Gönderen Konu: Avrupa Birliği İle İlgili Gelişmeler ve Stratejik Gelişmeler  (Okunma sayısı 13312 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ist_eternal

  • DefenceTurk
  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 558
  • 0
AP Raporu Kabul Edildi
« Yanıtla #30 : 13 Mart 2011, 03:31:28 »
Kendimi çok küçük yaşlardan itibaren Kıbrıs davamızın içinde buldum. 1956 yılıydı, Ankara Ticaret Lisesi ikinci sınıf öğrencisi kafa dengi beş arkadaş, kendimizce “Volkan” ismiyle bir teşkilat kurmuştuk. Değerli dostum rahmetli Halil Özyıldız, Varlık Özkoçak, İdris ve ismini hatırlayamadığım bir arkadaşla Kıbrıs’a kaçak giderek, Rumlarla mücadele edecektik. Bu tarihten itibaren Kıbrıs benim için millî bir mesele oldu. Bugüne kadar muhtelif gazete ve dergilerde makalelerim neşredildi, kitaplarım yayımlandı.

Malum 1960’da, Türkiye-Yunanistan-İngiltere arasında aktedilen Londra-Zürih Antlaşmasıyla Türkiye’nin de garantör olduğu “Kıbrıs Cumhuriyeti” ortak devleti kuruldu. Cumhurbaşkanı Papaz Makarios, devleti Rumlaştırmak için 1963’te, Yunanistan silahlı kuvvetleri Adayı Yunanistan’a bağlamak için Makariyos’a karşı, 15.07.1964’te darbe yaptı.Türk Silahlı Kuvvetleri, Garantörlük yetkisine dayanarak 20.07 1974’te Kıbrıs’a çıktı. Adil bir çözüm bulununcaya kadar güvenliği sağlayacağını ilan etti. Önce Türk Federe devleti, sonra da 1983’te bağımsız KKTC kuruldu.

1974’de rahmetli Galip Erdem ağabeyin başkanlığında bir heyetle adaya gitmiştik. Önce memurların grevde olduğunu gördük, şaşırdık. Çünkü Türkiye’de memurlara grev hakkı yoktu. Sonra neredeyse bütün kitapçıların Kıbrıs Öğretmenler ve Memurlar Sendikası’na ait olduğunu öğrendik. Vitrinlere bakınca Marksist-Leninist ve Maoist kitaplarla doldurulduğunu gördük. Adeta normal bir kitap yoktu.

Küçük olsalar da, CTP. TKP gibi komünist partiler gündeme hakimdi. Meclisinde dehşetli tartışmalar yaşanıyor, Denktaş’a, Türkiye’ye ve milletimizin değerlerine akıl almaz ağır suçlamalar yapılıyordu. Planlı olduğu anlaşılan bu sistemli kampanyalar gazetelerin sayfalarına da taşıyor, bir bardak suda kıyamet koparılıyordu. Mecliste, sokakta, evde çoğunluğu teşkil eden normal Kıbrıs Türk’ü bunlara bir anlam veremiyordu. Kafalar son derece karışıktı.

Doğrusu benzer durum Türkiye’de de yaşanıyordu, ama buradaki azgınlık bambaşkaydı. Bir ara “Bozkurt” unvanını taşıyan Kıbrıs’ın en yetkili komutanı Çetin Paşanın bizimle görüşmek istediğini öğrendik ve Mücahitler’den Kürşat beyin evinde buluştuk. Ben kendisine “Paşam burada gördüklerimize inanamadık. Sosyalist ve komünist azgınlık almış başını gidiyor. Bunun önüne geçilmezse, Kıbrıs’ı Rumlardan önce bunlar çökertecek” dedim. Paşa da, “Meclisin en azgın bir milletvekili ile bugün 6 saat konuştum. Biz durmuyor, çalışıyoruz...” faslından cevap verince öfkeyle, “Eyvah, sivrisineklerle teker teker uğraşarak bu saldırganlığın önlenebileceğini mi düşünüyorsunuz? Bir plan, bir yol, bir siyasetiniz yok mu?” deyince ortalık elektriklendi. Rahmetli Galip ağabey araya girerek bizi yatıştırdı.

