Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 10
1
Genel Askeri Konular Ve Stratejik Değerlendirmeler / Ynt: Suriye Krizi
« Son İleti Gönderen: SKYWOLF Bugün, 11:52:06 »
Bölgede göreve atanan 5 generalin istifa ettiğine dair haberler var. Nedir olay acaba?!

https://t24.com.tr/haber/idlib-den-sorumlu-tumenin-komutan-ve-komutan-yardimcisinin-da-aralarinda-bulundugu-5-general-tsk-dan-istifa-etti,836417

Haberdeki bilgiye göre...

Alıntı
Güvenlik uzmanı Metin Gürcan istifalara ilişkin "TSK 'da 5 general istifa etti. 4’ü Suriye'de faaliyet gösteren birimlere yeni atanmış subaylar. Bu, yalnızca silahlı kuvvetlerde suların durulmadığını ve Akar'a karşı bir direnç olduğunu göstermiyor aynı zamanda Suriye, Türk generaller arasında kariyer bitirici ve ‘boş’ olanın doldurulduğu bir yer olarak görülüyor" yorumunu yaptı.

İstifa edince kariyer tamamen bitmiyor mu?
2
Husilerin Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA'sı düşürüldü

Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu Sözcüsü Turki el-Maliki, Yemen'deki Husilere ait bir insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğünü duyurdu.

Suudi Arabistan resmi ajansı SPA'nın haberine göre, Maliki, sabah saatlerinde Husiler tarafından Suudi Arabistan'a gönderilmek üzere havalandırılan bir İHA'nın Yemen hava sahası içinde düşürüldüğünü ifade etti.

Koalisyonun sivilleri korumak adına İHA'lara karşı en güçlü şekilde önlem aldığını kaydeden Maliki, uluslararası hukuk ve etik ilkeler doğrultusunda Husilerin İHA saldırı kabiliyetini ortadan kaldırmak için caydırıcı önlemler almayı ve en sert şekilde uygulamayı sürdüklerini vurguladı.

Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, dün gece Cazan Havalimanı'nda Suudi Arabistan'a ait savaş uçakları ve Apaçi helikopterlerinin bulunduğu noktanın ve kentteki bazı askeri mevzilerin 10 balistik füzeyle vurulduğunu iddia etmişti.

Maliki ise söz konusu açıklamanın ardından, Husiler tarafından atılan 6 balistik füzenin etkisiz hale getirildiğini duyurmuştu.

Yemen'deki Husiler, son zamanlarda genellikle Suudi Arabistan hava savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirilen orta ve uzun menzilli balistik füzelerin yanı sıra İHA'ları da kullanarak, Cazan ve Abha havalimanları başta olmak üzere ülkenin bazı bölgelerini hedef alıyor.

Uzun süredir siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü Yemen'de İran destekli Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten itibaren Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/husilerin-suudi-arabistani-hedef-alan-ihasi-dusuruldu-41312292
3
Rusya'da radyoaktif madde tespit edildi

Rusya'da ay başında askeri birlikte yaşanan patlamanın ardından bölgede radyoaktif izotop tespit edildi.
Rusya'nın hava durumu servisi Roshydromet’ten yapılan açıklamada, Arhangelsk bölgesinin Severodvinsk kentinde askeri birlikte meydana gelen patlamadan sonra bölgede radyasyon içeren bulut oluştuğu belirtildi.

Patlamanın ardından oluşan radyoaktif bulutun çeşitli izotoplar içerdiği kaydedilen açıklamada, bölgedeki radyasyon seviyesinin kısa bir süre için yükseldiği ve tekrar normale döndüğü bilgisine yer verildi.

Rusya Devlet Atom Enerjisi Kuruluşu (Rosatom), Severodvinsk'te bulunan askeri birlikteki patlamanın, sıvı yakıtlı roket motoru için denenen "radyoizotop güç kaynağı"ndaki kaza nedeniyle yaşandığını bildirmişti.

Patlama nedeniyle 5 kişi hayatını kaybederken, Rus medyasında çıkan bazı haberlerde patlamanın ardından bölgede nükleer sızıntı yaşandığına yönelik bilgiler yer almıştı.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-rusyada-radyoaktif-madde-tespit-edildi-41312191
4
** Yola yola bitiremedik . Elimizden hic biri kurtulamadi . Soz gelimi ozellestirdik , Ormanlar,Daglar, Limanlar,Akersular,Barajlar,Fabrikalar  say say bitmez mumkun olsa tenefus etmekte oldugumuz havayi ozellestirip bizlere M3 bazinda pazarlayacaklar.

Türk Boğazları'nın özelleştirilmesinin yolu açıldı!

Bakınız bu sorunun çözümü çok basittir. Çözmek için yeni bir şey yapmaya da gerek yoktur. Ulaştırma Bakanlığı tüm bu değişikliklere başlamadan önce ulusal mevzuatımızda şu madde vardı...

Türk halkının can, mal emniyetini ve ulusal güvenliğini ilgilendiren bir meslek kolunda çeyrek asırdır sürmekte olan rant savaşları iyice kızıştı. Vaktiyle sadece limanlarımızı ve körfezlerimizi sarmış olan bu savaşa devlet eliyle Türk Boğazları da dahil edildi.

