Gönderen Konu: Yoksa PAC3 ü mü seçtik?  (Okunma sayısı 14861 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Şahinbey

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 514
  • Beğeni Puanı +0/-0
Ynt: Yoksa PAC3 ü mü seçtik?
« Yanıtla #40 : 14 Ekim 2009, 11:11:52 »
ABD Teknoloji Transferini Neden Engelliyor ?

Baki Günay

ABD 80'e yakın Türk F-16 savaş uçağına takılacak elektronik karşı-tedbir sistemlerinin üreticisi Amerikan şirketinin, Türkiye'ye sistemle ilgili kritik teknoloji transferi sağlamasına izin vermiyor .F-16 SPEWS-II ALQ-178V5+ anlaşmasında "olmazsa olmaz" şart olan kod transferi ve teknolojik destek ABD hükümeti tarafından resmen engellendi.
 
Birinci Körfez Savaşı'nda Saddam'ın elinde çok güzel silahlar vardı. Çok iyi hava savunma sistemleri vardı. Hiçbirini çalıştıramadı. Bir tek uçak düşüremedi. Çünkü Batı'dan aldığı sistemleri Batılılar elektronik olarak körletti.

Türkiye semalarında uçan F-16'ların ülke savunmasında önemleri tartışılmaz. Ülke içindeki üslerden kalkan her savaş uçağı düşman gördüğü bilinmeyen her uçağı düşürmeye kabiliyetine sahip olarak semalarımızda uçuyorlar. Fakat Türkiye'ye bu uçakları satan ABD'nin kendisine göre düşman olarak gördüğü ülkeleri bu uçaklarda düşman, dost olarak gördükleri ülkelerde dost görünüyor. Yani bizim zannettiğimiz F16'lar sahibine göre kişniyor. Bu konuyu silahlı kuvvetlerimizin birçok üst düzey yetkilisi gündeme getirmeye devam ediyorlar. En son Emekli Tuğgeneral Aytekin Ziylan bu konuda basınımıza ilgi çekici açıklamalarda bulundu.
SAVAŞ UÇAKLARI MİLLî YAZILIMLA İDARE EDİLMELİ
TAİ tesislerinde ABD ile ortak üretilen F-16'lar için eski hava kuvvetleri komutanı ''Biz F-16 değil, soba boruları uçuruyoruz'' demişti. Çünkü F-16'ın belleği olan kod yazılımlarını ABD Türkiye'ye vermemekte direniyor. İsrail ve İngiltere'ye vermekte sakınca görmeyen ABD, bu kodları bize vermiyor. Yani Türkiye ABD'nin istemediği bir ülke ile savaşa girerse bu uçaklarımız bir ise yaramayacak. ABD çıkarları aleyhine bir devletle veya aşiretle savaş durumunda.ABD elektronik müdahale ile bu sistemleri kör ederse veya kullanılmaz hale getirirse, dünyanın en gelişmiş helikopterlerini ve F-16'larımız hangarda yatacak. Emekli Tuğgeneral Aytekin Ziylan bakın bu konuda ne diyor:'' Şimdi bir savaş uçağı çok farklı düzeylerde ve karmaşıklıkta yazılım gruplarından oluşuyor. Örneğin uçağın manevra kontrol yazılımı ile uçağın donanım teknolojisi ve tasarımı iç içe girmiş durumda. Yani o yazılımı yazmak veya değiştirmek için uçağın tasarımcısı kadar bilginiz olması gerekiyor. Benzer şekilde uçağın yapacağı görevlerin kontrolünü sağlayan bilgisayar üzerindeki yazılımlar da aynı özelliğe sahip. Uçağınızın üzerinde bir kamera veya bir elektronik harp cihazı varsa bunların içinde de ayrıca kendi yazılımları var. Bu nedenle uçak örneğinde tek bir yazılımdan ve tek bir yazılım firmasından bahsedemeyiz. Mesela ATAK helikopterinin görev bilgisayarının yazılımı gizli olması gereken bir sistemdir. Uçakların içinde radar ikaz almaçları var. Bu, uçağa yönelmiş bir füzeyi pilota haber verir. Kendisi otomatikman tedbir alır. Şimdi bu radar ikaz aygıtını yapan yabancı bir firma onun içine küçük bir virüs koyabilir. O virüsü yalnız o bilir ve onu da bulmak imkansız derecede zordur. O virüsü ileride kendisi bir kod göndererek aktif hale getirirse senin o radar ikaz aygıtı çalışmaz. Gelen füzeyi haber vermez. Dolayısıyla bu sistemin ve bu sisteme ait teknolojilerin gizli olması gereken sistem olarak beyan edilmesi lazım''