Bu ortamın oluşmasını araştırınca gördük ki, 1974 müdahalesinde Başbakan olan Ecevit, Kıbrıs işini Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu’na vermişti. Bakan’ın önündeki proje şöyleydi: Kuzey Kıbrıs, Devlet Üretme Çiftliği gibi işletilecek, “hakça üretim, hakça bölüşüm” olacak, kimseye mülkiyet hakkı verilmeyecekti. Sanki kolhoz gibi işletilecekti. Bunun için neredeyse her bakanlıktan seçilmiş aşırı solcu memurlar gönderilmişti.

Yine bu gezide gördük ki Güzelyurt narenciye bahçeleri susuz kaldığı ve mahsul toplanamadığı için ağaçların altına düşen asitli narenciye kabukları yüzünden ağaçlar kuruyordu. Oradakilere sorduğumuzda, “Buraların sahipleri yok. Müdahale edemiyoruz. Çünkü suç oluyor” dediler.

Bu tablodan sonra 1977’ye gelelim. Rahmetli Başbakan Yardımcısı Türkeş’in başkan olduğu, Dışişleri Bakanı Çağlayangil, diğer bazı Bakanlar, Devlet Bakanı olarak benim ve bazı bürokratların üyesi olduğum KKTC Koordinasyon Kurulu toplanmıştı. Magosa derin su limanı. Lefkoşa-Magosa yolu ve memur maaşları gibi ödenek konuları tamamlanınca söz alarak; 1975’te gördüğümüz manzarayı anlattım. “Tedbir alınmazsa, Kıbrıs’ı kendi elimizle kaybedeceğiz” dedim. Rahmetli Çağlayangil, yüksek bir ses tonuyla, “Ne yani, bağımsız Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin iç işlerine mi karışacağız?” şeklinde konuştu. Söz alarak, “Biraz önce ödenek tahsis ederek ne yapmış olduk?” dedim. Tekrar Çağlayangil, “Komünistler burada da var. Ne yapabiliriz” dedi. Ben “Evet burada da var ama mücadele ediyoruz. Hiç olmazsa Kıbrıs’a gönderdiğimiz aşırı solcu memurları çekerek, yerlerine devletine milletine bağlı memurlar gönderemez miyiz” cevabını vermiştim.
Sadi SOMUNCUOĞLU

Çevrimdışı カメせ

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1766
  • 30
  • DefenceTurk.com
Ynt: Avrupa Birliği İle İlgili Gelişmeler ve Stratejik Gelişmeler
« Yanıtla #31 : 22 Temmuz 2019, 18:49:17 »
Çavuşoğlu AB ile mültecilerin geri kabul anlaşmasının askıya alındığını açıkladı.

Çevrimdışı カメせ

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1766
  • 30
  • DefenceTurk.com
Ynt: Avrupa Birliği İle İlgili Gelişmeler ve Stratejik Gelişmeler
« Yanıtla #32 : 14 Kasım 2019, 15:25:41 »
Alıntı
Trump-Erdoğan görüşmesi.
▪️Bild: Ortak düşmanları AB

Çevrimdışı Mermi

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 838
  • 11
  • DefenceTurk.com
Ynt: AH-64 Apache
« Yanıtla #33 : 02 Mayıs 2020, 04:22:54 »
İskandinav ülkeleri, Almanya , Kanada bu ülkeler ile hiç bir savunma sanayi anlaşması yapılmamalı. Örnek italya bütün olaylara rağmen ilişkiler tam gaz. İngiltere oda stratejik ortak görüyor en azından şimdilik. İspanya da iyi bu konuda hata BPH harekâtında Macaristan ile ılımlı mesajlar bile verdi. Artık kim ortak kim değil ortaya çıktı. Dost zor günlerde belli olur.