***

Bir geminin karasularımızda veya Boğazlarımızda kaza yapması durumunda oluşacak olan can ve mal kayıplarının, çevre felaketlerinin boyutlarını yıllar içinde yaşadığımız çok acı tecrübelerle öğrendik. Peter Zoranic, Independenta, Nasia kazaları Türk halkının unutamayacağı deniz felaketlerinden sadece bir kaçıdır. Özellikle Boğazlara yakın şehirlerde yaşayan halkımız bunun acı sonuçlarını defalarca yaşamıştır. Bundan sonra da bu tehlikeler ve tehditlerle yaşamımızı devam ettirmek zorundayız.

Bu tür faciaların oluşmasını engelleyebilmenin en etkin yöntemlerinden biri gemilerin Boğazlardan geçiş yaparken kılavuz kaptan ve römorkör almalarıdır. Yani kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti kamu emniyeti ve güvenliğini arttırmaya yönelik verilmekte olan kamusal bir hizmettir. Devletin vatandaşının canını, malını koruyup kollamaya yönelik vermek zorunda olduğu kamu hizmetidir. Devlet otoritesinin gücünü gösterir ve devletin onurudur.

Türk Boğazlarında bu hizmetler sadece can, mal ve çevre emniyeti değil aynı zamanda ulusal güvenliğin de sağlanmasında çok önemli rol oynar. Çünkü bu hizmetlerle ilgili hükümler Montrö Sözleşmesinde de yer almaktadır. Montrö gereği bu hizmetler her ne kadar barış zamanında isteğe bağlı olsalar da savaş tehdidi ve savaş zamanlarında mecburi hizmetler olacaktır. Yani örneklendirmek gerekirse Türk Boğazlarında bu meslek kolunun ordumuzdan, polis teşkilatımızdan farkı yoktur. Dolayısıyla bu hizmetler verilirken asla ticari menfaat düşünülemez. Bu iş kolu asla rant kapısı haline dönüştürülemez. Türk halkının can, mal ve çevre emniyeti ile ulusal güvenliğinin garantisi olan bu hizmetler devlet otoritesinin gücüne sahip kamu kuruluşları tarafından verilmelidir. Zaten bugüne kadar uygulama bu şekilde olmuştur.

Peki ne değişti?

1990’lardan sonra sayıları artan liman bölgelerinde bu hizmeti verecek kamu kuruluşlarının bulunmayışı veya bu kurumların hizmetleri vermekte yetersiz kalmaları gibi gerekçeler öne atılarak bu hizmetler yavaş yavaş özel sektöre devredilmeye başlandı. İşte o andan itibaren ana amacı emniyeti arttırmak olan kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri, ticari menfaat konusu haline gelerek rant kapısına dönüştü. Rant savaşları başladı. Limanlarımız, körfezlerimiz bu savaşın verildiği alanlardı ama savaş henüz Türk Boğazlarına sıçramamıştı.

Süreçte neler oldu bir bakalım!

1998 yılına kadar bu hizmetleri düzenleyen bir mevzuat yoktu. İlk olarak 1998’de “Kılavuzluk ve Römorkaj Hizmetleri Teşkilatları Hakkında Yönetmelik” çıktı. Çıktı çıkmasına da rant savaşları öylesine şiddetliydi ki tam anlamıyla uygulanması bir türlü mümkün olmadı.

1998, “Bu yönetmelik ticari menfaatlerimize aykırı” dendi ve iptal davası açıldı.

2002, yönetmelik değiştirildi. Değiştirildi fakat aynı gerekçelerle yeniden iptal davası açıldı.

2004, yönetmelik iptal edildi.

2006, yeni yönetmelik taslağı yayınlandı. Ama bir türlü yürürlüğe giremedi.

2007, dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım “Kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri rant kapısı olmaktan çıkacak, hizmet kapısına dönüşecek” dedi. Fakat sonuç çıkmadı, rant savaşları devam etti.

2011, yeni yönetmelik taslağı yayınlandı. Ama bir türlü yürürlüğe giremedi.

2015, Ekim ayı sonunda yeni yönetmelik yayınlanacak haberleri çıktı. Ama yayınlanamadı.

2016 Ekim, yeni yönetmelik bir ay içinde yayınlanacak dendi. Ama yayınlanamadı.

23 Ocak 2017, yeni yönetmelik Şubat 2017’de yayınlanacak dendi ama yine yayınlanamadı.

31 Aralık 2018. Tam 14 yıl sonra, kapalı kapılar ardında hazırlanan yönetmelik“bir gece ansızın” yayınlanı verdi. Hazırlanması 14 koca yıl süren bu yönetmeliğin kusursuz olması beklenir değil mi?

Lakin öyle olmadı. Diğer sorunları çözmesi bir yana dursun bu defa yukarıda sıraladığım çeyrek asırlık ticari menfaat kavgasına, rant savaşına Türk Boğazları da dahil edildi. İnanılır gibi değildi. Montrö’ye konu olmuş, Türk halkının ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren bu hizmetler özelleştirilmek isteniyordu.

Türk halkı tepki gösterdi. Konuyla ilgili haberler yapıldı. Siyasi partiler Meclis soru önergeleri verdi. Yönetmeliğin iptali davaları açıldı. Rekabet Kuruluna şikayet edildi.