ABD, İSRAİLVE İNGİLTEREYE İZİN VERİYOR
Her silah kendisini yönlendiren yazılıma göre hareket etmekte. Bir bomba düşmeden önce birçok işlemlerden geçtikten sonra hedefe kitleniyor ve hedefi imha ediyor. Eğer siz silah üreten bir ülke iseniz bir zamanlar dostunuza sattığınız silahlar düşman gördüğünüz iktidarın eline seçtiği anda siz o silahları ve araçları etkisiz hale getirebilir. Yazılımına müdahale ederek uçakların birbirlerini dahi vurmasını yapabilirsiniz. Bu konuyu ister istemez düşünmek gerekiyor. Çünkü Amerikan Kongresi'nde yapılan konuşmalar var.Internet'ten ABD senatosunun zabıtlarında bunlara ulaşmak mümkün. ABD'li senatörler diyorlar ki, "Biz kredilerle başka ülkelere sattığımız silahların yazılımları içine birer tane virüs koyalım. İleride onlar bu silahları bizim amacımızın dışında kullanamasınlar. Ben ABD'nin istemediği bir ülkeye karşı uçağımı kullanmak istersem, ABD buna karşı geleceği için bir kod göndererek o silahı çalıştırmayabilir. Yazar Alvin Toffler "Savaş ve Savaş Karşıtı" kitabında ABD'de konuştuğu generallerin kendisine "Biz herhangi bir uçağı herhangi bir boylamı geçmesi halinde düşecek şekilde önceden ayarlayabiliriz" dediğini yazıyor. Türk ordusunun çok üzerinde durduğu ATAK Projesi'nde görev bilgisayarını TÜBİTAK'taki bir ekip yapacaktı. Fakat ABD "Hayır vermiyoruz, hazır alacaksınız" diye dayatması ile karşı karşıya kaldık.
KOCATEPE SAVAŞ GEMİMİZ BÖYLE BATIRILDI
Kıbrıs ve Kocatepe olayında hepinizin bildiği Kocatepe'nin yunan gemisi olarak batırılması hikayesi'de hala hafızalardadır. Elektronik yönlendirme ile Türk uçaklarına gönderilen yanlış sinyal yönlendirmesi sonucu bölgeye giren Türk savaş gemileri ile savaş uçakları birbirlerini düşman olarak tanımlayarak ateş açmışlardır ve dost ateşi ile Türk gençleri hayatlarını kaybetmişlerdir.Bu olayın 1974'lerde gerçekleştiğini belirtmekte fayda var. Şu anki teknoloji ile bunun çok fazlası yapmak mümkün.
Elektronik karşı-tedbir sistemleri, savaş uçaklarını, düşman radar ve silahlarına karşı koruyor. Yazılım kaynak kodları da, bu sistemlerin en önemli parçası. Türkiye, bu konuda teknoloji transferi verilmesiyle, söz konusu yazılımların, kendi tanımladığı güvenlik ihtiyacını karşılayacak şekilde milli olarak hazırlanmasını istiyordu. Buna izin vermeyen ABD ise, sistemlerin, kendi kurduğu standard şekilde kullanılmasını ve Türk tarafının değişiklik yapamamasını istiyor. Görüldüğü gibi ABD ilerde olacak bir savaşta (olmamasının dileriz tabii) Türk savaş uçakların kontrol etmek istiyor!!
SONUÇ
Unutulmamalıdır ki; satın alındığı takdirde Türkiye kullanıcı olarak kalmaya mahkumdur ve bu sınırlama teknoloji transferinde diğer projelere kötü örnek olabilir. Bu metotta Türkiye doğrudan satın almaya itilirse, yarin ayni metodun diğer projelerde kullanılmayacağı nereden belli ? Ev yapıyorsun ama kapının kilidinin anahtarı başka birinde. Ülke savunmasında kullanılan hangi silah olursa olsun milli yazılım şarttır. Aksi durumda o silah sisteminin güvenirliliği hep tartışılacaktır. Milli yazılıma sahip bir sistemin dahi güvenirliliği yüzde 100 olamaz; zira her kod kırılabilir. Ancak bu harcanacak zaman ve kullanılan teknolojiye bağlı olduğundan, göreceli olarak milli yazılıma sahip sistemler daha güvenlidir.Türk insanı bir gün elbet kendi uçağını da kendi yapacaktır.

