrıca İsrail'de de kullanıma giderecek. Belki Yunanistan bile kullanmaya başlayacak.

Bu süre sonunda elimizde yeni nesil (hürkuş, hürjet F-16 vs değil) uçaklar ve gelişmiş hava savunma sistemlerimiz olmazsa bu bizler için olağan üzeri bir tehdit demektir! Uçaklarımızı daha üslerinde yerdeyken vurabilirler. Hava kuvvetlerimiz olmadan diğer kuvvetlerin de pek başarılı olamayacağı açık. Bilmem tehlikenin farkında mısınız?

Şu soruyu bu başlıkta tekrar sorayım. Acaba elimizde yeni nesil savaş uçakları ve gelişmiş hava savunma sistemleri olmazsa neler olabilir?

Bir zamanlar şehir efsanesi olarak dillendirilse de artık resmi ağzılarda mırıldanmaya başlanan, F-35 uçaklarına sahip olsak bile istediğimiz şekilde kullanamayacağımız iddiasını düşünelim. Senaryoya S400'lerden vazgeçtik göre 10 sene sonra elimizde bir miktar F-35 var. Halen tam olarak gelişmiş bir hava savunma sistemine sahip değiliz. MMU ise sürekli ertelenmekte!

Şu sıralar bir krize yol açmaya gebe olan Akdeniz'deki enerji kapışması o dönem patlamaya hazır bir bomba gibi. Halen Suriye'de karşıklık söz konusu ve halen Fırat'ın doğusundaki terör örgütüne silah yardımına devam edilmekte.

Bu arada Yunanistan üs ve enerji kaynaklarından pay karşılığı borçlarını öenmli ölçüde azaltmış, F-35 dahil pek çok gelişmiş silahlara sahip olmaya başlamış. Ege adalarını İsrail'den aldığı gelişmiş hava sistemleri ile donatıyor. İsrail ise çok daha fazla F-35 uçağı ile Ortadoğu'da istediğine bombalar yağdırmakta. Mısır da ordusunu oldukça güçlendirmiş durumda. Onlar da eskiyen uçaklarını yeni nesil uçaklarla değiştirmeye başlıyorlar!

Putin sonrası Rusya yeniden güç kaybetmeye başlamış. Kırım'ı arkasına batının desteğini alan Ukrayna'ya kaptırmış durumda. Karadeniz'de ABD üsleri var artık. Suriye'de ise artık etkisini kaybeden Rusya ve artan terör örgütleri nedeniyle sivil yaşam neredeyse yok! Esad'ın akibeti belli değil! İran halen ambargo altında. Suriye ve Irak'ta desteklediği gruplar sürekli ABD ve İsrail tarafından vuruldukları için hezimete uğramışlar...

Araplar ise her zamankinden daha fazla mezhep kavgaları vs çekişmelerle birbirlerinin kuyusunu kazmakta...

Biz ise kırılgan ekonomimizle bir ileri iki geri...

Böyle patlamaya hazır bir bomba gibi ortamda bir terör saldırısının sorumlusu olarak gösterilmek, insan hakları ihlalleri, anti demoktatik yönetim suçlamaları vs gibi çeşitli bahanelerle hedef tahtasına konulduğumuzu düşünelim.

Film bu ya; geçmişte Irak'ın, Suriye'nin başına gelen bir bakmışsınız başımıza gelmiş.  :o :o
Bir zamanlar müttefikimiz olan ABD ve saz arkdaşları bir anda düşmanımız oluvermiş. Sonunda gerilim bir sıcak çatışmaya dönüşmüş durumda. Senelerdir ABD yapımı silah sistemlerinin ABD'ye karşı kullanımının mümkün olmayacağı iddiası da bir anda gerçeğe dönüşmüş.  Sahip olduğunu varsaydığımız F-35 uçaklarımız bir anda çalışmaz olmuşlar.