Başınızı döndürecek ama buradan sonrasına biraz daha dikkat lütfen!

31.10.2012tarihli Limanlar Yönetmeliğinde Ulaştırma Bakanlığıder ki: “İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı adına Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından verilir.” Bu hüküm halen yürürlüktedir.

31.12.2018 tarihinde çıkan farklı bir yönetmelikte ise aynı bakanlık “Boğazlarda bu hizmetler özelleşebilir” dedi.

Fakat gelen tepkiler üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı geri adım atar gibi yaptı.

Rant savaşlarının aktörleri bakanlığı öylesine etki altına almışlardı ki bakanlığın Boğazları özelleştirme kararından vazgeçmemesi için her yolu denemeye başladılar.

24 Ocak 2019,Bakanlık bir Genelge yayınladı ve Boğazların özelleştirilmesiyle ilgili sorunu çözmüş gibi yaptı. Şaka gibiydi. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mevzuatı sadece bir Genelgeyle düzeltilmeye çalışıldı. Yani ulusal mevzuat adeta oyuncağa döndü.

14 Mart 2019. Genelge manevrası tutmayınca Yönetmelikte değişikliğe gittiler. Fakat değiştirdikleri madde bırakın sorunu çözmeyi tam tersine daha da karmaşık hale getirdi.

15 Ağustos 2019.  O manevra da tutmayınca farklı bir yönetmelikle sorunu çözeceğiz dediler. O yönetmeliğin 28’inci maddesine aynen şu ifadeleri koydular: “Türk Boğazlarında kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri, Bakanlık adına Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından verilir. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KEGM) bu yetkisini devredemez.”

Artık buna “şaka gibi” bile diyemiyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mevzuatını hazırlayanlar ya “çok cahil ve bilgisiz” ya da Türk halkının aklıyla dalga geçiyorlar.

Bakınız yukarıda belirttim. 31.10.2012 tarihli yönetmelikte Ulaştırma Bakanlığı zaten bu hükmü aynen yazmış ve o hüküm halen yürürlüktedir. Buna rağmen 31.12.2018’de bakanlık kendi yazdığı hükme uymayarak bu hizmetleri özelleştirmeye kalktı. Şimdi ise aynı hükmü farklı bir yönetmelikte yazarak sorunu çözdüklerini söylüyorlar.

Bu konu tamamen teknik fakat kafaları karıştırmadan bu maddenin yarın hemen nasıl delinebileceğini anlatayım size. Yeni çıkarttıkları 28’inci madde ne diyor “KEGM bu yetkisini devredemez.” Peki soruyorum size Bakanlık devredebilir mi? Elbette “EVET”. 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi bu yetkiyi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına vermiş durumdadır. Peki, buraya kadar anlattığım değişikliklerin tamamını kim yapmıştı? 31 Aralık 2018’de çıkarttığı yönetmelikle Boğazlardaki hizmetlerin özelleştirilmesinin önünü kim açmıştı? Cevap veriyorum, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı. Yani özelleştirmenin önünü kestikleri, bu soruna nokta koydukları falan yok. Sadece şu andaki baskıyı dindirmek ve ilk fırsatta da bu özelleştirmeyi hayata geçirmek amacıyla suni ve mükerrer manevralar yapılarak virgül konmuş durumdadır.

Kafaları karışanlar için süreci çok sade biçimde bir kez daha sıralamaya çalışayım:

“Adı sürekli değişen” Ulaştırma Bakanlığı’nın politikaları da adı gibi sürekli değişiyor;

2002’de A Yönetmeliğiyle“Boğazlar özelleştirilemez.”dediler.

2012’de B Yönetmeliğiyle“Bu yetkiyi KEGM’ye verdim.”dediler.

2018’de C Yönetmeliğiyle “Vazgeçtim Boğazlar özelleşebilir.”dediler.

2019’da D Yönetmeliğiyle “Yine vazgeçtim. B Yönetmeliğinde KEGM’ye yetki vermiştim ama yetmedi aynı yetkiyi bir kez daha KEGM’ye veriyorum.” dediler.

2020’de çıkacak E Yönetmeliğinde ise ne diyeceklerini Allah bilir!

Durum işte bu kadar vahimdir. Ticari menfaatlerini arttırma amacındaki ticari kesim bir şekilde ilgili bürokratları ikna ediyor, onlar da Ulaştırma Bakanını ikna ediyor, sonrasında da Cumhurbaşkanı ikna ediliyor. Bu döngüde ticari menfaatlerini ulusal menfaatlerimizin önünde tutan çevreler kazanıyor Türk halkı ise kaybediyor.

Bakınız bu sorunun çözümü çok basittir. Çözmek için yeni bir şey yapmaya da gerek yoktur. Ulaştırma Bakanlığı tüm bu değişikliklere başlamadan önce ulusal mevzuatımızda şu madde vardı.“Türk Boğazlarındaki kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri kamu eliyle yürütülür. Bu yetki özel kuruluşlara devredilemez” Şu anda yapılması gereken de bu maddeyi uygulamaya aynen devam etmek ve “D Yönetmeliğinin 28’inci maddesini” bu şekilde düzenlemektir.