Çevrimdışı serkan1976

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1266
  • 94
  • DefenceTurk.com
Ynt: Ynt: AH-64 Apache
« Yanıtla #34 : 02 Mayıs 2020, 04:33:55 »
İtalya ve İspanya AB konusunda da bize karşı ılımlı.  Asıl tüm ağırlığı İngilizlere kaydırmak gerekli. Abiden koptular ve ara kazanacakları işler peşindeler...
Asıl çıbanbaşları Fransa-Almanya ekürisi

Çevrimdışı ACE

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 307
  • 61
  • DefenceTurk.com
Ynt: Ynt: AH-64 Apache
« Yanıtla #35 : 02 Mayıs 2020, 11:17:06 »
İtalya ve İspanya AB konusunda da bize karşı ılımlı.  Asıl tüm ağırlığı İngilizlere kaydırmak gerekli. Abiden koptular ve ara kazanacakları işler peşindeler...
Asıl çıbanbaşları Fransa-Almanya ekürisi

Ve biz bu fırsatı Rolls Royce firmasını dışlayarak çok güzel değerlendirdik (!)
Şu an türbin motor muhabbetini aşmıştık belki.

İngiltere Amerikanın en önde gelen müttefiki olmasına rağmen ona biat etmeyen diğerlerinden biraz daha farklı bir hali var. Almanya Fransa vs hepsi ikinci dünya savaşında işgale uğradığı için dik duruşlarından taviz verdi belki de ondan. (İngiltere ada ülkesi olmanın avantajına dua etsin) Almanya İkinci Dünya savaşından sonra başarının silah zoruyla değil ekonomi yoluyla olacağını gördü.  Artık büyük Almanya gibi tepki çeken bir fikri saklayıp Avrupa Birliği adıyla yürür oldu. Ama tabi birlikteki en büyük ekonomik güç otomatikman söz sahibi olacaktı. İngiltere bu şekilde savaşsız bir işgali öngördüğü için birlikten çıkıyor.

Avrupa birliği ile Brexıt dolayısıyla yumuşakça kırgınlar düşman değil. Düşmanlığa sert bir geçiş yapamazlar ilişkileri buna biraz engel. Ama yavaş yavaş uzaklaşmak gerekiyor. Bu sebeple kendine yeni ortaklar arıyor İngiltere; Üretim, pazar ve siyasi ortamda. Fransa ve İtalyada yer yer çatlak sesler çıksa da şu an birlik sürdürülebilir görünüyor ama ilk sağlam krizde İngiltere o ülkeye şefkatli kollarını açacaktır.

Biz bu aradaki süreçte İngilizlerle güzel işlere girebiliriz. Ucuz güvenilir iş gücü ve karşılığında teknoloji edinimli ortak işler.

Ama yok ya biz 2 milyon nüfuslu ve üretim kültürü olmayan petrol zengini Katarlılara sarılalım.

Çevrimdışı Mermi

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 838
  • 11
  • DefenceTurk.com
Ynt: Ynt: AH-64 Apache
« Yanıtla #36 : 02 Mayıs 2020, 12:40:54 »
Ben arkadaşların ingiltere noktasında çekimser olmalarına rağmen iyimserim. Neredeyse çoğu konuda çıkarlarımız örtüşüyor. Işte en son buna libya'da eklendi. İngilizler şuan da ciddi ciddi bizimle işbirliği yapmak istiyorlar. Bu çok belli. En azından kısa vade de bu mümkün. 5 Yıl bu süreç devam etsin zaten MMU uçar Motor konusunda ciddi mesafe alırız. İlişkilerin güçlü olması ilerde olabilecek krizlerle de başa çıkma olanakları sağlıyor. Rusya ile olan suni ve ABD ile olan derin ilişkilerin etkisini görüyoruz işte. Rusya en ufak krizde dahi tetiğe basmaktan çekinmezken. Doğrudan Türk askerini hedef alacak noktada iken. ABD bütün PR kaybına rağmen sınırdan çekildi. Bunu biriyle geçici diğeriyle derin ilişkilere bağlıyorum. Aynı ABD iran ile nükleer anlaşmayı çekinmeden yırtıp attı. İlişkilerinizin güçlü olması sadece sizi ona bağımlı kılmıyor biryerde onuda size bağımlı kılıyor. İspanya, İtaly, Ingiltere benim için 3 önemli ülke. Katar ve Azerbaycan finansman sağlamalı.