1. Körfez Savaşı'nda Bağdat'a ilk bombayı radara yakalanmayan bir F-117 savaş uçağının attığını düşünürsek, elimizde çalışmayan F-35  ve belki de F-16 uçaklarına karşın Ege, Karadeniz, Akdeniz ve Ortadoğu'daki üslerden havalanacak olan pek çok F-35  ve onların eşlik edecekleri B-2 uçakları, üç tarafımızdaki denizlerde bulunan sayısız savaş gemisi ve denizaltılardan fırlatılan onlarca seyir füzesi ile 9 ana jet üssümüzü  ve hava savunma sistemlerimizi bir anda ortadan kaldırabilirler! Uçamayan F-35'ler, F-16'lar ile Akıncılar, Ankalar, Hürkuşlar, Hürjetler, Ataklar daha yerdeyken vurulabilir... İkinci dalgada ise Arifiye ve Kayseri'deki ana bakım fabrikaları, MKEK tesisleri, TAI ve TEİ tesisleri vs ile BMC, FNSS (!), Otokar, Baykar vs özel savunma şirketlerinin tesisleri imha edilebilir... Sonraki aşamalarda diğer askeri birlikler hedef alınabilir. Bu aşamada senelerdir silahlandırılan terör örgütü de hava desteği ile şehirlerimizi işgal etmeye başlayabilir...

Bu noktada filmi geri sarıp S400'leri alıp, zaten işimize yaramayacağını düşündüğümüz F-35 uçaklarını gözden çıkardığımızı varsayarsak yukarıdaki tabloda pek değişen bir şey olmayacak. Çünkü sadece 2 S400 sistemi ve bir avuç eski nesil savaş uçağı ile başarı sağlamak güç.

Ne yazık ki şu an bulunduğumuz noktadan böyle bir felaket senaryosunun gerçkelşme ihtimali olduğunu görebiliriz. Bugün 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümü. Böyle bir felaket olasılığı bizlere yine yokluklar içerisinden yeni destanlar yazma olanağı sağlasa da, bizim böylesine kötü bir duruma düşme olasılığını ortadan kaldırabilecek dönüş noktasını henüz maaşmış olabiliriz belki de!

Biraz da iyimser bakarsak, 80 milyonluk bastırılımış duyguları baskı altında  kolaylıkla dışa vurulabilen 80 -100 milyon kadarlık nüfusu olan bir milleti işgal altında tutmayı mantıklı bulabilecek bir akıllı var mıdır! Dünya da çok sayıda dengesiz lider olsa da halen yeni bir Hitler karakterli olan yok gibi görünüyor. Tabi ilerleyen günler neler gösterir bilinmez!
ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com

Çevrimdışı fırtına06

  • Site Yetkilisi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 925
  • Beğeni Puanı +95/-12
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #377 : 29 Mart 2019, 20:13:17 »
NATO ve ABD askeri çevrelerinde Türkiye’yi hedef alan askeri senaryoların sayısı artıyor. Amerika Denizcilik Enstitüsü’nün yayınladığı “Donanma Taktikleri ve Deniz Harekatı” kitabında Türkiye ve ABD, Ege’de savaştırılırken, 6. Filo Türk donanmasına saldırıyor. Önsözünü ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı John M. Richardson’ın yazdığı kitapta “Ege savaşı” diye bir bölüm bulunuyor. Kurguya göre Türk-Yunan gerilimi geri dönülemez bir aşamaya geliyor. Bölgede bulunan ABD donanması Yunanistan’ı destekleyen bir pozisyon alıyor ve iki donanma karşı karşıya geliyor.