Sayın Cumhurbaşkanım, amaçları sadece ticari fayda sağlamak olan çevreler tarafından Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız da siz de eksik bilgilendiriliyorsunuz. 15 Ağustos 2019 tarihinde onayladığınız yönetmeliğin 11’inci ve 28’incimaddeleri egemenlik haklarımızı, ulusal menfaatlerimizi ve kamu güvenliğimizi zayıflatır. Bu maddeler acilen gözden geçirilmelidir. Uzun yıllardır birileri Boğazlardaki ulusal kazanımlarımızı kendi ticari menfaatleri haline dönüştürmeye çalışıyor. Montrö ile elde ettiğimiz kazanımlar teker teker elimizden gidiyor. Bunun yanında yapılan “mevzuat oyunları” sebebiyle Türk halkının devletimize olan güveni ve inancı zayıflıyor. Lütfen buna artık bir dur deyin.

NOT: Bu yazıda bahsettiğim rant savaşlarıyla ilgili daha detaylı bilgi almak isteyenler aşağıdaki köşe yazılarına bakabilirler.

Sabah Gazetesi'nden Mahmut Övür’ün 25.06.2006 / 09.07.2006 / 05.08.2006 / 19.01.2007 tarihli yazıları.

Denizhaber Ajansı'ndan Recep Canpolat’ın 14.02.2019 / 10.03.2019 / 16.03.2019 / 25.06.2019 tarihli

https://www.denizhaber.net/yazi/turk-bogazlarinin-ozellestirilmesinin-yolu-acildi-563.htm
5
Türk Silahlı Kuvvetleri / Osmaniye'ye iki şehit ateşi birden düştü
« Son İleti Gönderen: SKYWOLF Bugün, 08:44:20 »
Osmaniye'ye iki şehit ateşi birden düştü

Irak'ın kuzeyinde devam eden 'Pençe-3' harekatında şehit olan 2 askerin cenaze töreni bugün gerçekleştirilecek.

Sözleşmeli Er Durdu Oğuzhan Yılmaz ile Uzman Çavuş Üzeyir Aslan, 'Pençe-3' harekatında teröristlerle girdikleri çatışmada şehit oldu.

ACI HABER AİLELERİNE ULAŞTI
Şehit Yılmaz'ın Osmaniye'nin Bahçe ilçesinde, şehit Aslan'ın ise Düziçi ilçesinde yaşayan ailelerine acı haber, askeri yetkililerce verildi. Şehit Sözleşmeli Er Durdu Oğuzhan Yılmaz ile Uzman Çavuş Üzeyir Aslan'ın cenazeleri, bugün Osmaniye'de düzenlenecek törenin ardından toprağa verilecek.





https://www.ensonhaber.com/osmaniyeye-iki-sehit-atesi-birden-dustu.html
6
Türkiye’nin ABD ve Rusya ile ilişkileri... Temel ilke Suriye’nin toprak bütünlüğü


İpek Özbey
iozbey@hurriyet.com.tr



İdlib’de Türk Silahlı Kuvvetleri konvoyunun açılan ateş sonrasında durdurulmasıyla gerginleşen ilişkiler nereye gidiyor? Sınırımızda göç dalgası var, Ankara ‘milli güvenlik tehdidi’ ifadesini kullanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Lideri Putin yarın Moskova’da bir araya gelecek, ne sonuç çıkar? Türk-Rus ilişkileri alarm mı veriyor? Kuşatılan Han Şeyhun’un önemi nedir, Türkiye gözlem noktalarını kaydırmalı mı? Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’a göre bölgede altın kural, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayıcı adımları atmak ve ABD’yi oyun dışına itebilmek. Bu da bizi Suriye devletiyle işbirliğine zorluyor. Yavuz bu noktada Atatürk gibi düşünmenin önemine vurgu yapıyor: Çözüm odaklı ol, merkeze kendini değil işi koy...
Türkiye’nin ABD ve Rusya ile ilişkileri... Temel ilke Suriye’nin toprak bütünlüğüSOÇİ’NİN SONA ERDİĞİ HENÜZ SÖYLENEMEZ

- Astana sürecinde gerilimi düşürme bölgesi olarak belirlenen İdlib’de olanlar Soçi mutabakatını fiilen bitirir mi?

Soçi mutabakatının ruhu zarar gördü ama henüz sona erdiği ileri sürülemez.

- Mutabakatın sağlıklı ilerleyebilmesi için ne yapılmalı?

Bana göre temel ilke Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması. Bunu sağlamaya potansiyel olarak en büyük aday rejimdir ve ona zemin hazırlanmalıdır. Türkiye’nin ulusal çıkarı her şeyin üzerindedir. Türkiye bütün taahhütlerine dört elle sarılmalıdır.

- Rejim, Han Şeyhun kasabasına girdi. Burası Türkiye için niye önemli?�                     

Han Şeyhun Türkiye’nin elini en zor uzatabileceği, sınıra en uzak iki gözlem noktasından birini kontrol eden bir konuma sahiptir. Rejim açısından önemi çok büyüktür. Zira M5 isimli Halep-Şam karayolu üzerindedir. Türkiye için de çok önemlidir. Morik’teki gözlem noktasına ulaşım buradan sağlanacaktır.

- 12 askeri gözlem noktasının dokuzuncusu Morik. Başka yere taşınması konusundaki tartışmalara Türkiye net bir tavırla karşı çıkıyor...