 
kaynak:   http://www.ufukotesi.com/yazigoster.asp?yazi_no=20041118

Çevrimdışı Şahinbey

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 514
  • Beğeni Puanı +0/-0
Ynt: Yoksa PAC3 ü mü seçtik?
« Yanıtla #41 : 14 Ekim 2009, 11:49:09 »
İnşallah bi süpriz yaparlarda S-400 olur bu süprizi herkez bekler oldu

S-400'lerin füze ve radar sistemlerinin kaynak kodu gelecekmi? Gelmeyecekse ne farkı var ha rus sistemi olmuş ha abd.kaynak kodlarını almadan Rus sistemi seçilirse tek fark son yıllarda abd ye olan nefretimiz tatmin edilmiş olur. Ancak lütfen balık hafızalı bir şekilde tarihe bakmayalım. Atalarımız "ayıdan post, moskofdan dost olmaz" dediyse bir bildiği var, bu sözü söyleten bir mazi var ki söylemiş. o yüzden rus kaynak kodunu verecekse amenna yoksa teknik özellikler bir tarafa hiç farketmez...



Kaynak kodlarını vermezse O sistem kendi uçaklarımızı düşman uçağı olarak görmez mi?

Konunun teknik özelliklerini çok ayrıntılı olarak bilmiyorum ama yanlış bilmiyorsam bildiğim kadar  ile kaynak kodları billgisayarın yazılımı hazırlanırken genel olarak yazılımın tamamını yada bilgisayardan yapmasını istediği her görevin yapılışını ayrı ayrı kontrol edebilen kodlardır. Üretici konumundaki ülke isterse uçağın tüm sistemlerini kontrol eden görev bilgisayarını kilitleyebilir böylece uçağı uçurmana engel olur yada uçağın bir füzeyi ateşlemesine engel olabilir.Bu kodların verilmesi demek yazılımın nasıl yapıldığının öğrenilmesi demektir ki diğer nedenler bir tarafa, hiç kimse kolay kolay yorucu ar-ge çalışmaları sonucunda elde etmiş olduğu bilgi ve deneyimin bir başkası tarafından öğrenilmesini istemez.
« Son Düzenleme: 14 Ekim 2009, 12:26:52 Gönderen: Şahinbey »

Çevrimdışı ~~İsmaiL~~

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 219
  • Beğeni Puanı +0/-0
Ynt: Yoksa PAC3 ü mü seçtik?
« Yanıtla #42 : 14 Ekim 2009, 13:22:35 »
Durum nekadar vahim hiç yaşamayalım daha iyi böyle rezalet olurmu ya allah sonumuzu hayır etsin F-35 lerin kodu verilmişti diye okumuştum yoksa verilmedimi ? Şu anki F-16 larımızda kaynak kodu bizemi ait ? F-16  Kaynak kodu krizi yıllar önce çözülmüştü diye biliyorum

Çevrimdışı SKYWOLF

  • SKYWOLF
  • Genel Yetkili
  • DefenceTurk
  • *****
  • İleti: 38444
  • Beğeni Puanı +337/-46
Ynt: Yoksa PAC3 ü mü seçtik?
« Yanıtla #43 : 14 Ekim 2009, 23:30:20 »
Geçmiş yıllarda bu konuda forumlarda yapılan tartışmalarda, Arjantin füzelerinin o zamanlki teknolojiyle kaynak kodunua sahip olmadıkları söylenmişti. Hatta yanılmıyorsam bunu belirten sevgili Orko_8 arkadaşımızdı.