Doğu Akdeniz enerjisini Avrupa’ya ulaştıracak projelerde Türkiye’yi dışlayan ittifaklara açık destek veren Amerika’da skandal bir savaş senaryosu kaleme alındı. Amerikan deniz piyadelerine taktik ve strateji üreten ve daha önce NATO SACEUR (Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı) görevinde de bulunmuş emekli Oramiral James Stavridis’in başkanlığını yaptığı ‘The US Naval Enstitute’ (Denizcilik Enstitüsü) tarafından 2018 yılında yayımlanan ‘Fleet Tactics and Naval Operations’ (Donanma Taktikleri ve Deniz Harekâtı) adlı kitapta ‘Ege Savaşı’ başlıklı bir bölüm açıldı. Amerikan donanmasında önemli görevlerde bulunmuş emekli Yüzbaşı Wayne P. Hughes Jr. ve emekli Amiral Robert P. Girrier’in kaleme aldığı kitapta, harekât alanı olarak belirlenen Ege Denizi’nde Türk Deniz Kuvvetleri ile ABD 6. Filosu’nun savaşı canlandırıldı.


Senaryoya göre Yunanistan, Güney Kıbrıs’a taktik balistik füzeler yerleştirme kararı alıyor. Türkiye, bunun olmaması yönünde Atina’yı sert şekilde uyarıyor. Geri adım atmayıp Kıbrıs’a doğru dümen kıran Yunan gemileri Türk ordusunca batırılıyor.

‘DOST GÖRÜNÜMLÜ GÜÇLÜ BİR DÜŞMAN’

Kitabın ‘Ege Savaşı’ başlıklı 15. bölümünde, senaryolaştırılan olaylarda Türkiye’nin gerçek coğrafi haritaları kullanıldı. Türk ve Yunan yetkililerin ortaya koyabileceği düşünce ve davranışları tahmin ederek hikayeleştirme yapıldı. Kitapta Türkiye, ‘uzun süredir dostluk içinde olunan güçlü bir düşman’ olarak tasvir edildi. Kıyı hattı sınırlandırılmış bir harekât alanında karşılaşılabilecek zorluklar üzerine kurgulanan savaş senaryosunda, ‘ezeli iki düşman’ olarak tarif edilen Türkiye ile Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki muhtemel bir savaşının ABD tarafından önlenmesi çabaları işlendi. Amerikan donanmasının bölgede görevli 6. Filosu’nun Türk Deniz Kuvvetleri’yle karşı karşıya geldiği senaryo uyarınca, Kıbrıs nedeniyle ilişkileri iyice gerilmiş durumdaki Ankara-Atina arasında sıcak bir çatışma çıkması, ardından ABD’nin Yunanistan’ı destekler bir pozisyon alması anlatıldı. Kitaba göre, olası bir Türkiye-Yunanistan savaşında ABD 6. Filosu, Türk donanmasına karşı Yunan saflarında olacak.


Türk komandoları, Ege’deki Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve Kos adalarına amfibi harekâta başlıyor.

ABD’Lİ AMİRALİN BAŞUCU ESERİ

Kitabın girişinde, içeriğin tamamen yazarların kendi görüşleri olduğu ve ABD Savunma Bakanlığı ile bağlılarının bakışını yansıtmadığı notu düşüldü. Ancak gerek yayımcı kuruluşun Amerikan donanmasına taktik ve strateji üreten bir enstitü oluşu, gerek kitabın yazarlarının kimliği, gerekse ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral John M. Richardson’un kitabın önsözünü yazarak verdiği destek düşünüldüğünde sözkonusu yayında işlenenlere ‘raslantı’ gözüyle bakılmıyor. Richardson, üç serisi yayımlanan kitapların kütüphanesindeki en değerli yayımlar arasında olduğunu söyledi. Türkiye üzerine senaryolar yazılan askeri kitabın ilk sürümünde ABD ve Sovyet Deniz Kuvvetleri arasında hayali bir deniz harbi konu edilmişti. Kitabın ikinci sürümünde ise tehlikeli sularda harekât icra eden bir komutanın içinde bulunduğu durum çerçevesinde senaryolar çizilmişti. Türkiye-ABD deniz savaşını konu alan son kitap ise serinin üçüncü sürümü. Mevcut çağın tehditleri ve ileri teknoloji kullanım gereksinimlerinden bahseden Orgeneral Richardson, çağımızda deniz kuvvetlerinin uzaklarda savaşmak zorunda kalacağını belirterek, “Deniz kontrol oyunu tekrar başladı ve harekete geçmemiz gerekiyor. Bu konuda yeni taktikler yol gösterici olacak” ifadelerini kullandı. Richardson, “Yüzbaşı Hughes bizi taktiklerimizi en iyi şekilde güncelleme yolunda yeni strateji ve politik düşünceler konusunda bilgilendirdi” diye yazdı.