Morik de Han Şeyhun ile birlikte değerlendirilmelidir. M5 otoyolu üzerindedir. Rejimin, harekâtı M5’i kontrole yönelik sürdürmesi beklenmelidir. Morik’in kuzeye daha elverişli bir yere kaydırılması uygun olur. O noktalar oraya konurken teröristlerin temizlenmesi, belli bölgelerin silahlardan arındırılması, göçün önlenmesi, yolların açılması gibi maksatlara matuf olduğu için konmuştu. Teröristlerin imhası ve sivil halktan arındırılması hem Suriye hem Türkiye hem de bölge için gereklidir. Şimdi 9 numaralı gözlem noktasının işlevi kaldı mı, kalmadı. E o zaman çekeceksiniz. “Ben onu çekmem” diyerek direnmek gereksiz olur. O gün o gözlem noktası bir işlev üstlendi ve bitti. Şimdi daha kuzeyde ya da yolun batısında açarsınız, sınırla araya bir kalkan koyarsınız. Bu yolu bir kere denemek lazım. Atatürk’e dair Norveçlilerin kullandığı bir söz vardır, bilir misiniz? Bir sorunla karşı karşıya kalıp çözümsüz kaldıklarında “Atatürk gibi düşün” diyorlar. Bugün öyle düşünmenin zamanı.

ATATÜRK’ÜN SÖZÜ: BAŞKA CEPHEDEN BAK



- “Atatürk gibi düşün” sözüyle kast edilen...

Yani “Soruna başka bir cepheden yaklaş. Çözüm odaklı ol. Merkeze kendini değil işi koy” felsefesidir bu.

- Erdoğan yarın Rusya’ya gidiyor. Bu görüşmeden sonuç alınır mı?

Genel olarak Rusya’nın Türkiye’ye, Türkiye’nin Rusya’ya ihtiyacı var. İki taraf da ilişkiyi sürdürmek durumundadır. Ancak Türkiye’nin ABD ile birlikte adım atma arzusu dışarıdan bakınca anlaşılan bir husustur. Rusya’nın bundan rahatsız olduğu bellidir. Köprüler atılmayacaktır ama ileride neler doğuracağını birlikte göreceğiz. Şunu dikkatten uzak tutmamalıyız: Rusya Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanadır ama içinde tek veya çok parçalı olması; başka bir ifadeyle üniter veya federatif yapıda olması onu ilgilendirmiyor. ABD ise Suriye’nin parçalanmasından yanadır ve içinden yeni bir devletçik çıkarmak istemektedir. Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda ABD ile yürüme kararı Rusya’nın Suriye perspektifiyle çelişiktir. Bu husus Rusya’nın dikkatinden uzak tutacağı bir boyut değildir. Bundan sonra ikili ilişkilere daha farklı yaklaşabilir.

- Cumhurbaşkanlığı açıklamasında Türkiye’nin milli güvenliğinin tehdit altında olduğu vurgulandı. Açıklamayı nasıl okumak gerekiyor?

Bunun iki boyutu var. Morik’te ortaya çıkan durum. 9 numaralı gözlem yeri bir anlamda kuşatma altındadır. Ayrıca rejim güçleri kuzeye doğru ilerledikçe diğer gözlem noktaları da tecride maruz kalabilir. Diğer boyutu ise olası göç dalgası... Bu dalgayla birlikte yurtiçine terörist grupların girmesi olasılığı mevcuttur. Gerçekten güvenlik sorunudur.

- Esad’ın “Son saldırılar Türkiye’nin teröre desteğini deşifre etti” açıklaması Ankara’yı baskılamak amacını mı taşıyor?

Rejim Türkiye’yi işbirliğine zorluyor. Bunun için her yola başvuruyor. M5 karayolunu kuzeyden kestiği zaman Morik’teki gözlem noktasına Türkiye’nin ulaşması fiziki olarak mümkün değil. Havadan ikmal yapmak zorunda kalacak. Peki görüşme olursa... Gözlem noktası çekilinceye kadar, oranın lojistiğine ihtiyaç var. Her şeyi havadan sağlayamazsınız. Bu bir noktada görüşmeye zorlayan bir durum haline gelecek.

KONVOY HEDEF DEĞİLDİ AMA MESAJ VERİLDİ

- Putin militanların bu bölgeden dünyanın diğer bölgelerine aktarıldığını, Suriye ordusunun çabasını desteklediklerini söylerken hedefi Türkiye mi?

Putin kendi ülkesinden gelen teröristlerin yerinde imhasını istiyor. Ülkesinin çıkarı bunu gerekli kılıyor. Bize karşı da tavır alıyor.

- Konvoya saldırı için rejim işaret edildi ama kamuoyunda bu konuda kafalar karışık. Rusya’nın göz yumduğunu söyleyebilir miyiz? Türkiye’yi gözetmekten vaz mı geçiyor?

Yapılan saldırıya Rusya’nın oluru mutlaka vardır. Ancak bu saldırının doğrudan konvoyu hedef almadığı açıktır.

- Türkiye’nin ABD ile ilişkisinden rahatsız mı?

Rusya’nın ABD-Türkiye yakınlaşmasından belli bir yerden sonra rahatsız olacağı aşikârdır. Bunu da belli eder.