Uçaklarda kullanılan kodlarda yine yanılmıyorsam, uçağa takılacak silahların kullanımı için gerekli. Atak projesindeki yerli görev bilgisayarı da yerli  veya kendi tercihimiz olan yabancı bir silah sistemini helikopterde kullanabilmemiz açısından önemli.

Bütün bu konular hakkında Sevgili Orko bilmem kaçıncı defa  açıklama yapacaktır. ::)
ADALETİN OLMADIĞI YERDE NE SAYGI KALIR, NE DE DÜZEN! DÜRÜSTLÜK BENİM KARAKTERİMDİR! BEN ŞEREFİM İÇİN YAŞAR, ŞEREFİM İÇİN ÖLÜRÜM. MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET DAMARLARIMDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SKYWOLF...DefenceTurk.com

Çevrimdışı Şahinbey

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 514
  • Beğeni Puanı +0/-0
Ynt: Yoksa PAC3 ü mü seçtik?
« Yanıtla #44 : 15 Ekim 2009, 09:14:09 »
LONDRA - Britanya, 1982'de Arjantin'le bir avuç ada için tutuştuğu Falkland Savaşı hakkında 21 yıl sonra tüyler ürperten bir nükleer itirafta bulundu. Londra, 1823'ten beri elinde tutttuğu Arjantin açıklarındaki Falkland Adaları'nı işgal eden Arjantin kuvvetlerine karşı yolladığı donanmasındaki gemilere 'nükleer bombalar' yüklediğini ilk kez resmen kabul etti. Britanya Savunma Bakanlığı, bazı savaş gemilerine 'WEI77' tipi nükleer bombaların yüklendiğini belirtti. Bakanlık sözcüsü "Falkland Savaşı'nda bölgeye bazı nükleer silahlar yollanmış. Bunlar, güvenlik amacıyla ve uluslararası yükümlülüklere uymak için gemiden gemiye aktarılmış. Aktarma sırasında bomba taşıyan yedi konteyner hafif hasar görmüş. Ancak silahların karaya konuşlandırılmadığını tahmin ediyoruz" dedi. Soğuk Savaş'ta savaş gemilerinin nükleer silah taşımasının olağan olduğunda ısrar eden sözcü, söz konusu bombaların hiçbir zaman Falkland Adaları ya da bir Güney Amerika ülkesinin karasularına girmediğini savundu. Kraliyet Donanması'nın savaşın ilk günlerinde batırılan gemilerinde nükleer bomba olup olmadığı yönünde bir açıklama yapılmaması ise 'batık nükleer bomba mı var?' sorusunu doğurdu. Sert bir açıklama yapan Arjantin, batırılan Britanya gemilerinde nükleer silah olmadığının kesin ortaya konmasını istedi. Arjantin hükümeti, "Böyle bir durum bölgede yaşayanlar ve çevre için cok ciddi sonuçlar doğurabilir. Güney Amerika'da bir koloninin korunması için nükleer silahlara başvurmaya kalkışılması ve bunun meşru gösterilmeye çalışılması kabul edilemez" açıklamasını yaptı.

Arjantin beş Britanya gemisi batırmıştı
Arjantin Hava Kuvvetleri savaşın ilk günlerinde Fransız yapımı EXOCET güdümlü füzeleriyle biri Coventry adlı destroyer olmak üzere beş Britanya savaş gemisini batırmıştı. Britanya, Fransa'dan gizlice güdüm sisteminin şifrelerini satın alıp füzeleri etkisiz hale getirmiş ve bu sayede savaşta üstünlüğü ele geçirmişti. 1976-83 yılları arasında Arjantin'de 'terör estiren' askeri cunta, Malvinas adını verdikleri adaları 2 Nisan 1982'de işgal etmişti. Britanya'daki Margaret Thatcher hükümeti donanmayı bölgeye yollayarak karşılık verdi. 74 gün süren savaş, Arjantin'in çekilmesiyle bitti. Bir yıl sonra Arjantin cuntası devrildi


kaynak:    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=98037
« Son Düzenleme: 15 Ekim 2009, 09:16:11 Gönderen: Şahinbey »