Çevrimdışı metin62

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 1241
  • 90
  • DefenceTurk.com
Ynt: Avrupa Birliği İle İlgili Gelişmeler ve Stratejik Gelişmeler
« Yanıtla #37 : 09 Mayıs 2020, 12:43:47 »
Rum basını: “Yangın söndürme uçakları Türkiye’nin baskısıyla Ağrotur’a konuşlanacak”

Rum basınında yer alan bir haberde yangın söndürme uçaklarının Türkiye’nin baskısı sonucunda Ağrotur Üssüne konuşlanacağı iddiası yer aldı.



Güney Kıbrıs’ın yüzde 25’lik bütçe katkısı koyduğu ve “RescEU” programı çerçevesinde alacağını duyurduğu iki yangın söndürme uçağının, Türkiye’nin baskı ve talepleri sonrasında Baf Havaalanı yerine İngiliz Ağrotur Üssü’ne konuşlandırılacakları iddia edildi.

Fileleftheros gazetesi, “Yangın Söndürme Uçaklarıyla AB Bombası – AB Uçakları Ağrotur’da” başlıkları altında manşet ve iç sayfalarından yer verdiği haberinde, Rum hükümetinin, AB’yle ortak finanse ederek “RescEU” programı çerçevesinde Güney Kıbrıs’a getirmeyi planladığı yangın söndürme uçaklarının, Türkiye’nin baskısı sonrasında Güney Kıbrıs toprakları yerine İngiliz Üslerinde konuşlandırılacağını iddia etti.

Gazete, AB’nin, 15 Haziran-31 Ekim tarihleri arasında Güney Kıbrıs, KKTC ve bazı bölge ülkelerindeki yangınlara müdahale etmesi planlanan iki uçağın adaya gelişlerinde Baf Havaalanı yerine Ağrotur Üssünde konuşlanması şartını koştuğunu, bunun sebebinin ise, Türkiye’nin, yangın uçaklarının sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” topraklarına konuşlanmaması yönünde baskı uygulaması olduğunu öne sürdü.

Habere göre Türkiye, AB’ye, uçakların sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” topraklarındaki bir havaalanında konuşlanması durumunda uçakların KKTC’deki bir yangına müdahale etmesine izin vermeyeceğini bildirdi.

Bunun üzerine, maliyetin yüzde 75’ini karşılayacak olan AB’nin Güney Kıbrıs’a “ya kabul et ya da uçaklar gelmeyecek” şartı koştuğunu, Rum hükümetinin de bunu kabul etmek zorunda kaldığını öne süren gazete, uçakların İngiliz Üslerine yerleşmesiyle birlikte, Kuruluş Anlaşması’nda yer alan, İngiliz Üslerinin dört yangın söndürme aracı bulundurma yükümlülüğünün de yerine getirilecek olmasına dikkat çekti.

Habere göre “Canadair” yangın söndürme uçaklarının önümüzdeki hafta adaya gelmesi bekleniyor.

https://www.kibrispostasi.com/c58-GUNEY_KIBRIS/n324930-rum-basini-yangin-sondurme-ucaklari-turkiyenin-baskisiyla-agrotura-konuslanacak

** KKTC deki orman yanginlarina mudahale sekli , orman yangini halinde  TC  den gonderilen helikopter veya ucaklar tarafindan mudahale yapilmakta. Bu durumun sakincasi ise TC nin Akdeniz kiyilarinda surekli orman yangini ciktigi icin mudahale edecek ucak ,helikopter oncelikle TC orman  yanginlarina  mudahale etmekle yukumlu. Halbuki son 10 yildir ,yaz aylarinda orman yanginlarinin baslamasi ile KKTC de gundemine getirilmesine ragmen bir turlu konuya cozum getirilmemistir. "Onerilen cozumlar arasinda KKTC GKK bunyesinde konuslu bulunan AS532 lere aparat takimi .... bir turlu sonlandirilamamistir. Uzun lafin kisasi yine RAF helikopter veya AB nin insiyatifine muhtac birakildik bu sene de ;) Halbuki pek rahatlikla TC  orman bakanliginin kulnmamaya karar vermis oldugu ve bosta kalan Turk Hava Kurumu filosunun bir kismindan faydalanabilir.