- Nasıl belli eder?

Geçen gün bir konvoyumuz ateş altına alındı dendi ama doğru değil. Konvoy hedef alınmış olsa zayiat haberi alırdık. Hedef alınmadığını anlıyoruz ama mesaj veriyor, “Ben seni havadan vururum” diyor. Suriye’nin bunu Rusya’nın bilgisi dışında yaptığını varsaymak hatalı bir yaklaşım olur. İkincisi yarın bir gün hava sahasının kontrolü konusunda bir takım kısıtlar getirebilir. Bunu Afrin’de 3 gün süreyle yaptı, bundan zarar gördük. Bunu diplomatik olarak da ifade edebilir. “Fırat’ın batısını Rusya’yla, doğusunu ABD ile götürürüm” demek, ömür boyu götürülebilecek bir strateji değildir.

- Hava sahasını kapatır mı?

Teorik olarak kapatabilir ve bu konuda adım atması her türden atılacak askeri adımı etkiler. Oldubittiler ile karşı karşıya kalma durumu ortaya çıkabilir.

- Akla hemen “S-400 anlaşması ne olur” sorusu geliyor...

S-400 savunma sistemi niçin 2020 Nisan’da kuruluyor, bunu anlamış değilim. Bu bile bazı beklentilerin sonucu olabilir.

- Bir de İran cephesine bakalım. Suriye sorununun başında durduğu noktada mı hâlâ?

İran zor koşullardan geçiyor, büyük bir ambargoyla karşı karşıya ve içeride giderek güçlenen bir muhalefet var. İran hem içindeki karışıklık nedeniyle hem de ambargolar sebebiyle zorlanıyor. Ancak Suriye’den umdukları değişmemiştir.

TERÖRİST GİRİŞİ ENGELLENMELİ

- İdlib’de ateşkes sağlanmazsa Türkiye yara alır mı?

Ateşkes sağlanmazsa işin nereye evrileceği belli olmaz. Bölgedeki HTŞ unsurlarının temizlenmesi ve sivil halkın bölge dışına; mesela Afrin, Cerablus bölgelerine kaydırılması yerinde olur. Bu başlangıç mutabakatında yer alan, gecikmiş bir husustur. Sınırımızdan içeriye göçü ve terörist girişini engellemeliyiz. Yeni göç dalgasını asgari kılmanın yolu da rejimle yakınlaşmaktan geçiyor. Belki M5 yolunun kontrolü rejime bırakılacak şekilde sınır ile M5 arasında daha yakın yerlerde bir kalkan oluşturulabilir ve sınırdan içeriye girenlerin sayısı da daha sınırlı tutulabilir.

- Bu noktada coğrafyadan ve geçişlerin nasıl olduğundan bahseder misiniz? 1 milyondan fazla kişinin sınıra doğru geldiği iddiası var çünkü...

Oradan geçişler peyderpey oluyor. Bu işi organize edenler var. İşin başında sınır elek gibiydi. Şimdi duvar örüldü, kontrol altına alındı. Buna rağmen geçişler oluyor. Demek ki kontrollü geçiyorlar. 1.5 yıllık süreç içinde teröristlerin liderlerini imha ederek dağılmasına yol açılmış olsaydı, belki sivil halkın bir kısmını Afrin, Cerablus’a yerleştirmek belki mümkün olabilirdi. Ama bu saatte bu nasıl önlenir diye sorarsanız, bunun cevabı yok.

- Zirvenin beşincisi önümüzdeki ay Türkiye’de yapılacak. Meseleler bir kez daha masaya yatırılacak. Beklentiniz?

Zirveden mevcut duruma eleştiri gelecektir. İplerin kopacağını sanmam ama gergin geçeceği ileri sürülebilir. Zaman daralıyor. O yüzden daha radikal kararlar çıkma olasılığı var. Tabii Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda ABD ile attığı ortak adımları Fırat’ın batısındaki ilişkiler ağı adına bir kaldıraç gibi görme olasılığı var. Bu iyi sonuç vermez. Çünkü hayat sadece bu bölgeden hatta Suriye’den ibaret değil. Doğu Akdeniz’de karşımızdaki bloğun arkasında da ABD’nin durduğunu unutmayalım.

- Siyasi sürece niçin bir türlü odaklanılamıyor?

Siyasi sürecin tamamlanmasını isteyen yok ortada. Ya da ben göremiyorum. Rejim üniter yapıyı istiyor. Bizim Suriye’nin toprak bütünlüğünden anladığımız, kontrol altına aldığımız bölgeleri kendimize müzahir olanları himaye edecek şekilde elimizin altında tutmaya yönelik. YPG kendi egemenlik alanını inşa derdinde; mümkünse ABD himayesinde devletleşmek, mümkün değilse özerk bir yapı arayışında. Sünni Arapların da şimdilik korumalı bir bölgede rejimin egemenliği dışında olma arzusu var gibi görünüyor. Rusya Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana ancak federatif bir yapıya hayır demeyecektir. Oysa Suriye ve Türkiye için esas öncelik toprak bütünlüğünde olmalı. İkisi yakınlaşsa siyasal çözüme doğru önemli bir adım atılmış olur.