Çevrimdışı Şahinbey

  • DefenceTurk
  • *
  • İleti: 514
  • Beğeni Puanı +0/-0
Ynt: Yoksa PAC3 ü mü seçtik?
« Yanıtla #45 : 15 Ekim 2009, 09:41:25 »
Savunma sanayii sektörü, krize rağmen 2008 yılında istikrarlı büyümesini sürdürdü. Geçen yıl 2 milyar 317 milyon dolarlık ciroya ulaşan sektör, kriz yılında cirosunu 300 milyon dolar artırmayı başardı.

Savunma sanayii şirketleri, 576 milyon dolarlık ihracatla da rekor kırdı. İhracatta hava ve kara araçları başı çekerken, mühimmat ve füze oranı yüzde 9′da kaldı. Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) ve Savunma Sanayii İmalatçıları Derneği’nin (SASAD) verilerine göre, sektör için en önemli gelişmelerden biri de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaç duyduğu malzemenin yüzde 44′ünü iç piyasadan alması oldu. Savunma sanayii yetkilileri, bu oranın 2011′e kadar yüzde 50′ye ulaşacağı öngörüsünde bulunuyor.

Müsteşarlık tarafından hazırlanan ‘Sektörel Strateji Raporu’na göre, önümüzdeki dönemde TSK’nın kara platform araçlarının tümünün yurtiçinden karşılanması hedefleniyor. Yine tüm su üstü askerî araçların, insansız hava uçaklarının, elektronik harp ve algılayıcı sistemler ile kısa ve orta menzilli füzelerin de yine yurtiçinde üretilmesi planlanıyor. Müsteşarlığın hedefleri arasında ise şu an, denizaltı, savaş uçakları ve uzun menzilli füzeler gibi projeler yer almıyor. Türkiye’nin savunma sistemleri satın aldığı ülkeler arasında Çin, Fransa, Almanya, İsrail, İtalya, Hollanda, Norveç, Kore Cumhuriyeti, İspanya, İngiltere ve ABD bulunuyor.
Strateji raporunda, kritik teknolojiler alanlarında yurtdışı bağımlılığının en aza indirilmesi, 2011′e kadar savunma sistem ihtiyacının en az yüzde 50’sinin yurtiçinden karşılanması ve KOBİ’lere daha fazla iş verilerek yan sanayi oluşturulması gibi hedefler yer alıyor. Yetkililerin üzerinde durduğu en önemli hususlardan biri ise milli yazılımların geliştirilmesi.

1. Körfez Savaşı sırasında Irak Hava Kuvvetleri’nin savunma kodlarının Fransa tarafından Amerika’ya verilmesiyle Irak’ın düştüğü durum hatırlandığında, milli yazılımın önemi ortaya çıkıyor. Türkiye de özellikle hücum helikopterlerinde milli yazılım için bastırıyor. Zaman’a konuşan bir yetkili, milli yazılımın ne kadar hayati olduğuna dair ilginç bir örnek veriyor: “1979′da İran’daki devrimin ardından, Amerikalı teknisyenler ülkeyi terk ederken, uçakların yedek parçalarına ait bilgileri, numaraları bilgisayarlardan sildiler. İranlılar, 1 milyon yedek parça arasında ne yapacaklarını şaşırdılar.”
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre, geçen yıl dünyadaki toplam askerî harcamalar 1 trilyon 464 milyar doları buldu. Harcamalarda Amerika, 607 milyar dolarla başı çekiyor. Onu Çin 84,9 ve Fransa 65,7 milyar dolarla takip ediyor. Türkiye ise 2008′de askerî harcamalar için yaklaşık 11 milyar dolar ayırdı.


kaynak:   http://www.haber.be/turk-silahli-kuvvetleri.html