Kıbrıs güneyindeki ABD uçak gemisi Harry S. Truman ile Doğu Akdeniz’deki Amerikan savaş gemileri Türkiye’ye karşı pozisyon alıyor.

Oterite görülüyor

Kitabın yazarlarından emekli Yüzbaşı Wayne P. Hughes Jr., Kaliforniya, Monterey’deki Donanma Yüksek Lisans Okulu İşletme ve Bilişim Bilimleri Enstitüsü’nün onursal profesörü. Hughes, kaleme aldığı yayınlarla Amerika’da deniz taktiği konusunda önde gelen otoritelerden biri olarak ün salmış bir isim.


Kuzeyde Sakız, güneyde ise Amorgos adalarında üslenen Amerikan birlikleri Ayvalık, İzmir, Çeşme, Kuşadası ve Bodrum’u hedef alıyor. Girit kuzeyindeki takımadalar çevresinde de Türk donanmasıyla 6. Filo’nun muharebeleri öngörülüyor.

Kitabın diğer yazarı emekli Amiral Robert P. Girrier ise birkaç yıl öncesine kadar Amerikan donanmasında önemli görevlerde bulunmuş ve kaleme aldığı yayınlarla donanmanın politika üretimine ciddi katkılar sunmuş. Bu yönüyle Donanma Taktikleri ve Deniz Harekâtı kitabı, Türkiye ve Yunanistan arasında olası bir savaşta Amerika’nın konuya ilişkin yaklaşımlarına yönelik açık ipuçları verdiği gibi, Amerikan düşünce kuruluşlarınca, ABD ile NATO üyesi bir ülke arasında çatışma çıkabileceğinin öngörüldüğünü de ortaya koydu.

http://www.haber7.com/guncel/haber/2846410-6-filo-turkiyeye-saldiracak/?detay=2



Çevrimdışı tumucin

  • DefenceTurk
  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 524
  • Beğeni Puanı +13/-44
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #378 : 29 Mart 2019, 21:55:52 »
Acilen Türk olarak Atom bombasi sahip olmamiz gerekir

orta dogudaki yilanin basini kesmek icin

Çevrimdışı fırtına06

  • Site Yetkilisi
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 925
  • Beğeni Puanı +95/-12
  • DefenceTurk.com
Ynt: Türkiye - ABD İlişkileri
« Yanıtla #379 : 31 Mart 2019, 17:57:01 »
Türkiye ile ABD arasında S-400 hava füze savunma sistemi nedeniyle başlayan kriz, Washington yönetiminin F-35 uçaklarını vermeme tehdidiyle en üst noktaya taşındı.



Türkiye’nin Rusya ile aylar önce imza attığı ve teslimat tarihleri bile belli olan S-400 anlaşmasını iptal etmesini isteyen ABD, aksi takdirde F-35 uçaklarını vermeme ve Türkiye’yi uçağın üretim programından çıkarmakla tehdit ediyor.

Krizin en üst seviyeye çıktığı ortamda Moskova’dan ilginç bir iddia geldi. Rus askeri analist Viktor Litovkin, “ABD F-35’i Türkiye’ye teslim etmemeye karar verirse, Ankara kesinlikle Su-35’i satın alacak'' dedi. Her iki uçağın da benzer özelliklere sahip olduğunu ifade eden Litovkin, uçakları Türk ordusuna sorunsuzca entegre etmek için fazla çaba sarfedilmesinin gerekmeyeceğini vurguladı.

http://www.kokpit.aero/turkiye-su-35-alir-mi