YIKIM ARTTIKÇA YAPIM UZAR

- Hesaplamalara göre Suriye’nin yeniden inşası 50 yıldan fazla sürecek. Bu kadar uzun bir süreç ülkenin sürekli tehlikeye açık kalmasına yol açmaz mı?

Suriye’nin toprak bütünlüğünü bir an önce sağlayalım, anayasası yapılsın diye ısrarımın sebeplerinden biri bu. Yıkım arttıkça yapım uzayacaktır. Bunu uzatmamanın yollarını bulmalıyız. Taraflar sorunu çözemezse, sorun onları çözer.

- Rejimle görüşme gereğinin her fırsatta altını çiziyorsunuz...

Bazıları “Rusya üzerinden Suriye’yle görüşüyoruz” diyorlar... Neden Rusya üzerinden görüşelim ki? Bir gelecek inşa edeceksek, bu gelecekte Suriye Türkiye’nin sigortasıysa görüşmeliyiz. Bu adımı atınca başka adımlar gelir. Şimdi İdlib’de en önemli konulardan biri iki ülkenin savaş noktasına gelmiş olmasıdır. Bundan süratle kaçınılması gerekir.

ALTIN KURAL ABD’Yİ OYUN DIŞINA İTEBİLMEKTİR

TÜRKİYE’nin Suriye politikası jeopolitik bir tuzağa düşmeyi ifade ediyor benim için. ABD’nin bölge politikası sınırları yeniden düzenlemeyi amaç ediniyor. Bizi de kullanmak istedi. Suriye’nin kuzeyinde üç Kürt kantonundan ikisi birleştirildikten sonra siyasi iktidar uyandı. Hatasını telafi maksatlı yerinde adımlar attı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtı başarıyla icra edildi. Rusya ve İran ile birlikte atılan adımların sonucu olarak İdlib bölgesine de geçici dahi olsa bir çözüm bulundu. Süreç içinde yapılan stratejik hata ise IŞİD’in Ayn el Arab’a dayandığı günlerde Süleyman Şah Türbesi’ni takviye etmek yerine tahliye etmek oldu. O dönemde kuzeyden güneye Fırat’ın doğusu ve batısından operatif seviyede bir kuvvetle IŞİD’e savaşı başlatsaydık, bize çok daha erkenden Amerikan koridorunu engelleme imkânı verirdi. IŞİD ile karada savaşarak ilk yenen olurduk. Tarihsel misyonumuza uygun olarak Kürtler başta, bölge halkını koruyan olurduk. Şu an son derece haklı gerekçelerle yapmak istediklerimiz bile Kürtlere karşı yapılan operasyon algısından kurtulamıyor. Sığınmacı sayısı bu noktalara gelmezdi. Strateji hatalıysa taktikler doğru olsa bile istenen sonuç elde edilemez. Mevcut durum bu söylediklerimi doğruluyor. Fırat’ın doğusunda inşası öngörülen ‘güvenli bölge’nin ne getireceği belli değildir.  Ama belli ki YPG/PKK’nın devletçik olarak oluşması muhtemeldir. Bu adım, Fırat’ın batısında Rusya ile ilişkileri etkileyecektir. Nitekim etkileri İdlib’de görülmeye başlandı. Astana sürecinin olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Bölgede altın kural, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayıcı adımları tereddütsüz atmak ve ABD’yi oyun dışına itebilmektir. Bu da bizi Suriye devletiyle işbirliğine mecbur kılıyor.

GÜVENLİ BÖLGE SORULARI

- ABD ile ‘Birleşik Müşterek Harekât Merkezi’ faaliyete başladı. “Yerleşim birimlerini yerel güçler kontrol edecek. Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde Türk güçleri yok. Bu Türkiye’nin katkısıyla PYD/PKK kukla devletçiğinin kurulmasıdır” şeklinde eleştiriler de var... Güvenli bölge meselesine nasıl yaklaşıyorsunuz?

Güvenli bölgeye karşıyım. YPG/PKK’yı meşrulaştıracak ve devletçik oluşturmasını kolaylaştıracaktır. Bu yaklaşım da bizi rejimle işbirliği yapmanın gerekli olduğu noktasına getiriyor. Güvenli bölgeyi eğer rejimle uyum içinde gerçekleştirirsek YPG’nin de rejime yaklaşmasını sağlayabiliriz.

- ABD ile anlaşırsak Kürtler Esad’la yakınlaşır mı, uzaklaşır mı?

ABD ile yakınlaşmamız Kürtleri Esad’dan uzaklaştırır. İroni olarak belirtelim. Belki de onları bize yaklaştırır.

MİLLİ GÜCÜNÜZÜ ÖLÇÜN

- İdlib’de kaç terörist gruptan bahsedebiliriz, bunların arasında bir geçişkenlik var mı?

Geçişkenlik var tabii. Dolayısıyla 20 grup var dersek bugün bir fotoğraf çekmiş oluruz. Resim yapmak istersek fotoğraftaki unsurlar birbirine karışabilir, ebruliye dönebilir. Burada kaç grup olduğunu ben bilmiyorum, bilenler de doğru söylemiyordur. Çünkü grupların niteliği her gün değişiyor.

- Türkiye hep “Ya ABD ya Rusya’nın yanında durmalı” diye bir tercih yapmaya zorlanıyor ama diplomasinin böyle bir şey olmadığını söyleyenler de çok. Siz burada hangi noktadasınız?

Elinizde tansiyon aleti gibi bir alet olacak. Bu alet, milli gücünüzün neler yapmaya yetkin olduğunu size söyleyecek. Siz de adımlarınızı ona göre atacaksınız. Bu şu demektir: Türkiye, milli gücüyle orantılı/uyumlu maksatlara yönelecek, bu hedeflerin dışında kalan daha büyük hedeflere yöneldiği zaman yönetemeyeceği durumlarla karşı karşıya kalacağını önceden bilecek.

- Bugün o tansiyon aleti, milli gücümüzle ilgili bize ne söylüyor?

Atatürk’ün ortaya koyduğu “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini zorunlu kılıyor. Herkesle iyi geçinmeyi, kimseyle kavga etmemeyi ama temel değerlerden taviz vermemeyi de gerekli kılıyor. Bizim bugün Türkiye’de bilime, üretime, iç huzurumuzu sağlayacak hukuk devleti ilkelerine sıkı sıkıya sarılmaya ve komşularımızla çok iyi geçinmeye ihtiyacımız var. Çünkü komşularımızla aramızda oluşabilecek en küçük sorun alanına dış güçlerin sirayet etmesi mümkündür. Türkiye’nin sırrı, her zaman çözebileceği sorunlara el uzatması, çözemeyeceği sorunlardan kısmen uzak durmasına bağlıydı. Çok sevdiğim bir atasözü vardır, der ki: “Başın göğe değsin, ayağın yerden kesilmesin.” Bugün ayaklar yerden biraz kesilmiş gibi...

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/turkiyenin-abd-ve-rusya-ile-iliskileri-temel-ilke-suriyenin-toprak-butunlugu-41312018
7
İspanya'da uçak ve helikopter havada çarpıştı



İspanya'nın Mallorca Adası üzerinde bir helikopter ile küçük bir özel uçağın havada çarpışması sonucu yedi kişi hayatını kaybetti.
Mallorca'nın turistik Inca bölgesinde meydana gelen kazada ölenlerin ikisinin çocuk olduğu açıklandı.

Pazar günü yaşanan kazada helikopterde iki çocuk dahil toplam beş kişinin bulunduğu, küçük özel uçakta ise iki kişinin olduğu açıklandı.

Mallorca Bölge İdaresi Başkanı Francina Armengol, acil durum ekiplerinin bölgede çalışmalar yürüttüğünü belirtti ve bölgesel yönetim bakanlarından birisinin de Inca'ya hareket ettiğini söyledi.

Mallorca yerel gazetesi Diario De Mallorca, kazanın yerel saat ile 13.36'da bir hastane binası üzerinde gerçekleştiğini aktardı.

İtfaiye ekiplerinin kamuoyu ile paylaştığı fotoğraflarda uçağın kuyruk bölümünün yola düştüğü, başka bir uçak parçasının ise bir evin bahçesinde yandığı görülüyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, dualarının kazada hayatını kaybedenlerle olduğunu ifade etti.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/ispanyada-ucak-ve-helikopter-havada-carpisti-41312069
8
Genel Askeri Konular Ve Stratejik Değerlendirmeler / Ynt: Suriye Krizi
« Son İleti Gönderen: ACE 25 Ağustos 2019, 22:52:19 »
9
MSB duyurdu: Etkisiz hale getirilen terörist sayısı 15 oldu

Milli Savunma Bakanlığından (MSB) Pençe-3 Harekatı'nda etkisiz hale getirilen terörist sayısının 15 olduğu bildirildi.

Bakanlığın Twitter hesabından yapılan açıklamada, Pençe-3 Harekatı'nda etkisiz hale getirilen terörist sayısına ilişkin bilgi verildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:

"Pençe-3 Harekatı'nda, 4'ü hava harekatıyla, 2'si de çatışmada olmak üzere 6 PKK'lı terörist daha etkisiz hale getirilerek şehitlerimizin kanı yerde bırakılmadı.
Böylece Pençe-3 Harekatı'nda etkisiz hale getirilen terörist sayısı 15 oldu."

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-msb-duyurdu-etkisiz-hale-getirilen-terorist-sayisi-15-oldu-41311864
10
Terörizm ve Kaçakçılıkla İlgili Haberler / MSB: Üç asker şehit oldu
« Son İleti Gönderen: SKYWOLF 25 Ağustos 2019, 14:25:44 »
MSB: Üç asker şehit oldu

Irak'ın kuzeyinde devam eden Pençe-3 Harekatı'nda bölücü terör örgütü PKK mensuplarıyla çıkan çatışmada 3 asker şehit oldu, 7 asker yaralandı.

Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Irak'ın kuzeyinde çıkan çatışmada 3 askerin şehit olduğu, 7 askerin yaralandığı bildirildi.
Yaralı askerlerin hastaneye sevk edildiği belirtilen açıklamada, bölgedeki operasyonların sürdüğü kaydedildi.

Açıklamada, "Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine, Türk
Silahlı Kuvvetleri ile yüce Türk milletine başsağlığı ve sabır, yaralanan kahraman silah arkadaşlarımıza acil şifalar dileriz." ifadeleri kullanıldı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/msb-uc-asker-sehit-oldu-41311613
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 10